İSTANBUL (AA) - Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) tarafından '28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi' paneli İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası'nda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Canan Sarı, bugün tarihin en karanlık sayfalarından biri olan 28 Şubat'ı hatırlamak ve bu sürecin toplumsal etkilerini değerlendirmek için bir araya geldiklerini söyledi.
28 Şubat'ta siyasal alanın yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı, bireyin en temel hak ve özgürlüklerinin çeşitli mekanizmalarla sınırlandırıldığı bir dönem olduğunu belirten Sarı, 'Tarih boyunca bu topraklarda demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne zarar veren askeri ve sivil pek çok müdahale yaşandı. Askeri ve sivil darbelerin en dikkat çekicilerinden biri ise şüphesiz 28 Şubat 1997'de yaşanan ve 'postmodern darbe' olarak nitelendirilen süreçti. Bu süreç, aynı zamanda toplumsal dokuyu derinden sarsan, bireysel hak ve özgürlükleri hiçe sayan, milyonlarca insanın hayatını etkileyen bir baskı ve ayrımcılık dönemidir.' diye konuştu.
Sarı, 28 Şubat döneminde, özellikle dini kimliği nedeniyle on binlerce insanın baskıya maruz kaldığını, eğitimden, çalışma hayatından ve kamusal alandan dışlanarak temel haklarının gasbedildiğini aktardı.
Üniversitelerde ve kamu kurumlarında uygulanan yasaklar nedeniyle on binlerce kadının eğitim hayatından koparıldığını ve meslek sahibi olma hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakıldığını dile getiren Sarı, '28 Şubat, hiç şüphesiz özellikle kadınlar üzerinde derin etkiler bıraktı. Eğitim hakkından mahrum bırakılan genç kızlar, çalışma hayatından dışlanan kadınlar ve kamusal alanda görünmez kılınmaya çalışılan kimlikler, bu dönemin en çarpıcı mağduriyet başlıkları arasında. Bu yönüyle 28 Şubat, özellikle kadın hakları perspektifinden ele alınması gereken bir kırılma noktasıdır.' ifadelerini kullandı.
KADEM'in, 28 Şubat'ı özellikle kadın hakları odağında ele alan pek çok çalışmaya imza attığına dikkati çeken Sarı, şunları kaydetti:
'Kuruluşumuzdan bu yana yürüttüğümüz farkındalık kampanyaları, araştırma faaliyetleri, sözlü tarih çalışmaları, paneller ve yayınlarla, bu dönemin kadınlar üzerindeki etkilerini görünür kılmaya gayret ettik. Zaman zaman 'Bu konu artık geçmişte kalmadı mı?' sorusuyla karşılaşıyoruz. 28 Şubat hafızasının diri tutulmasından rahatsızlık duyan ve o zihniyeti taşıyan bir kesim ne yazık ki hala var. Oysa hak kayıplarının konuşulması, bir mağduriyet dili üretmek değildir. Bu, her şeyden önce hukuk devleti ilkesinin güçlenmesine bir katkıdır. Geçmişte yaşananların üzerini örtmek değil, onları soğukkanlılıkla değerlendirmek, toplumsal olgunluğun göstergesidir. Unutarak değil, hatırlayarak daha adil bir gelecek inşa etmek esastır.'
- 'Eğer üniversite konuşmazsa suskunluk sıradanlaşır'
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar ise bazı dönemlerin bir zihniyetin nasıl kurulduğunu, nasıl meşrulaştırıldığını ve nasıl gündelik hayatın içine yerleştirildiğini gösteren ibret vesikaları olduğunu belirtti.
28 Şubat'ın da tam olarak böyle bir dönemi temsil ettiğini, bu meselenin yalnızca münferit uygulamaların, idari tercihlerin veya dönemsel politik gerilimlerin toplamı olarak okunamayacağının altını çizen Zülfikar, akademinin eleştirel aklın ve özgür düşüncenin mekanı olması gerekirken kimi zaman suskun kaldığını, kimi zaman dışlayıcı dili meşrulaştıran kavramsal çerçevelerin üretildiği alanlardan biri haline gelebildiğini anlattı.
