Yazarlar
Yasaklanma Nedenlerine İnanamayacağınız Çocuk Kitapları
Size yasaklanmış çocuk kitaplarından bahsetsek ne düşünürsünüz ya da bu kitapların tuhaf yasaklanma nedenlerini söylesek?
Yasaklanma Nedenlerine İnanamayacağınız Çocuk Kitapları
Size yasaklanmış çocuk kitaplarından bahsetsek ne düşünürsünüz ya da bu kitapların tuhaf yasaklanma nedenlerini söylesek?
Endişe duyulması gereken bu durum, dünyanın birçok yerinde geçmişten bugüne kadar devam etmiş, gelişen teknoloji ve kitle ile devam etmekte.
Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen bu sıra dışı uygulamadan daha garip olan bir durum var ki; bu yasaklı kitapların bir kısmının çocuk edebiyatında yıllarca çok satan, en fazla okunan, hemen hemen çocuklu her kesimin evlerine giren kitaplar arasında yer aldığı gerçeğidir.
Çocukların ve hatta yetişkinlerin hayal güçlerini geliştiren ve dünyaya bambaşka bir gözle bakmayı sağlayan masal kitaplarına bu kadar gerçekçilik yükleyerek onları edebiyattan uzaklaştırmak ancak karanlık zihinlerin meziyeti olarak düşünülebilir.
Bu yasaklı çocuk kitaplarını ve yasaklanma nedenlerini merak ettiğinizi hisseder gibiyiz.
Peki nelerdir bu yasaklı çocuk kitapları, acaba birine bile denk geldiniz mi, okudunuz mu, sizin de evinize girdi mi, kitaplığınızda yer aldı mı?
Kaygı veren bu sorulara cevaplarınızı yazı dizimizde bulabilirsiniz.
Yasaklanmış olan çocuk kitaplarının içinde en popüler olduğunu düşündüğümüz bir kitap serisiyle başlayalım:
Harry Potter
Harry Potter! Evet yanlış duymadınız. Seri halinde yazılan ve hatta popülerliğini bir dizi ekranlara taşıyan, sadece çocukların değil, 7’den 70’e her kesimin ilgi odağı olmayı başaran dev bir yapıt olan Harry Potter’ın yasaklanma nedeni ise sizi şaşırtabilir.
Çünkü, bildiğimiz bir gerçek var ki hiçbir büyücü masalı milyonlarca çocuğun kalbini bu denli kazanamamıştır.
Böylesi bir kitabın yasaklanma nedeni ne olabilirdi?
Avustralya’da popüler olan bir Hristiyanlık okulu Harry Potter masalındaki büyücülük ve cadılık kavramlarının anlatım tarzının Hristiyanlıkla bağdaşmadığını savunarak kitabı kendi okulunda tamamen yasakladı.
J.K Rowling’e ait ünlü seri, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ndeki St. Edward Katolik okulu tarafından çocukluk çağına tehlikeli şekilde büyücülüğü övdüğü ve zihinlere kazıdığı gerekçesiyle yasaklandı.
Tüm bunların gerçekleşmesiyle Birleşik Krallık’ta da birçok aile benzer gerekçelerle kitapları almayarak boykot etti, daha sonra çocukların bu başarılı seriyi okumaları yasaklandı.
Alice Harikalar Diyarında
İçinde barındırdığı kelime oyunları ile değişik karakterlerin okuyanların hayal güçlerini sorguladığı ve kuralları inkar eden bir başka masal kitabı olan Alice Harikalar Diyarında, zamanların çok ötesinde bir anlatıma sahip olarak yasaklanan çocuk kitapları arasına girmiştir.
Hayvanlara yüklediği insani özellikler ile hayvanlarla insanları eşit seviyede tuttuğu gerekçesiyle tehlikeli olarak görülmüş ve Çin’in Hunan eyaletinde yasaklanmış, bunun ardından Amerika Birleşik Devletleri’nde de bazı kütüphanelerde aynı gerekçeyle kitaplıklardan tamamen kaldırıldı.
Şeker Portakalı
İşte neredeyse herkesin bildiği gibi Türkiye’de yasaklanması uygun görülen bu kitap, “100 Temel Eser” sıralamasına girmiş dolayısıyla hemen hemen her çocuğun evine girmeyi başarmıştır.
