Yazarlar
Emine Çiçek Yazdı; Aile İçi İletişimde Disiplinin Rolü
ÇOCUK YETİŞTİRMEDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR ŞUNLARDIR.
Sevginin, Disiplinin, Ödül ve Cezanın aile içinde yeri çok önemlidir. Çocuk yetiştirmede dikkat edilecek noktaların başında ailenin sevgi, disiplin, ödül ve ceza anlayışlarının neler oldugu çok önemlidir.İnsanlar kendini toplum içindeki geri bildirimlerden tanır ve tanımlar. İnsan sevgi ile büyür, olgunlaşır. İnsan sevme yeteneğini sevilerek kazanır.
Sevginin olmazsa olmazı temel taşı kabul duygusudur. Çocuğun tek dayanağı anne-babasının sevgisi ve kabulüdür.. Sevgi herkesin ihtiyacı olan bır olgudur ve gereksinimi ömür boyu sürer sürekli doyurulması gerekir. Çocuğun görünüşü fiziksel olguları , becerileri, başarıları sevgi pazarlık konusu yapılmamalıdır.
Çocuk koşulsuz sevgi ister. Çocuk kendisiyle geçirilen zamanla aynı oranda sevilip sevilmediğini anlar.Çocuğu sevmek, onunla bütünleşmek, bazı etkinliklerde onunla beraber olmak ve bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaya çalışmaktır. Sevgiden yoksun büyümüş çocukta çeşitli uyum ve davranış bozuklukları görülebilir. Kendisini dışlanmış kabul eden çocukta güvensizlik duygusu gelişir.Çocuk yetiştirmede dikkat edilecek diğer bir unsur disiplindir.
Dengeli ve düzenli bir aile yapısı oluşturmada disiplinin önemi büyüktür. Disiplin, kişilerin içinde yaşadıkları toplumun genel düşünce ve davranışlarına uyum sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir. Aile içinde etkili bir disiplin oluşturabilmek için aile bireylerinin özgürlük sınırlarını bilmelerigerekir. Disiplin, kişinin kendisiyle başlar. Disiplinin amacı düzenli, tutarlı ve sorumlu davranış alışkanlıkları kazandırmak olmalıdır.
Aşırı hoşgörü ve disiplin eksikliği çocukta bencillik veantisosyal davranışların ortaya çıkmasına; aşırı otoriter ve baskılıkatı disiplin de anne-babaya karşı korku, nefret ve öfke duygularının oluşmasına çocuğun bağımlı ve isyankâr olmasına neden olabilir.Disiplini oluşturabilmek için yerinde kullanılan ödüller ve kurallara uyma gerekliliği büyük önem taşır. Ödül, istendik davranışların pekişmesi amacıyla kullanılan ve çocuğun gelişimine katkı sağlayan bir yöntemdir. Ödül, çocuğa hak ettiği zaman verilmelidir. Görevini yapan çocuk gereksiz yere ödüllendirilmemelidir. Güzel bir söz, bir öpücük, çocuğu övme gibi ödüller sıklıkla uygulanmalı maddi değeri olan ödüllere çok sık başvurulmamalıdır. Anne-babanın çocuğu takdir ve teşvik etmeleri onun için en büyük ödüldür. Çocuğun hangi davranışından dolayı ödüllendirildiğini bilmesi de eğitsel açıdan önemlidir. İstenmeyen davranışların tekrar edilmesini engellemek amacıyla bazı aileler ceza yöntemini kullanmaktadır ancak çocuk yetiştirmede cezanın yerine çocuğun ailede uyması gereken kuralların olduğunu ve bunlara uyulmasının önemini algılaması için önlemler alınmalıdır. Çocuk, uyması gereken kuralları bilmeli ve bu kurallar belirlenirken ve uygulanırken çocuğa tartışabilme hakkı da verilmelidir. Onur kırıcı ve çocuğun kendisini savunmasına fırsat tanımadan verilen ceza, çocuğun öz güvenini sarsar ve bağımsızlaşmasını engeller. Bazı ailelerde dayak bir ceza yöntemi olarak kullanılır .
