Bizi Takip Edin

Yazarlar

Taner İşeri Yazdı: LİYAKAT

yazar

Yayınlandı

Tarih

Taner İşeri Yazdı: Liyakat

Son yıllarda dilimizden düşmeyen kelime üzerinden bir okuma yapmak istiyorum siz değerli okurlara. Siyasi ve bürokratik tartışmalarda dillerden düşmeyen bu kelimenin, daha doğrusu kavramın biraz üzerinden geçelim. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre liyakat kelimesi, değerli, iş bilmek ve ehli olmak anlamları taşır. Bu tanımlamadan hareket ettiğimizde bir kişi iş, siyaset veya bürokrasi alanında herhangi bir konuma geldiğinde o yeri hak edecek yeterliliğe sahip olduğunu düşünürüz. Sizi o pozisyona getiren kişilerin kendi geldikleri konuma da liyakatla geldiğini düşünmek, bilmek isteriz. Zira ancak kendisi bir mevkiye liyakatla gelen kişiler aynı şekilde atamalar yapabilmektedir.

       Ben şimdi konuyu biraz siyaset alanına çekmek istiyorum. Siyasi partilerin gerek milletvekili, gerek belediye başkan adayı belirleme süreçlerinde kamuoyu ile paylaştıkları söylemler ile eylemleri arasında makuliyet problemi oluşmaya başladı. Bir seçim bölgesinde o bölgenin iç dinamiklerini bilen, belli alanlarda ehil olan, entelektüel, araştıran, sorgulayan, objektif, akılcı politikalar uygulayabilecek kişileri adaylaştırmak yerine, birisinin yeğeni, kuzeni, başkanın en yakın arkadaşı, filancanın adamı gibi gayet “samimi” tercihlerle hareket ediliyor. Konuşurken en çok kullandıkları kelime olan “liyakat” kelimesi hemen rafa kaldırılıyor. Belli bir zümrenin ya da kişinin adamı olarak o koltuklara oturan fakat hiç bir şekilde o koltuğun hakkını veremeyecek vizyonsuz başkanlar beliriyor siyaset sahnesinde. Bu tarz atamalar da kamu nezdinde hem partileri hem de kişileri değersizleştirmektedir.

      Liyakaten değil de, siyaseten o makama gelen- getirilen belediye başkanlarının yönetim şekillerine baktığımızda da gerçekten içler acısı görüntülerle karşılaşıyoruz. Oralarda da şu tarz durumlar önümüze çıkıyor. “Elimizde bir pozisyon var buna en ehil kişiyi bulmalıyız” yerine,  “Elimizde biri var o kişiye bir mevki bir pozisyon vermemiz gerekiyor” a dönüyor. Siyaset sahnesi kişiye göre iş yerine, işe göre kişi belirlemediği sürece bu kısırdöngü sürüp gidecektir. Hasılı belediye başkanı belirlerken gösterilmeyen hassasiyet, doğal olarak birçok alana sirayet etmesi kaçınılmaz oluyor. Elbette bu örnekler her zaman negatif olmuyor, kimi zaman pozitif durumlarla da karşılaşıyoruz, lakin bu örnekler de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az oluyor. Bir vatandaş olarak belli bir uzmanlık alanınızdaysanız sizin uzmanlığınızı tanımlayan birime gidip meramınızı anlatmaya çalışırsınız karşı tarafın sizi anlamasını beklersiniz (ki insanın en çok istediği şeydir anlaşılmak) fakat birim yetkilisinin sizi anlamadığını, anlayacak kapasitede olmadığını fark ettiğinizde büyük bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Çünkü o birim yetkilisi oraya liyakatla atanmamıştır. Bir belediye çalışanı amir, müdür, koordinatör gibi görevlere siyaseten ya da yakınlık üzerinden gelip sanki orayı hak etmiş gibi davrandığında gülünç duruma düşmektedir. Bulunduğu konumdaki yetersizliğini ego ve otoriter yönetim anlayışı ile kapatmaya çalışır. Böyle durumlar parti ayrımı yapmaksızın maalesef sık sık yaşanıyor ülkemizde. Gönül ister ki kamuda, siyasette ve hayatın her alanında liyakatlı, vizyoner kişiler görelim ama benim umudum yok. Bir çok platformda söylediğim bir sözü söyleyerek yazımı bitirmek istiyorum..

Reklam

 “Vizyonu olanları yetkisi,  yetkisi olanların vizyonu yok”.

Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.