Çocuk edebiyatının önemli eserleri arasında yer alan Şeker Portakalı’nın yasaklanması CNNTürk’ün haberine göre bir velinin bu durumu paylaşmasıyla başladı.
Çocuğuna performans ödevi olarak verilen bu kitabı okuyan veli, kitapta geçen argo ve küfürlü sözleri fark edince kitabın yasaklanması için bir kampanya başlattı, nitekim çok sürmeden ülkede faal oluşturdu ve bakanlık kitabın yasaklanmasına karar verdi.
Bakanlık, daha sonra gerekçesinde, kitabın “Türk örf ve adetlerine uymadığını ve çocuk gelişimini olumsuz anlamda etkileyecek içeriğe sahip olduğunu” belirtti.
Ardından Şeker Portakalı’nı öğrenciye performans ödevi olarak veren öğretmen hakkında soruşturma açıldı ve örtülü sansür süreci başladı.
Bülbülü Öldürmek
60’lı yıllarda ABD’de yayınlanan ve dünya genelinde de yankı uyandıran Bülbülü Öldürmek ülkemizde de en çok okunan kitaplar listesine adını yazdırmayı başardı.
Kitabın yayınlandığı yıllarda Amerika’nın güney kesiminde dönemin toplumsal sorunu olan ırkçılık hakimdi, kitabın içeriği de ırkçılığı ve bireyler arasındaki eşitsizliği ele alıyordu.
Ancak bu kitabı sıra dışı yapan özellik, tüm bunların bir çocuk gözünden gerçekleşiyor olmasıydı. Böylesine sevilen ve ses getiren bir kitabın sizce kitabın yasaklanma nedeni ne olabilir?
Çocuklara ırkçılığı küfürlü bir dil kullanarak anlattığı gerekçesiyle ülke tarafından yasaklanarak raflardan kaldırıldı.
Yeni dönem olarak 2020 yılında Mississipi’de bir lisenin edebiyat müfredatından kaldırılması daha ilgi çekicidir.
Küçük Kara Balık
Kitapların en hüzünlüsü olarak akıllara kazınan Küçük Kara Balık’ı bilmeyenimiz yoktur.
Evimize girmese bile hikayesiyle herkesi büyüleyen bir kitap bu. Peki bu kitabı hüzünlü hale getiren yazarı olabilir mi sizce?
O halde gelin yazar Samed Behrengi’nin yaşam hikayesine göz atalım. İranlı ünlü yazar Behrengi, 29 yaşında kurumaya yüz tutmuş bir gölde başı ezilerek bulunan ideallerine bağlı bir öğretmendir.
Hem öğrencilerine hem de kitaplarında anlattığı özgürlükçü, eşitlikçi ve sınırları zorlamak konularıyla bilinir.
Bu yüzdendir ki, bu kavramlara uzak, bu kavramlardan korkan binlerce karanlık zihne ve onların nesline bu kitaplar yasaklanmıştır.
Ülkemizin de karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül zamanlarında bu kitap ve onlarcası ülkemizde yasaklanmıştır.
Winnie-the-Pooh
Kurgu tarihindeki en bilinen ayı olarak karşımıza çıkan Winnie-the-Pooh, İngiliz yazar AA Milne tarafından kaleme alındı.
Milne’nin roman dizisinde yer alan Christoper Robin’in peluş ayısı ve dostu, Disney’in hikayeleri uyarlamasından sonra ülke genelinde popüler hale geldi.
Orijinal kitap serisinin dışında birçok filme ve diziye imza atarak ekranlara taşındı. Ancak Avrupa’da bu kadar sevilmesine rağmen bazı kesimlerde sevilmedi.
Çin’de birçok insan tarafından bu şişman ayı ile Çin’in siyasi lideri Xi Jinping benzetiliyor ve sık sık olumsuz karşılaştırmalar yapılıyordu.
Çin hükümetinin bu kitabı yasaklama gerekçesi ise siyasi başkanlık makamının ve Xi’nin itibarını baltalamaya yönelik çabaların gözlenmesidir.
Charlotte’s Web
Konuşan kitaplar bir diğer deyişle konuşan hayvanlar, birçok kitapta tekrarlanan bir motif olarak karşımıza çıkar.