Dayak, istenmeyen davranışların artmasına neden olur. Dayak, çocuğun anne-babasına karşı korku, öfke ve kızgınlık içinde olmasına neden olur. Saldırgan olmayı, sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretir. Dayak yiyen çocukta oluşması gereken iç disiplin bozularak zayıf vicdan vemahlak gelişimine yol açar.mTüm disiplin yöntemlerinde ailedeki bireylerin tutarlılık göstermesi büyük önem taşımaktadır.
Ailede Anne-Baba Tutumları
Her çocuk doğarken farklı kalıtımsal özelliklerle doğar. Çevresel etkenler ve anne- baba tutumları onların kişiliklerini şekillendirir. Bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak eğitilen çocuklar öz güvenleri gelişmiş bireyler olurlar. Anne-baba tutumları birbirini tamamlayan, birbiriyle çelişmeyen ve çocuklar üzerinde çok fazla baskı ya da çok boşluk yaratmayan nitelikte olmalıdır.
1- Aşırı baskıcı ve otoriter tutum sergileyen anne-baba
Daha çok geleneksel aile yapılarında görülmektedir. Uygulanan bu çok katı disiplinde çocuklar kendilerini hayatın her aşamasındaki kurallara sorgulamadan uymak zorunda hissederler. Baskıcı tutumlarla yetişen çocuklar insan ilişkilerinde çekingen, sessiz ve başkalarının düşüncelerini kolay kabul eden bireyler olurlar. Başkaları onları denetler, yönlendirir. Hayata karşı duruşları kendi istedikleri ve içlerinden geldiği gibi değil.
2-Aşırı Hoşgörülü ve Gevşek Tutum
Bu tür ailelerde çocuğun hataları, yanlış davranışları sürekli kabul görür. Davranışları anne-baba tarafından sorgulanmaz ve çocuk sonsuz özgürdür. Evde kuralları çocuk koyar ve ailenin hayatı ona göre şekillendirilir. Bu abartılı özgürlük ve sevgi, onun doyumsuz kişilik geliştirmesine neden olur. Bencil, kural tanımayan ve çevresinde bulunan bireylerin (anne- baba, arkadaş ve diğer yetişkinler) onun isteklerini yerine getirmekle yükümlü olduklarını düşünen bireyler olurlar. Toplumsal hayata uyum sağlamakta güçlük çekerler ve sosyal ilişki kurmakta güçlüklerle karşılaşırlar. Bu tutuma tek çocuklu ailelerde ve geç yaşta anne baba olmuş ailelerde rastlanabilir.
3-Dengesiz ve Kararsız Tutum
Anne-baba tutumları içinde çocuğun gelişimini en çok olumsuz yönde etkileyen tutumlardandır. Tutumlardaki dengesizlik annebabanın çocuk eğitimindeki görüş ayrılıklarından ya da ruh durumlarının değişkenlik göstermesinden kaynaklanabilir. Annebabanın aynı davranışlara farklı zamanlarda farklı tepkiler göstermesi, çocukla ilgili eleştirilerini onun yanında yapması, davranışlarına birinin olumlu diğerinin olumsuz tepki göstermesi çocukta dengesizlik ve kararsızlık durumlarının ortaya çıkmasına neden olur. Dengesiz anne-baba tutumu ile büyüyen çocuklar; iç dengeleri oturmayan, huzursuz ve olaylar karşısında nasıl davranacağına kolay karar veremeyen yetişkinler olurlar.
