Bizi Takip Edin

Yazarlar

Nida Öztan Yazdı; Doğa ve İnsanlık

yazar

Yayınlandı

Tarih

İnsanlığın başladığı dönemden bu döneme kadar doğada bir sürü kriz ve gelişmeler olmuştur bu durumlar insanlığın yansımasıdır.

    DOĞA VE İNSANLIK


İnsanlığın başladığı dönemden bu döneme kadar doğada bir sürü kriz ve gelişmeler olmuştur bu durumlar insanlığın yansımasıdır.

İlk çağlarda insanlar doğaya uyum sağlamak ve yaşamlarını sürdürebilmek için doğayı gözlemlemişlerdir,doğa bu dönemde insanlara hükmetmiştir.

İnsanların doğadaki  gelişimi ve önemli buluşları çağlara ayrılmıştır;

PALEOLİTİK ÇAĞ (KABA TAŞ ÇAĞI) : Bu çağda insanlar avcılık ve toplayıcılıkla uğraşmış,kaya sığınakları ve mağaralarda hayatlarını sürdürmüş,salgın hastalıklar ve beslenme ihtiyacını giderebilmek için göçebe yaşamı tercih etmişlerdir.

Reklam

MEZOLİTİK ÇAĞ (YONTMA TAŞ ÇAĞI) : Göçebe yaşam tarzını terk edip,sulak alanlarda yaşamaya başlamışlardır bu dönemin sonunda tarım önemli hale gelmiştir.

NEOLİTİK ÇAĞ (YENİ TAŞ ÇAĞI) : Yerleşik yaşam iyice yaygınlaşmış,tarım,zanaatkarlık ve hayvancılıkla uğraşmışlar,farklı ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır.

KALKOLİTİK ÇAĞ (MADEN ÇAĞI) : Tarımsal faaliyet ve hayvancılık gelişmiş,kentler kurulmuştur.

Avcılık ve toplayıcılıkda yaşamlarını sürdüren insanlar bir devrimin kapılarını açıp tarım devrimini meydana çıkarmıştır.İnsanlar yerleşik yaşama geçip, tarım yapmaya başladıkları zaman doğayla daha içli dışlı olup hayatlarını daha rahat geçirmenin yollarını bulmuşlardır.

Reklam

Tarım aletlerinin bulunması ,insan nufüsunun hızla artması,teknolojinin insan hayatına girmesiyle yeni gereksinimler getirmiş sanayi devrimi ortaya çıkmıştır.

Sanayi devriminde bireyselliğin aza inip kitlesel üretimin başlaması,buharın buluşu,sanayi ve insan hayatını kolaylaştıracak insan gücünü aza indirecek makinaların ortaya çıkması doğadaki delgelerin bozulmasının ilk nedenlerindendir.

İnsanlığın biliçsizce su,hava ve toprağımızı kullanması tabiatımızın dengelerini bozmaktadır.

Teknolojinin doğaya hem iyi yönde hem kötü yönde etkileri oluyor bu etkilerden bahsedecek olursak;

Reklam

1)SU KİRLİLİĞİ

-Temizlik için kullanılan deterjanlar, ilaç fabrikalarından çıkan atıklar, kağıt fabrikalarından çıkan atıklar, gübreler, tarım ilaçları, fabrika atıkları, deniz taşıtlarından çıkan kimyasallar, katranlar, mazotlar, gereksiz su kullanımı, denizlere çöplerin atılması, aşırı avlanma.

2)HAVA KİRLİLİĞİ

-Sanayi tesislerinden çıkan gazlar, araçlardan çıkan gazlar, bacalardan çıkan gazlar, sera gazları, volkanik patlamalar, orman yangınları, parfüm kullanımının artması, sigara kullanımının yaygınlaşması.

Reklam

3)TOPRAK KİRLİLİĞİ

-Kullanılan deterjan ürünleri, kimyasal gürbe kullanımı, tarım ilaçları, asitler, kireç, amonyak, maden işlemesinde oluşan atıklar, asit yağmurları.

4)RADYOAKTİF KİRLENME

-Nükleer enerji, nükleer silah üreten fabrikalar, radyoaktif kirliliğe neden olur. Radyoaktif kirlilik hava,su,toprak ve ormanlara zarar verir.

