☰
✕

HERKESE DEĞİL, KENDİMİZE

HERKESE DEĞİL, KENDİMİZE

İnsanlık hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

Gökyüzünü aştık, atomu parçaladık, genetik şifreleri çözdük. Milyarlarca kilometre uzaktaki gezegenleri araştırıyor, dünyanın öbür ucundaki insanlarla saniyeler içinde konuşabiliyoruz.

Ama hâlâ birbirimize insanca davranmayı başaramıyoruz.

Ne tuhaf değil mi?

Evrenin sırlarını çözmeye çalışan insan, başkasının da kendisi kadar yaşamaya hakkı olduğunu kabullenmekte zorlanıyor.

Oysa dünyayı daha yaşanabilir kılacak bilgiye, teknolojiye ve kaynaklara önemli ölçüde sahibiz.

Peki, neden hâlâ bu kadar acı, eşitsizlik, savaş ve adaletsizlik var?

Belki de yanlış soruyu soruyoruz.

Mesele insanlığın daha iyi bir dünya isteyip istememesi değil.

Mesele, o dünyayı kimler için istediği.

Herkes barış istiyor. Ama önce kendi barışını.

Herkes adalet istiyor. Ama çoğu zaman kendisine adalet gerektiğinde.

Herkes özgürlükten söz ediyor. Fakat başkasının özgürlüğü kendi çıkarlarıyla çatıştığında, özgürlüğün sınırlarını yeniden çizmeye başlıyor.

Merhametliyiz. Elbette.

Yeter ki merhamet göstereceğimiz insan bize benzesin, bizim gibi düşünsün, bizim tarafta olsun.

Değilse?

O zaman ilkelerimizin bile istisnaları olabiliyor.

Bir çocuğun acısına yüreğimiz parçalanırken başka bir çocuğun acısını görmezden gelebiliyoruz.

Kendi kayıplarımızı trajedi, başkalarının kayıplarını istatistik olarak değerlendirebiliyoruz.

Acının bile kimlik kontrolünden geçirildiği bir dünyada, insanlık üzerine konuşmaya devam ediyoruz.

Üstelik bütün bunları yaparken kendimizi kötü insanlar olarak görmüyoruz.

Çünkü insan zihni, kendi çelişkilerini haklı göstermek konusunda oldukça becerikli.

Kendi çıkarımız söz konusu olduğunda zorunluluk dediğimize, başkası aynı şeyi yaptığında bencillik diyebiliyoruz.

Kendimiz için hak gördüğümüzü, başkası istediğinde tehdit olarak algılayabiliyoruz.

Belki de asıl korkumuz, herkesin eşit haklara sahip olması değil; başkalarının da bizim kadar hak sahibi olduğu bir dünyada ayrıcalıklarımızı kaybetmek.

Oysa adalet, yalnızca sevdiklerimiz için geçerliyse adalet değildir.

Özgürlük, yalnızca bize tanınıyorsa özgürlük değildir.

Ve merhamet, yalnızca kendimize benzeyenlere gösteriliyorsa evrensel bir erdem olmaktan uzaktır.

İnsanlık bugün büyük bir bilgi eksikliğinden çok, bildiklerini herkese uygulayacak ahlaki ve siyasal iradenin eksikliğini yaşıyor olabilir.

Çünkü iyi bir dünya kurmak yalnızca bilimsel ilerleme meselesi değildir. Aynı zamanda gücü sınırlama, kaynakları adil paylaşma ve kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de savunabilme meselesidir.

Belki de insanlığın en büyük çelişkisi budur:

Herkes daha iyi bir dünya istiyor. Ama herkes, o dünyanın başkaları için de iyi olmasına aynı ölçüde razı değil.

Ve artık şu soruyla yüzleşmemiz gerekiyor:

Dünyayı gerçekten herkes için mi güzelleştirmek istiyoruz, yoksa yalnızca kendi hayatımız güzelleşirken dünyanın geri kalanının buna itiraz etmemesini mi bekliyoruz?

Çünkü mesele dünyanın herkese yetip yetmemesinden ibaret değil.

Asıl mesele, bizim dünyayı herkese layık görüp görmediğimiz.