4-Aşırı Koruyucu Tutum
Aşırı koruyucu tutum daha çok anne-çocuk ilişkisinde rastlanan durumdur. Aşırı koruyucu tutumda anne çocuğuna fazla güvenemez ve onun tek başına birey olarak bir şeyleri başarmasına izin vermez. Koruyucu yaklaşımda çocuklar öz bakımlarından sosyal ilişkilerine kadar anne-babalarından destek beklerler. Öz güvenleri az gelişmiş, diğer insanlarla ilişki kurmada güçlükler yaşayan ve başa çıkabileceği hâlde sorunlarını çözemeyen bireyler olurlar. Bazı durumlarda da aykırı davranışlar gösteren yetişkinler olabilirler. Koruyucu yaklaşım çocuğun kişisel gelişimini her açıdan olumsuz etkileyen tutumlardandır.
5-İlgisiz ve Kayıtsız Tutum
İletişim kopukluğu olan ailelerde ebeveynlerin çocuğu dışlaması, çocuğu görmezlikten gelmeleri ilgisiz ve kayıtsız tutumun göstergeleri olabilir. Bu durumda çocukta bir yere ait olma ve güven duygusu sarsılır. İlgisiz ve kayıtsız tutumla karşı karşıya kalan çocuklarda saldırganlık eğilimi görülmektedir. Çocuklar; eşyalara, arkadaşlarına ve yakın çevresine zarar verirler. Güven Verici, Desteleyici ve Demokratik Tutum Anne-babanın çocuklarına hoşgörülü davranmaları; onları desteklemeleri, çocukların isteklerini bazı kısıtlamalar dışında diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri ve demokratik olmaları anlamına gelir. Çocuk; kabul görmek, desteklenmek, onaylanmak ister. Çocuğa kendi benliğini ifade etme fırsatı veriliyorsa çocuk uyumlu, mutlu ve sağlıklı bir birey olma yolunda ilerler. Demokratik, güven verici ve destekleyici bir ortamda büyüyen çocuk kendine güvenen, olgun, yapıcı, yaratıcı, özgür, sosyal, sınırlarını bilen, girişimci, sorumluluk sahibi birey olarak yetişir. Anne ve babası tarafından ikna yoluyla denetlenen çocuk, ebeveynlerin kendisi ile ilgili duygu, düşünce ve beklentilerini bilir ve buna göre davranır.Ancak aşırı demokratik tutumlar çocukta her alanda sınırsızözgürlük, her istediğini yapma gibi bir anlayışın gelişmesine neden olabilir. Demokratik tutum aynı zamanda başkalarının özgürlüğüne saygı, dürüst olma ve bazı durumlarda çoğul düşünebilme davranışlarının oluşturulmasını da sağlayabilecek şekilde dengelenmelidir. Güven verici ve destekleyici tutumun dengeli verildiği ailede büyüyen çocuklar katılımcı, kendilerini kolay ifade eden ve toplumsal problemlere duyarlı yetişkinler olurlar.
Ailede Çocuğa Ruhsal Bağımsızlığın Kazandırılması
Doğumla birlikte anne ve çocuk arasındaki fiziksel bağ kesilir fakat duygusal bağ hiç kopmaz ve ömür boyu sürer. Çocuğun yaşamını devam ettirebilmesi için annenin ilgisine ve bakımına ihtiyacı vardır. Çocuk anneye tam anlamıyla bağımlıdır. Ancak zamanla çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılama becerisi kazandıkça bu bağımlılık azalır ve çocuk büyüdükçe yok olması beklenir fakat bazı anneler çocuklarının bağımlılıklarından zevk duyar ve çocuklarının sorumluluklarını da kendileri üstlenirler. Bu durumdan çocuk çok zarar görür. Kendi kendine yetmeyen, kendi ayaklarının üzerinde duramayan bireyler olarak yetişir. Annebabanın olmadığı durumlarda çocuk ne yapacağını bilemez, hayatını düzene sokamaz. Çocuğun böyle bir duruma düşmemesi için doğumdan