Yazarlar
Yusuf Akın yazdı; Paramist insan…
Kulaklarımdaki garip sesi dindirdiğimde, ummadığım mekânların kapıları açılıyordu.
Birden yerimden fırlayıp bir kurşun gibi hedefe koşuyordum. Oysa hedef olarak gördüğüm her şeyin birer hayal mahsulü, birer yanılsama olduğunu fark ettiğimde çok geç olmamıştı daha.
Sabahın ilk ışıkları ile birlikte açtığım amansız yaralarım hala kanamaktaydı.
Bir kadın çığlığı kadar dayanılmazdı dünyaya bakışım.
Kör bir rüzgâr gibiydi kalp atışlarım. Ansızın bastıran sağanaklara benzeşiyordu insan ilişkilerim.
Kimilerine, sıkı sıkı sarıldığım bir sarmaşık gibiydi arkadaşlıklarım. Hemen uzaklaştım tütün çekmekten. Birden göğe yükseldi, içimden kopan bir parça ve ben kendimi bir melek gibi hissediyordum.
Şeytanda bir melekti nasıl olsa. Atladım önüme çıkan her bahçe duvarından. Bütün bahçeleri aştığımda kendim, olan kendime ait olan çöle yerleştim.
İnsanın hiçbir izinin belli olmadığı bu parça, bu kum taneleri ve samyelleri bana aitlerdi ve bendim. Ve ben neden insan olduğum için bir şehvet tanrısı gibi kibir yüklüyüm düşüncesiyle ve aynı zamanda iç dünyamda bir aşağılık duygusuna kapıldım.
Bütün çöl topraklarına, ben geçtikten sonra kaybolacak şekilde izler bıraktım ve ben uzaklaştıkça bu izler kayboluyordu. İzlerle birlikte bende kayboluyordum.
Zaten olması gerekende buydu. İnsan kimdi ki?
Dünya denen koca bir çölde izler bırakmaya, işaretler koymaya çalışıyordu.
Evet, insanın koya bileceği en büyük ve en işe yaramaz iz kendi ölüsü ve mezar taşları değimliydi?..
Dünyada bulunan ve zorunlu mevcut tüm varlıkları ve maddeleri bir araya getirmeye çalışan insan; ne beceriksiz ve ne ahmak bir varlıktı.
Kendi olması ötesinde tüm gereksiz çalışmaların içerisine giren ve varlığını ispata çalışırken apansız yok olan ve tüm unsurlarıyla silinen bir yaşamın sadece etten bürülü varlığı kendisini ne kadarda ala görüyordu.
Sonuçta kırmızı bir kan pıhtısının dönüşümü ve her şartta, en nihai bakterilerin en kutsal mabedi olan insanın bu açmazlarla dolu varoluş mücadelesi bir deli dövüşünü andırmakta idi.
Fahişe mekânlarını andıran bir düşünce mabedi kuran insan, kendi kafasının içerisinde bütün ahmak ve aptal düşünceleri bir vahşi kemirgen gibi kemiriyor ve sonuçta kendisini yok ediyordu.
Lakin bir yok oluşu en kutsal bir varoluş mücadelesi imiş gibi göstermek ise, tarihin kaydettiği en acımasız diktatör beyinlerinden daha da aşağılık ve daha da ahmaklıklar barındırıyordu.
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