Prof. Dr. Zülfikar, şunları ifade etti:
'Hukuk ise bireyin hakkını koruyan bir güvence olmaktan uzaklaşarak, belli dönemlerde güç ilişkilerinin gölgesinde ayrımcı uygulamaları yöneten ya da meşrulaştıran bir araca dönüşebilmiştir. Bu nedenle 28 Şubat'a bakmak, sadece siyasete değil, kurumların vicdanına ve sorumluluğuna da bakmak demektir. Üniversiteler tam da burada tarihsel bir sorumluluk taşımaktadır. Üniversite hafızayı diri tutan, hakikati savunan, eleştirel düşünceyi koruyan ve insan onurunu merkeze alan bir kurumsal vicdandır. Eğer üniversite konuşmazsa suskunluk sıradanlaşır. Eğer üniversite sorgulamazsa, ayrımcılık kendisini normal gibi sunmaya başlar. Eğer üniversite insan hakkını, eşit yurttaşlığı ve düşünce özgürlüğünü savunmazsa, bilgi kendi anlamını kaybeder. Dolayısıyla bugün bu panelin İstanbul Üniversitesi'nde yapılıyor olması ilkesel bir duruştur.'
- '15 Temmuz'un inşallah son olacağını umuyoruz'
Konuşmaların ardından panelde söz alan İstanbul Üniversitesi Kurumsal İletişim Koordinatörü Prof. Dr. İsmail Çağlar, 28 Şubat'ın Türkiye'nin ilk ve son darbesi olmadığını ifade etti.
Prof. Dr. Çağlar, 27 Nisan 2007 yılındaki e-muhtıraya siyasetin ilk defa karşı çıktığını, ardından Türkiye'nin 15 Temmuz'u yaşadığını anımsatarak, '15 Temmuz'un inşallah son olacağını umuyoruz. Toplumun da çok aktif katkısıyla püskürtülmüş hatta püskürtülmenin ötesinde geri döndürülmüş bir darbe mekaniğidir. Neticesinde 15 Temmuz'u doğuran o FETÖ'cü zihniyet toplumdan ve kamudan temizlendi. Ama biz 10 yılda bir darbeler yaşayan bir toplumuz.' dedi.
Medyanın 28 Şubat sürecinin bir parçası olduğunu, bu dönemde 'çift yönlü' bir rol üstlendiğini, hem bir 'alet' olarak konumlandırıldığını hem de süreci yönlendiren zümrenin parçası olduğunu söyleyen Çağlar, Türkiye'de 1990'lı yıllarda 3-4 büyük medya holdinginin aynı siyasi pozisyona sahip olduğunu, bu grupların medya dışındaki yatırımlarının da bulunduğunu belirtti.
Çağlar, medya yatırımlarının çoğu zaman zarar eden yatırımlar olduğunu, bunların diğer sektörlerdeki karı garanti altına almak ve devam ettirmek amacıyla yapıldığını dile getirdi.
28 Şubat sürecindeki zihniyeti anlamak için din algısına bakılması gerektiğini, söz konusu çevrelerin din anlayışı ile toplumun fertlerinin din algısı arasında 'taban tabana' bir fark bulunduğunu anlatan Çağlar, 28 Şubat sürecinde başörtüsünün başlı başına bir tartışma konusu olarak ortaya konulduğunu, ayrıca 'kötü Müslüman' imajının kadın üzerinden kurgulandığını aktardı.
Prof. Dr. Çağlar, 28 Şubat'ta 'Refah Partili belediyelerde bulunan özel güvenliklerin silahlanacağı, ordu kuracağı, bu orduyla memlekette darbe yapacağı' söylemlerinin ortaya konulduğuna işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
'Aslında zihinlerinde bir samimi Müslüman portresi var. Bu samimi Müslüman portresine uymayan herkesi 'sahtekar Müslüman', 'din istismarcısı' olarak ilan ediyorlar ve medyanın işlevi de bu kimliği topluma vermek. Çünkü bir darbe yapıyorsunuz ve bu darbeyi sivil alanda yapmaya çalışıyorsunuz, toplumun desteğine ihtiyacınız var. Müslümanlara karşı yaptığınız bir darbede toplum desteği almanız mümkün değil. Ama din istismarcılarına, sahte Müslümanlara karşı yaptığınız bir darbede toplumun desteğini tamamen olmasa da bir nebze alabilirsiniz. Maalesef 28 Şubat'ta da bunda bir nebze başarılı oldular.'
Panelde eski AK Parti Milletvekili ve Kamu Denetçisi Fatma Benli Yalçın, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Din Psikolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülüşan Göcen, KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Sena Polat da konuştu.
Panele, KADEM Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, bazı milletvekilleri, öğretim üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.