itibaren anne-babasının davranış ve yaklaşımları çocuğa bağımsızlığını kazandıracak nitelikte olmalıdır. Bağımlılıktan bağımsızlığa geçiş döneminde çocuğun ebeveynlerine ihtiyacı vardır. Yetişkinlerin çocuğun kendi kendine yapabileceği her etkinliği desteklediği, çocuğun seçimlerine fırsat verdiği, onu yüreklendirdiği ve karşılaştığı problemlere yardımcı olduğu sürece çocukların bağımsızlık duygusunun geliştiği görülür. Duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında yeterli sevgi, ilgi ve güven içinde büyüyen çocuklar sağlıklı gelişimleri için gerekli deneyimleri yaşayabilirler. Bu tür aile ortamlarında aile bireylerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve çocuklara bağımsızlık konusunda gerekli ortamların hazırlanması, onun sağlam bir kişilik yapısına sahip olmasını sağlar. Çocuk bir problemle karşılaştığında o problemle ilgili çözüm önerilerini düşünme fırsatı tanınmalı, problemi nasıl çözeceğine karar vermesi sağlanmalıdır. Hor görme, cezalandırma, aşırı sevgi ve koruma çocuğun gelişimini, başarısını ve topluma uyum sağlamasını engeller. Sağlıklı toplumlar, bireylerin ruh sağlığının korunmasıyla oluşabilir. Yeterli sevgi görerek, bağımsızlığı desteklenerek yetişen bireyler sağlıklı toplumların temelini oluştururlar.Sağlıklı birey ailede yetişir.Ve toplum sağlıgı ailede başlar.O nedenle toplumun yapı taşıı ailede birey olmak çocuk olmak önem arzeder. Saygılarımla
Uzm.Psk.Emine ÇİÇEK
Yazarlar
Vitrin Güzel, Hayat Dağınık
Biz gerçekten pratik zekâsı yüksek bir milletiz.
Sorunları çözmek gibi yorucu işlerle vakit kaybetmiyoruz; onları görünmez hâle getiriyoruz. Yoksulluk mu var? Önüne paravan çekeriz. Yol mu bozuk? Misafir gelince yaparız. Emekli geçinemiyor mu? Sabır tavsiye ederiz. Genç umutsuz mu? Ona biraz tarih, biraz hamaset, biraz da “şükret” karışımı veririz.
Böylece herkes kendi acısını unutmasa bile en azından onu konuşmamayı öğrenir.
Ankara’da uluslararası bir zirve yapıldı. Şehir hazırlandı, yollar düzenlendi, görüntüyü bozan ne varsa toparlandı. Elbette devlet misafir ağırlar, başkentini düzenler, güvenlik önlemi alır. Buna kimsenin itirazı yok.
İtirazımız başka bir yere: Bu kadar imkân birkaç günlüğüne bulunabiliyorsa, neden yıllardır halkın gündelik hayatı için bulunamıyor?
Demek ki yol yapılabiliyormuş. Demek ki şehir düzenlenebiliyormuş. Demek ki görüntü istenince değişebiliyormuş.
Peki emeklinin sofrası neden değişmiyor? Yoksul mahallelerin kaderi neden değişmiyor?Barınaklara, sokaklara, okullara, hastanelere, kiralara gelince neden imkânlar birdenbire buharlaşıyor?
Ama meseleye böyle bakmak biraz tehlikeli. Çünkü düşünmeye başlarsak huzurumuz kaçar. Onun için bize daha kullanışlı gündemler gerekir.
Mesela sosyal medyada birbirimizi yiyebiliriz. Birimiz hayvanların yaşam hakkını savunuruz, öbürümüz bütün sokak hayvanlarını ülkenin baş meselesi ilan ederiz. Birimiz yoksulluğu konuşmak isteriz, diğeri hemen bambaşka bir tartışma açar. Birimiz adalet deriz, öbürümüz “Şimdi sırası mı?” diye sorar. Birimiz soru sormaya kalkarız, öbürümüz devreye girip “Vardır bir bildikleri” cümlesini kutsal mühür gibi basarız. Ne büyük kolaylık!