Charlotte’s Web de bu şekilde bir konu ele almaktadır. Konuşan bir örümcek tarafından hayatı kurtarılan bir domuz ve onun kalplere dokunan hikayesini anlatan bu kitap, Kansas’ta bir grup ebeveyn tarafından çocukların kitabı okumasının tehlikeli olabileceği gerekçesiyle kampanya başlatıldı. 2006’da gerçekleşen bu kampanya, “insanların yaratılan en üstün varlık olduğunu ve insana ait özelliklerin hiçbir canlıya yüklenmemesi gerektiğini aksi halde Tanrıya karşı çıkılmış sayılacağını” savunuyordu.
James and the Gianth Peach
İngiliz yazar Roald Dahl’ın kaleme aldığı bu çocuk kitabı gibi birçok kitap da çocuk edebiyatında önemli bir yere sahiptir.
Kitabın içeriğinde bir grup böcek ve örümceğin devasa bir şeftalide çıktıkları masalsı yolculuktan bahsediliyor.
Kulağa çok büyüleyici ve ilgi çekici gelen bu konu, Wisconsin’de bir kasaba sakinleri tarafından nefretle karşılandı. Nefretin gerekçesi ise örümceğin şeftalinin dudaklarını yalamasının tasvir edilme biçiminin doğru bulunmamasıydı.
Cinsel içerikli bulunan bu kitap, çocuklar için uygun bulunmayarak yasaklandı.
Tarzan Seri Kitapları
Tarzan’ın daha çok kahramanlık yönüyle bilinmesinin aksine vahşilik yönü karakter için daha ağır basmaktadır.
Ormanda kapana kısılmış ve maymunlar tarafından büyütülmüş bir insanı anlatan Tarzan, popülerliğini korusa da Downey’de olumsuz tepkilere neden oldu.
Okuyucular zaman zaman şiddet diliyle karşılaşsa da asıl öfke nedeni bu değildi.
Yasaklanmasına neden olacak o büyük tepkilerin sebebi ise Tarzan ve sevgilisi Jane’nin nikahsız birlikteliği idi. Ormanda birlikte yaşayan ve fantastik bir kurgudan ibaret olan bu çiftin, yasa dışı ilişkilerinden dolayı halk itiraz ederek kitabın bölgede yasaklanmasını uygun buldu.
Harriet the Spy
Yine bir baş karakterden dolayı yasaklanan bir kitap olan Harriet the Spy, baş karakterle aynı ismi taşımaktadır. Spy, sınıf arkadaşlarına karşı fazla acımasız ve dürüst olmasının yanı sıra tüm bunları belgelemektedir.
Sürekli öfke nöbetleri geçiren Harriet the Spy’nin romanda aslında bir çocuk psikiyatristiyle görüşme yapması gerekiyordu.
Karakterin bu tutarsız davranışları çocukların gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gerekçesiyle kitabın yasaklanması uygun görüldü. Edebiyat tarihçilerinin iddiası ise Harriet’in isyankar doğasının çocukları “casusluk yapmaya ve küfretmeye” teşvik ettiğiydi.
Captain Underpants
George Beard ve Harold Hutchins’in baş karakterleri ile bilinen Captain Underpants, bu ikilinin maceralarıyla dolu fantastik bir kurgudur. Serinin bu denli ilgi çekici olması ise çocuksu mizah anlayışına sahip olmasından kaynaklanmaktadır.
Ne üzücüdür ki, bu kitap birkaç grubun olumsuz tepkisine neden oldu. Grubun bu öfkeli tavrı, Business Insider’ın haberine göre çıplaklık, cinsellik ve şiddet gibi içeriklere sahip olmasından kaynaklanıyordu.
Birkaç ebeveyn grubunun saldırganlığı normalleştirdiği gerekçesiyle kitabın yasaklanmasına neden olduğu bilinmektedir.
Tüm bu çocuk kitaplarının, çocuk edebiyatında bu denli başarılı kitaplar olması ve yasaklanması olağan bir durum muydu?
Yazarlarının sayısız ödül aldığı bu eserler ölçülüp biçilmeden, gelişigüzel mi kaleme alınmıştı?
Yasaklanma nedenlerinden bağımsız olarak çocuklar için bir tehlike arz etmekte miydi?
