Yazarlar
Gerçek Değer: Seni Eksiltmeden Çoğaltabilme Sanatı
Modern insan ilişkilerinin en temel paradokslarından biri, “değer vermek” kavramının sıklıkla fedakârlık, sahiplenme ya da kendinden vazgeçme ile karıştırılmasıdır. Oysa psikolojik açıdan gerçek değer; bireyin kimliğini, sınırlarını ve öz benliğini aşındırmadan ilişki içinde karşılıklı gelişimi destekleyebilmektir. Sağlıklı bir ilişkinin temel göstergesi, bireyin o ilişkinin içinde küçülmesi değil; aksine psikolojik olarak güçlenmesi, kendilik algısının beslenmesi ve duygusal kapasitesinin genişlemesidir.
İnsan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır. Ancak bağ kurma ihtiyacı ile bağımlı hale gelme arasındaki çizgi çoğu zaman fark edilmeden silikleşebilir. Özellikle duygusal ilişkilerde “vermek” kavramı, bazen sağlıklı paylaşımın ötesine geçerek kişinin kendi ihtiyaçlarını sistematik biçimde geri plana attığı bir öz silinmeye dönüşebilir. Bu durum psikoloji literatüründe duygusal tükenme, sınır ihlali ve eş bağımlılık (codependency) gibi kavramlarla açıklanır.
Sağlıklı ilişkilerde sevgi, bireyin bireyselliğini tehdit etmez; aksine onu destekler. Çünkü gerçek yakınlık, kişinin kendiliğinden vazgeçmesini değil, kendilik bütünlüğünü koruyarak ilişki kurabilmesini gerektirir. Carl Rogers’ın insancıl psikoloji yaklaşımında vurguladığı gibi, bireyin koşulsuz kabul gördüğü ilişkiler psikolojik gelişimi destekler. Kabul görmek, değişmeye zorlanmadan anlaşılabilmek; bireyin özsaygısını güçlendirir ve içsel güvenlik duygusunu artırır.
Buna karşılık sağlıksız ilişkilerde sevgi; kontrol, suçluluk, manipülasyon ya da görünmez duygusal borçlarla örülü hale gelebilir. Kişi sürekli veren, anlayan, alttan alan, düzenleyen taraf haline geldikçe kendi psikolojik sınırlarını kaybetmeye başlar. Başlangıçta “fedakârlık” olarak tanımlanan bu süreç, zaman içinde kimlik erozyonuna neden olabilir. Çünkü sürekli başkasının ihtiyaçlarına odaklanan birey, bir noktadan sonra kendi duygularını tanımlamakta dahi zorlanır.
Gerçek değer tam da burada farklılaşır.
Gerçek değer, bir insanı kendine bağımlı kılmak değil; onun psikolojik özerkliğini desteklemektir. Onu küçülterek yanında tutmak değil; güçlenmesine eşlik edebilmektir. Bir kişinin ışığından rahatsız olmamak, gelişimini tehdit olarak algılamamak ve başarılarını ilişkinin kaybı olarak görmemek, duygusal olgunluğun göstergesidir.
Psikolojik sağlamlık açısından bakıldığında, sağlıklı ilişkiler bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır, aidiyet duygusunu güçlendirir ve duygusal düzenleme becerilerini destekler. İlişki, bir yük değil; psikolojik dayanıklılığı artıran güvenli bir alan haline gelir. Çünkü gerçek bağ, bireyin kendilik değerini azaltmaz; onu daha görünür hale getirir.
Bu nedenle belki de ilişkilerimizi değerlendirirken en temel soruyu sormamız gerekir:
Bu ilişki beni ben olmaktan uzaklaştırıyor mu, yoksa kendimin daha sağlıklı bir versiyonuna mı dönüştürüyor?
Çünkü gerçek değer; bireyi eksilterek değil, psikolojik olarak çoğaltarak var olur.
Özden öze..
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