Bunlar haricinde iki önemli unsur daha bulunmaktadır ”Nufüs Artışı” ve ”Eğitimsizlik” . Nüfusun hızla artması sonucu ormanlarımızın yerleşim yerlerine,sanayiye,fabrika alanlarına açılması ekosistemi çok derinden etkiliyor bu durumları önlememiz için eğitim çok değerli bir yapıdadır ne kadar biliçlenirsek doğamız ve insanlık için o kadar iyi bir sonuç doğuracaktır.

Reklam

TEKNOLOJİNİN İYİ YÖNDE ETKİLERİ;

Teknolojinin doğurduğu atıkları tekrar teknoloji sayesinde doğaya kazandırabiliriz veya zararı en aza indirebiliriz. Ambalajlamadaki atıkların geri dönüştürülmesi, fabrika bacalarına takılan filtrelerin ve denizlere takılan filtlelerin zararı en aza indirmesi, orman yangınlarının kısa sürede tespit edilip müdahale başlanması.

Geri dönüşüm teknolojinin yaygınlaşmasıyla çevreyi korumaya yönelik bulunan bir sistemdir, ekosistemdeki doğal kaynaklar sınırlı olduğundan geri dönüşümün önemi gittikçe artmaktadır.Geri dönüşüm 4 aşamadan oluşmaktadır bunlar; atıkların toplanması,atıkların ayrıştırılması,atıkların sınıflandırılması,atıkların temizlenmesidir.

Reklam

GERİ DÖNÜŞÜMÜN DOĞAMIZA YARARLARI

-Doğal kaynakları korur,Doğal kaynakların kullanımı azalır,Çevre kirliliği azalır,Atık miktarı azalır,Enerji tasarrufunu sağlar.

Doğamızı daha sürdürebilir kılmak ve gelecek nesillerimize aktarmak için TEMA VAKFI gibi kurumların düzenlediği  projelere katılıp hem yeteneğimizi geliştirip hemde doğamıza katkıda bulunabiliriz.

Nida ÖZTAN

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

Vitrin Güzel, Hayat Dağınık

Yayınlandı

Tarih

Biz gerçekten pratik zekâsı yüksek bir milletiz.

Sorunları çözmek gibi yorucu işlerle vakit kaybetmiyoruz; onları görünmez hâle getiriyoruz. Yoksulluk mu var? Önüne paravan çekeriz. Yol mu bozuk? Misafir gelince yaparız. Emekli geçinemiyor mu? Sabır tavsiye ederiz. Genç umutsuz mu? Ona biraz tarih, biraz hamaset, biraz da “şükret” karışımı veririz.

Böylece herkes kendi acısını unutmasa bile en azından onu konuşmamayı öğrenir.

Ankara’da uluslararası bir zirve yapıldı. Şehir hazırlandı, yollar düzenlendi, görüntüyü bozan ne varsa toparlandı. Elbette devlet misafir ağırlar, başkentini düzenler, güvenlik önlemi alır. Buna kimsenin itirazı yok.

Reklam

İtirazımız başka bir yere: Bu kadar imkân birkaç günlüğüne bulunabiliyorsa, neden yıllardır halkın gündelik hayatı için bulunamıyor?

Demek ki yol yapılabiliyormuş. Demek ki şehir düzenlenebiliyormuş. Demek ki görüntü istenince değişebiliyormuş.

Peki emeklinin sofrası neden değişmiyor? Yoksul mahallelerin kaderi neden değişmiyor?Barınaklara, sokaklara, okullara, hastanelere, kiralara gelince neden imkânlar birdenbire buharlaşıyor?

Ama meseleye böyle bakmak biraz tehlikeli. Çünkü düşünmeye başlarsak huzurumuz kaçar. Onun için bize daha kullanışlı gündemler gerekir.