Bunlara siz karar verin. Tüm kitapların bizi geliştirmesi, ufkumuzu açması ve dünyamıza bambaşka bakış açıları kazandırması dileğiyle…
Yazarlar
Entrika, kaos, siyaset, lisan, din ve ideolojik ayrılıklar…
Asırlardır bitmeyen bir çilenin içinden geçiyoruz. Entrika, kaos, siyaset, lisan, din ve ideolojik ayrılıklar…
Ne hazindir ki Türk milleti, tarih boyunca en büyük zaferlerini dış düşmanlara karşı kazanırken, en çetin mücadelesini kendi içinde vermektedir.
Nedendir bilinmez , konu Osmanlı Devleti olunca akıllara yalnızca Osmanlıca gelir. Altı asır boyunca üç kıtaya hükmetmiş, ilimde, sanatta, mimaride ve devlet yönetiminde dünyanın sayılı medeniyetlerinden biri olmuş bir cihan devletini yalnızca bir dil tartışmasına indirgemek, tarihe yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Diğer tarafta Mustafa Kemal Atatürk vardır. Bir milletin bağımsızlık mücadelesinin sembolü olmuş, işgal altındaki bir vatanı yeniden ayağa kaldırmış bir komutan…
Fakat ne yazık ki onun adı geçtiğinde de bazı zihinlerde tarih değil, sağ-sol tartışmaları canlanmaktadır. Zaferler, fedakârlıklar, şehitler ve verilen büyük mücadeleler bir kenara bırakılarak tarih, ideolojik kampların tartışma alanına dönüştürülmektedir.
Oysa tarih siyasi sloganların, sosyal medya tartışmalarının veya kulaktan dolma bilgilerin malzemesi değildir. Tarih, bir milletin ortak hafızasıdır. Ortak hafızasını kaybeden toplumlar ise geleceğini sağlam temeller üzerine inşa edemezler.
Bugün her kafadan bir ses çıkıyor. Kimi Osmanlı’yı sahiplenirken Cumhuriyet’i görmezden geliyor, kimi Cumhuriyet’i savunurken Osmanlı’yı yok sayıyor. Hâlbuki tarih tercih edilecek bir taraf değil, anlaşılması gereken bir bütündür. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti gökten inmemiştir bin yıllık devlet geleneğinin, tecrübenin, mücadelenin ve birikimin neticesidir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya, Selçuklu’dan beyliklere, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreç birbirinin alternatifi değil, devamıdır. Birini yüceltmek için diğerini küçültmek, tarih şuuru değil; tarih bilgisizliğidir.
Daha da düşündürücü olan, dinin ve tarihin zaman zaman şahsî menfaatlere alet edilmesidir. Müslüman bir toplumda insanları dinden uzaklaştıran şey çoğu zaman dinin kendisi değil, onu temsil ettiğini iddia eden bazı kişilerin tutarsızlıklarıdır. Sarık ve cübbe ilmin, ahlâkın ve faziletin garantisi olmadığı gibi , modern görünmek de tarihine yabancılaşmanın mazereti değildir.
Bir milletin büyüklüğü, geçmişiyle kavga etmesinde değil geçmişini doğru okuyabilmesinde saklıdır. Osmanlı’yı karalamak da, Cumhuriyet’i küçümsemek de aynı derecede yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü her ikisi de bu milletin tarihidir. Fatih Sultan Mehmed de bu milletin evladıdır, Mustafa Kemal Atatürk de. Malazgirt de bizimdir, İstanbul’un Fethi de, Çanakkale de bizimdir, Millî Mücadele de.
Tarihi yok saymak, aslında kendini yok saymaktır. Osmanlıca duyduğunda “Anlamıyorum” diyerek küçümseyen bir kişinin, aynı zamanda “Ecdadım Osmanlı’dır” demesi büyük bir çelişkidir. Bir dil öğrenmek zorunda olmayabiliriz ancak onu küçümsemek, o dili konuşan asırlara sırt çevirmek anlamına gelir.
Hiç kimse bugüne kadar kurulmuş Türk devletlerinden herhangi birini yok sayamaz, görmezden gelemez veya karalayamaz. Çünkü tarih bir bütün hâlinde milletindir. Bir dönemi diğerine düşman göstermek, toplumsal ayrışmayı körüklemekten başka bir işe yaramaz. Bu tavır ilim değil peşin hükümdür.