Düşünmeye gerek yok. Sorgulamaya gerek yok. Gerçeğe bakmaya gerek yok.
Hazır şablon cevaplarımız var bizim hazır gündemlerimiz: “Devlet bilir.” “Dış güçler yapıyor.” “Memleketin başka derdi yok mu?” “Sen önce şunu konuş.” “Bunlar hep algı.”……….
Aslında en büyük algı, algı kelimesinin kendisi oldu. Ne zaman gerçek bir sorun konuşulsa, hemen üstüne bu kelime örtülüyor. Yoksulluk algı. Geçim sıkıntısı algı. Hayvanların meçhul akıbeti algı. Aydınların susturulması algı. Gençlerin umutsuzluğu algı.Emeklinin pazarda fileyi dolduramaması da muhtemelen optik bir yanılsama.
Zaten bu ülkede bazı şeyler ancak bizim kapımıza dayanınca gerçek oluyor. Kendi babamız geçinemeyince ekonomi bozuluyor. Kendi çocuğumuz iş bulamayınca liyakat sorunu başlıyor. Kendi mahallemizin önü kapatılınca yoksulluk görünür oluyor. Kendi sevdiğimiz hayvan kaybolunca barınaklar aklımıza geliyor. Kendi fikrimiz değersiz görülünce özgürlük kıymetleniyor.
O zamana kadar her şey gayet normal.
Bir yanda ihtişamlı yapılar, ışıklı salonlar, protokol düzeni ve büyük cümleler var. Diğer yanda pazarın son saatini bekleyen emekliler, ay sonunu hesaplayan aileler, ne olacağı bilinmeyen sokak hayvanları, konuştuğu için bedel ödeyen insanlar ve her gün biraz daha yorulan bir toplum var.
Fakat biz yine de rahatız. Çünkü görüntü fena değil.
Yollar yapılmış. Paravanlar kurulmuş. Sokaklar temizlenmiş. Törenler tamamlanmış.Kameralar doğru açıya yerleştirilmiş. Geriye sadece halkın gerçek hayatı kalmış. O da zaten kadraja girmese daha iyi.
Bir ülkenin ayıbı yoksul insanlarının olması değildir. Asıl ayıp, yoksulluğu azaltmak yerine yoksulun görünmesini engellemektir. Bir toplumun sorunu hayvanların sokakta olması değildir; yaşam hakkını öfke malzemesine çevirmesidir. Bir devletin itibarı büyük binalarla değil, küçük insanların onuruyla ölçülür. Ama biz galiba itibarı biraz yanlış anladık.
Bize göre itibar, dışarıdan bakınca güzel görünmek. İçeride ne yaşandığı çok da önemli değil. Yeter ki misafirler geçerken düzen bozulmasın. Yeter ki kameralar ön cepheyi çeksin. Yeter ki sosyal medya kendi kavgasına devam etsin. Yeter ki kimse asıl soruyu sormasın:
Bu ülkede neden görüntü halktan daha kıymetli? İşte bütün mesele bu.
Biz yoksulluğu değil, yoksulluğun fotoğrafını düzeltiyoruz.
Vicdanı değil, vitrini parlatıyoruz.
Hayatı değil, dekoru yeniliyoruz.
Sonra da büyük bir ciddiyetle kendimizi tebrik ediyoruz:
Her şey yolunda. Saraylar ışıl ışıl. Paravanlar sağlam. Halk meşgul. Sosyal medya öfkeli.Vicdan geçici olarak sessizde. Yani anlayacağınız, memleket yönetilmiyor; kusursuz bir sahne düzeni kuruluyor.
Dekorun arkasında ne olduğunu soranlara da her zamanki cevabı veriyoruz:
“Şimdi sırası mı?”
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
-
Genel3 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar3 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Video1 ay önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber1 ay önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video1 ay önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya1 ay önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Yazarlar3 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