Mesela sosyal medyada birbirimizi yiyebiliriz. Birimiz hayvanların yaşam hakkını savunuruz, öbürümüz bütün sokak hayvanlarını ülkenin baş meselesi ilan ederiz. Birimiz yoksulluğu konuşmak isteriz, diğeri hemen bambaşka bir tartışma açar. Birimiz adalet deriz, öbürümüz “Şimdi sırası mı?” diye sorar. Birimiz soru sormaya kalkarız, öbürümüz devreye girip “Vardır bir bildikleri” cümlesini kutsal mühür gibi basarız. Ne büyük kolaylık!

Reklam

Düşünmeye gerek yok. Sorgulamaya gerek yok. Gerçeğe bakmaya gerek yok.

Hazır şablon cevaplarımız var bizim hazır gündemlerimiz: “Devlet bilir.” “Dış güçler yapıyor.” “Memleketin başka derdi yok mu?” “Sen önce şunu konuş.” “Bunlar hep algı.”……….

Aslında en büyük algı, algı kelimesinin kendisi oldu. Ne zaman gerçek bir sorun konuşulsa, hemen üstüne bu kelime örtülüyor. Yoksulluk algı. Geçim sıkıntısı algı. Hayvanların meçhul akıbeti algı. Aydınların susturulması algı. Gençlerin umutsuzluğu algı.Emeklinin pazarda fileyi dolduramaması da muhtemelen optik bir yanılsama.

Zaten bu ülkede bazı şeyler ancak bizim kapımıza dayanınca gerçek oluyor. Kendi babamız geçinemeyince ekonomi bozuluyor. Kendi çocuğumuz iş bulamayınca liyakat sorunu başlıyor. Kendi mahallemizin önü kapatılınca yoksulluk görünür oluyor. Kendi sevdiğimiz hayvan kaybolunca barınaklar aklımıza geliyor. Kendi fikrimiz değersiz görülünce özgürlük kıymetleniyor.

O zamana kadar her şey gayet normal.

Reklam

Bir yanda ihtişamlı yapılar, ışıklı salonlar, protokol düzeni ve büyük cümleler var. Diğer yanda pazarın son saatini bekleyen emekliler, ay sonunu hesaplayan aileler, ne olacağı bilinmeyen sokak hayvanları, konuştuğu için bedel ödeyen insanlar ve her gün biraz daha yorulan bir toplum var.

Fakat biz yine de rahatız. Çünkü görüntü fena değil.

Yollar yapılmış. Paravanlar kurulmuş. Sokaklar temizlenmiş. Törenler tamamlanmış.Kameralar doğru açıya yerleştirilmiş. Geriye sadece halkın gerçek hayatı kalmış. O da zaten kadraja girmese daha iyi.

Bir ülkenin ayıbı yoksul insanlarının olması değildir. Asıl ayıp, yoksulluğu azaltmak yerine yoksulun görünmesini engellemektir. Bir toplumun sorunu hayvanların sokakta olması değildir; yaşam hakkını öfke malzemesine çevirmesidir. Bir devletin itibarı büyük binalarla değil, küçük insanların onuruyla ölçülür. Ama biz galiba itibarı biraz yanlış anladık.

Bize göre itibar, dışarıdan bakınca güzel görünmek. İçeride ne yaşandığı çok da önemli değil. Yeter ki misafirler geçerken düzen bozulmasın. Yeter ki kameralar ön cepheyi çeksin. Yeter ki sosyal medya kendi kavgasına devam etsin. Yeter ki kimse asıl soruyu sormasın:

Reklam

Bu ülkede neden görüntü halktan daha kıymetli? İşte bütün mesele bu.

Biz yoksulluğu değil, yoksulluğun fotoğrafını düzeltiyoruz.

Vicdanı değil, vitrini parlatıyoruz.

Hayatı değil, dekoru yeniliyoruz.

Sonra da büyük bir ciddiyetle kendimizi tebrik ediyoruz:

Reklam

Her şey yolunda. Saraylar ışıl ışıl. Paravanlar sağlam. Halk meşgul. Sosyal medya öfkeli.Vicdan geçici olarak sessizde. Yani anlayacağınız, memleket yönetilmiyor; kusursuz bir sahne düzeni kuruluyor.

Dekorun arkasında ne olduğunu soranlara da her zamanki cevabı veriyoruz:

“Şimdi sırası mı?”

Okumaya Devam Et

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.