Tarihçilik değil , tarafgirliktir.
Ne yazık ki bugün en büyük problemimiz, tarihi okumadan tarih hakkında hüküm vermektir. Belgelerden, kaynaklardan ve ilmî çalışmalardan uzak bir şekilde kulaktan dolma bilgilerle tarih inşa edilmeye çalışılmaktadır. Oysa tarih duygularla değil, hakikatlerle okunmalıdır.
Türk milleti, kitaplara sığmayacak kadar büyük zaferler yazmış bir millettir. Fakat bu büyüklüğün hakkını verebilmek için önce kendi geçmişimizle barışmak zorundayız. Osmanlı’yı da anlayacağız, Cumhuriyet’i de. Ecdadı da tanıyacağız, kurucu iradeyi de. Çünkü kökleri inkâr ederek gövdeyi ayakta tutmak mümkün değildir.
Milletleri güçlü kılan şey, geçmişleriyle kavga etmeleri değil , geçmişlerinden güç alarak geleceğe yürümeleridir. Türk milletinin gerçek büyüklüğü de burada saklıdır. Aynı tarihin farklı sayfalarını birbirine düşman etmeden okuyabilmekte, ortak bir hafızada buluşabilmekte…
Çünkü tarih ayrıştırmak için değil, birleştirmek için vardır.
Bugün Türk’ün en büyük savaşı, başka milletlerle değil , kendi tarihine karşı açılmış cehaletle verdiği savaştır.
Yolunuz gül renginde , gül kokusunda olsun her daim…
Yazarlar
Korundukça Yalnızlaşmak
İnsanlık tarih boyunca birbirine ulaşmanın yollarını aradı. Kıtaları aşan gemiler yaptı, okyanusların altına kablolar döşedi, gökyüzüne uydular gönderdi. Bugün dünyanın öbür ucundaki bir insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Hatta birbirimizi görebiliyoruz. Ama bütün bu ilerlemeye rağmen cevaplanmamış bir soru hâlâ karşımızda duruyor:
Neden birbirimize bu kadar yakınken, bu kadar uzağız?
Belki de mesele hiçbir zaman fiziksel mesafeler değildi. Çünkü insanlar çoğu zaman kilometrelerle değil, korkularla ayrılırlar.
Birçok ilişki sevgi eksikliğinden değil, cesaret eksikliğinden yıpranır. İnsanlar birbirlerini severler ama kendilerini göstermeye cesaret edemezler. Hislerini saklar, kırgınlıklarını erteler, ihtiyaçlarını gizlerler. Söylenmesi gereken sözler söylenmez, sorulması gereken sorular sorulmaz. Zamanla iki insanın arasına görünmez duvarlar örülmeye başlar.
Oysa ilişkileri bitiren çoğu zaman büyük kavgalar değildir. Bazen bir ilişkinin sonunu hazırlayan şey, yıllarca kurulmamış bir cümledir.
İnsan ilişkilerindeki en büyük paradokslardan biri şudur: En çok yakın olmak istediğimiz insanlara karşı en savunmasız hâlimizle çıkmak zorundayız. Fakat tam da bu nedenle korkarız. Çünkü yakınlık yalnızca sevilme ihtimalini değil, reddedilme ihtimalini de beraberinde getirir.
Bu yüzden birçok insan sevgi ister ama açıklık istemez.
Anlaşılmak ister ama kendini anlatmaz.
Görülmek ister ama maskelerini çıkarmaz.
Sonra da neden yalnız kaldığını anlamaya çalışır.
Aslında bir ilişki iki insanın buluşmasından çok daha karmaşık bir süreçtir. Her insan ilişkiye yalnızca kendisini değil; geçmişini, yaralarını, korkularını, eksik kalmış ihtiyaçlarını ve öğrenilmiş savunmalarını da getirir. Bu nedenle bir ilişki çoğu zaman iki kişinin değil, iki hayat hikâyesinin karşılaşmasıdır.
Çocukluğunda değersiz hissetmiş bir insan, yetişkinlikte sevgiyi kaybetmekten daha çok korkabilir.
Defalarca hayal kırıklığı yaşamış biri, güvenmek yerine mesafeyi tercih edebilir.
