Bizi Takip Edin

Yazarlar

Özgürlük Romantik Bir Fikir, Sorumluluk O Kadar Değil

yazar

Yayınlandı

Tarih

Özgürlük Romantik Bir Fikir, Sorumluluk O Kadar Değil

İnsan özgürlüğü çok sever. En azından söz konusu başkalarının koyduğu kurallar olduğunda. Kendi hayatına karışılmasını istemez, kendi kararlarını vermek ister, kimseye hesap sormadan yaşamanın hayalini kurar. Ne var ki iş gerçekten seçim yapmaya geldiğinde aynı insanın bir anda derin bir düşünceye daldığı görülür. Çünkü özgürlük uzaktan bakıldığında son derece çekici, yakından karşılaşıldığında ise hafif ürkütücü bir şeydir.

Özgür olmak demek, insanın kendi kararlarını kendisinin vermesi demektir. Bu kulağa oldukça etkileyici gelir. Ancak bu durumun küçük bir ayrıntısı vardır: Yanlış karar verdiğinde suçu atacak kimse kalmaz. İnsan çoğu zaman özgürlüğü ister, ama onunla birlikte gelen sorumluluğu o kadar da hevesle karşılamaz. Seçim yapmak güzeldir; yeter ki sonuçlarından insanın kendisi sorumlu tutulmasın.

Felsefi açıdan bakıldığında özgürlük, insanın kendi yaşamını şekillendirme imkânıdır. İnsan, önüne konulan yollar arasında bir tercih yapabilen bir varlıktır. Fakat tam da bu yüzden özgürlük bazen bir armağandan çok bir yük gibi hissedilir. Çünkü seçenek arttıkça huzur artmaz; aksine kararsızlık çoğalır. İnsan bazen iki seçenek arasında bile zorlanırken, modern dünya ona onlarca ihtimal sunar ve sonra da ondan “kendin olmasını” bekler. Sanki bu son derece kolay bir şeymiş gibi.

Reklam

Toplumsal açıdan mesele daha da ilginçtir. İnsanlar özgürlüğü överken genellikle toplumun sınırlarından şikâyet ederler; fakat aynı insanlar, alışılmış düzenin dışına çıkan biriyle karşılaştıklarında pek de rahat davranmazlar. Toplum bireye “özgür ol” der, ama bunun sessiz devamı çoğu zaman şudur: “Tabii makul ölçülerde.” Böylece birey, özgürlük ile kabul görme arzusu arasında ince bir çizgide yürümeye çalışır. Bir yandan kendisi olmak ister, öte yandan fazla da kendisi olmamaya dikkat eder.

Modern hayat özgürlüğü neredeyse sınırsız seçenek sunarak tanımlar. Hangi mesleği yapacağın, nasıl yaşayacağın, neye inanacağın, kim olacağın… Her şey insanın önüne bir tercih listesi gibi bırakılır. Bu tablo ilk bakışta etkileyicidir. Ancak biraz dikkatli bakıldığında, insanın bazen bu kadar çok seçenek karşısında yönünü kaybettiği fark edilir. Çünkü her seçimin içinde aynı zamanda bir vazgeçiş vardır. İnsan bir yolu seçerken diğer bütün ihtimallerden de sessizce uzaklaşır. Özgürlük burada biraz şuna benzer: Önünde sonsuz kapı vardır, ama aynı anda yalnızca birinden geçebilirsin.

Bu nedenle özgürlüğün bazen korkutucu olması şaşırtıcı değildir. İnsan çoğu zaman zincirlerden değil, boşluktan ürker. Ne yapacağını başkasının söylediği bir hayatta hata payı daha az görünür. Oysa özgürlük, insana alan açtığı kadar onu kendi kararlarının ağırlığıyla da baş başa bırakır. İşte tam bu yüzden insan bazen özgürlük ister, bazen de onun yerine alışkanlıklarını tercih eder.

Belki de mesele özgürlüğün korkutucu olması değildir. Belki mesele, insanın özgürlüğü romantik bir fikir olarak sevmesi; ama gerçek hayatta onun bedelini ödemek konusunda aynı cesareti her zaman gösterememesidir.

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.