Yazarlar
Savaşın Ahlakı Var mıdır?
Savaş çoğu zaman strateji, güvenlik ya da çıkar kavramlarıyla açıklanır. Ancak bu açıklamalar, savaşın en temel sorusunu çoğu zaman gölgede bırakır: Bir yıkımın ahlakı olabilir mi?
Tarih boyunca savaşlara çeşitli gerekçeler bulunmuştur. “Savunma”, “özgürlük”, “güvenlik”, “düzen sağlama” gibi kavramlar, savaşları meşrulaştırmak için sıklıkla kullanılmıştır. Bu gerekçeler, ilk bakışta makul görünebilir. Gerçekten de bir toplum kendini korumak zorunda kaldığında, savaş kaçınılmaz bir seçenek haline gelebilir. Bu noktada savaşın tamamen anlamsız olduğunu söylemek kolay değildir.
Ancak mesele tam da burada karmaşıklaşır.
Çünkü bir savaşın “gerekçesi” ile “sonuçları” çoğu zaman birbirini tutmaz. Savaş, belirli bir hedefle başlar ama kontrol edilemeyen bir yıkıma dönüşür. Masum insanlar hayatını kaybeder, şehirler yok olur, nesiller boyunca sürecek travmalar oluşur. Bu noktada şu soru kaçınılmaz hale gelir: Amaç ne olursa olsun, bu sonuçları doğuran bir eylem ahlaki olarak savunulabilir mi?
Savaşın ahlakı tartışılırken genellikle “haklı savaş” kavramı öne çıkar. Buna göre, eğer bir savaş savunma amaçlıysa ya da daha büyük bir kötülüğü engelliyorsa, belirli ölçüde meşru kabul edilebilir. Ancak pratikte bu sınırların ne kadar belirsiz olduğu ortadadır. Her taraf kendi savaşını “haklı” görür. Herkes kendini savunan, karşı tarafı ise tehdit olarak tanımlar. Böylece ahlak, nesnel bir ölçü olmaktan çıkıp, tarafların bakış açısına göre şekillenen bir araca dönüşür.
Bu durum, savaşın ahlaki zemininin ne kadar kaygan olduğunu gösterir.
Bir diğer önemli soru ise şudur: Savaşın gerçekten makul bir gerekçesi olabilir mi? Teorik olarak evet denilebilir. Ancak bu “makullük”, çoğu zaman savaşın dışında kalanlar için geçerlidir. Savaşın içinde olanlar için makul olan, hayatta kalmaktır. Bu da savaşın soyut gerekçeleri ile somut gerçekliği arasındaki uçurumu açıkça ortaya koyar.
Daha da düşündürücü olan ise şu ihtimaldir: İnsanların ve hatta dünyanın kaderi gerçekten birkaç liderin elinde midir?
Modern dünyada karar alma mekanizmaları karmaşık görünse de, savaş kararlarının çoğu zaman dar bir siyasi ve askeri çevrede alındığı bir gerçektir. Bu kararlar; güç, prestij, korku ya da tarihsel hesaplaşmalar gibi faktörlerden etkilenebilir. Bu noktada insan ister istemez şu soruyu sorar: Milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir felaket, gerçekten birkaç kişinin iradesine bırakılabilir mi?
Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur, ancak rahatsız edici bir gerçek vardır: Savaşlar çoğu zaman geniş kitlelerin değil, sınırlı sayıda karar vericinin tercihleriyle başlar. Bedelini ise en az söz hakkı olanlar öder.
Belki de savaşın en büyük çelişkisi burada ortaya çıkar. Savaşlar genellikle “büyük amaçlar” adına başlatılır, ancak sonuçları en çok sıradan insanların hayatında hissedilir. Bu da savaşın ahlaki olarak savunulmasını daha da zorlaştırır.
Sonuç olarak, savaşın tamamen ahlaki olduğunu söylemek de, tamamen anlamsız olduğunu iddia etmek de yeterli değildir. Ancak şu açıkça görülebilir: Savaş, ne kadar gerekçelendirilirse gerekçelendirilsin, her zaman derin bir ahlaki sorun taşır. Çünkü hiçbir gerekçe, kaybedilen hayatları, yok olan çocuklukları ve geride kalan yıkımı tam anlamıyla açıklayamaz.
Belki de asıl soru şudur:
Savaşın bir ahlakı olup olmadığı değil…
İnsanlığın, böylesi bir yıkımı hâlâ nasıl meşrulaştırabildiğidir.
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