Terk edilmekten korkan bir insan ise bazen terk edilmeden önce kendisi uzaklaşabilir.
Dışarıdan bakıldığında mantıksız görünen birçok davranışın altında aslında incinmekten korunma çabası vardır.
Ne var ki insanı koruyan her duvar aynı zamanda onu yalnızlaştırır.
Belki de ilişkilerdeki en büyük olgunluk, karşımızdaki insanı değiştirmek değil, kendi korkularımızı tanımaktır. Çünkü çoğu zaman sorun karşımızdaki kişinin kim olduğu değil, bizim ona yaklaşırken hangi yaralarımızın konuştuğudur.
Gerçek yakınlık, kusursuz insanlar arasında kurulmaz. Tam tersine, kusurlarını saklamaktan vazgeçen insanlar arasında oluşur. Birbirine güvenen insanlar, güçlü oldukları için değil; zayıflıklarını göstermeye cesaret ettikleri için yakınlaşırlar.
Sevgi çoğu zaman romantik filmlerde anlatıldığı gibi kusursuz bir uyum değildir. Daha çok, iki insanın bütün eksiklerine rağmen birbirine doğru yürümeyi seçmesidir.
Çünkü insan ilişkilerinde asıl mesele birbirini bulmak değil, birbirine ulaşabilmektir.
Ve belki de hayatın en önemli sorularından biri şudur:
Bizi birbirimizden uzak tutan şey gerçekten mesafeler mi, yoksa yaklaşmaya cesaret edemediğimiz kendi iç dünyamız mı?
Yazarlar
Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü
İnsan ilişkilerinde en yıpratıcı deneyimlerden biri açık bir reddedilme değil, belirsizlik içinde bırakılmaktır. Bazı kişiler sevgi, ilgi ve yakınlık gösterirken aynı zamanda ilişkiye dair net bir sorumluluk almaktan kaçınırlar. Bu durum, karşı tarafta umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelen duygusal bir döngü yaratır.
Psikolojik açıdan bakıldığında, sevgiyle oyalamak; kişinin karşısındakinin duygusal yatırımından yararlanırken ilişkiyi tanımlamaması, netleştirmemesi ve sürekli ertelenen beklentiler oluşturmasıdır. Bu süreçte kişi zaman zaman ilgi gösterir, yakınlaşır, umut verir; ancak ilişkinin gerektirdiği bağlılık, tutarlılık ve sorumluluktan uzak durur. Böylece karşı taraf, ilişkinin gerçekliğinden çok ihtimaline bağlanmaya başlar.
Duygusal belirsizlik, açık bir ayrılıktan daha fazla psikolojik yük oluşturabilir. Çünkü insan zihni kesinlikten çok belirsizlikle mücadele etmekte zorlanır. Beklemek, anlamlandırmaya çalışmak ve sürekli “belki”lere tutunmak zamanla özsaygıyı, güven duygusunu ve duygusal dengeyi zedeleyebilir.
Sağlıklı sevgi ise belirsizlik değil güven üretir. Kişiyi değersizleştirmez, görünmez kılmaz ve sürekli bir sorgulama içinde bırakmaz. Sevgi; netlik, tutarlılık, saygı ve sorumlulukla kendini gösterir.
Unutulmamalıdır ki; gerçek sevgi insanın hayatına huzur getirir, belirsizlik değil. Sizi sürekli bekleten, kararsız bırakan ve duygularınızı askıda tutan şey sevgi değil; sevginin gölgesine saklanmış bir oyalanma biçimidir. İnsan, kendisini seçmeyeni bekledikçe değil, kendi değerini seçtiğinde özgürleşir.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
-
Almanya1 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Özel Haber1 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Almanya1 hafta önce“Bir Bavul Bir Umut”: Gurbetçilerin Hikâyesi Kitap Oldu
-
Özel Haber4 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Yazarlar1 hafta önce
Sevgiyle Oyalamak: Duygusal Belirsizliğin Görünmeyen Yüzü
-
Özel Haber1 hafta önceCeyhan’da Cerit Aşireti ve Güleç Ailesi’nin Hikâyesi
-
Tüm Manşetler3 yıl önceUmut Yılmazkeçeci Yazdı;SAĞLIK TURİZMİ AVRUPA
-
Yazarlar1 hafta önceKorundukça Yalnızlaşmak
