Muş-Bingöl kara yolunda ilerlemekte güçlük çekenlere Türk Kızılay ekipleri yardım etti
Muş-Bingöl kara yolunda ilerlemekte güçlük çekenlere Türk Kızılay ekipleri yardım etti
İçeriği Görüntüle

ANKARA (AA) - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 'Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında Avrupa Birliği'nin (AB) birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir.' dedi.

Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı'na ilişkin açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Çelik, 30 avro altındaki siparişlerin gümrük vergisinden muaf tutulmasını sağlayan maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin soru üzerine, haksız rekabete izin vermemek için bu adımın atıldığını söyledi.

Teknolojik gerekliliği olan istisnai durumlarda bazı yeni değerlendirmelerin yapılabileceğine işaret eden Çelik, 'Tüketici güvenliği ve sağlığı, ürün güvenliği, haksız rekabetin önlenmesi açısından atılan adımlar bunlar. Aşırı fiyatlamalarla ilgili olarak Ticaret Bakanlığı gereken hassasiyeti gösteriyor, bunlar takip ediliyor.' diye konuştu.

'AB dönem başkanlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi​​​​​​​'nin devralmasının, Türkiye'yi etkileyip etkilemeyeceğine' yönelik soruya Çelik, şu cevabı verdi:

'Biz baştan beri AB'nin, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin esiri olmasının, AB'yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini, AB'nin küresel bir güç olmaktan çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, güvenlik garantileri çerçevesinde çıkan tartışmalara ve NATO çerçevesinde çıkan tartışmalara bakın, Türkiye'nin 'AB bu şekilde küresel güç olamaz' tezinin ispatlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye'ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı. Ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi​​​​'nin marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. 7 Ocak'ta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi​​​​​​​, bu devralma sırasında KKTC'ye dönük 'işgal,ilhak' gibi ifadeler kullanıyor. Daha sonra da 'bölünme' gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Esas buradaki ilhak, 1963'te Rum kesiminin anayasayı, Kıbrıs Türk'ünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ile ilhaktır.'

- 'Bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor'

Kıbrıs konusunda AB'nin herhangi bir şekilde arabulucu olamayacağına işaret eden Çelik, 'Çünkü tarafsız değil. Tarafsız olmadığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi​​​​​​​'nin bu devir teslim sırasında söylediği sözlerle de bir kere daha ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin üyeliği ile ilgili konu artık Güney Kıbrıs meselesi, Almanya, Fransa meselesi vesaire bunları aşmıştır.' diye konuştu.

Türkiye meselesinin, önceleri AB'nin küresel güç olup olmama meselesi olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:

'Bakın burada net bir şekilde ilk defa söylüyorum. Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında AB'nin birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir. Yani bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor olacaktır. Nitekim işte güvenlik konularındaki davranışlarını görüyorsunuz. Grönland meselesindeki dağınıklıkları, NATO ve Karadeniz, Doğu Akdeniz'deki yanlış tutumları...Bütün bunlar herhangi bir şekilde ekonomik güç olan ama bir şekilde siyasi güç, güvenlik gücü olamayan bir yapı ortaya koyuyor.'

- 'Esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar'

Çelik, DEM Parti heyetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşme taleplerinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine, bu konuda kesinleşmiş bir takvimin olmadığını söyledi.

'Suriye'deki olaylar sonrası DEM Parti eş genel başkanlarının çözüm için SDG yöneticilerini Ankara'ya davet etmesine' ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi:

'Bu söylemler çeşitli odaklar tarafından gündeme getiriliyor. Ama net bir şekilde görmek lazım. Biz, insan hakları konusunda ve diğer konulardaki hassasiyetimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz ve onlardan da olumlu dönüş alıyoruz. Herhangi bir şekilde bir yerde sıkıntı olduğunda, Suriye yönetiminin bununla ilgili olarak soruşturma açmasından, bunlara müdahale etmesinden de memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. Burada esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar. Son örnekte de olduğu gibi SDG tarafından ortaya koyulmuştur. Yani Şeyh Maksud'da, Eşrefiye'de ve Beni Zeyd'de ortaya çıkan tablo, SDG terör örgütünün doğrudan askerleri ve sivilleri hedef alarak ortaya koyduğu bir katliam tablosudur. Şimdi bu sık söyleniyor. Yani 'Türkiye'ye davet edin ve şu şekilde olsun' diye. Biz, bunun yolunu söyledik. Silahların bırakılması, terör unsurlarından arınması, 10 Mart Mutabakatı'na uyarak, Suriye'nin bir parçası olması şeklindeki bir süreçle bu mümkün olur.'

- 'Kürt karşıtı bir politika sürdürüldüğü yalandır'

'Türkiye'nin bölgesinde anti-Kürt bir politika yürüttüğü' yönündeki iddiaların sorulduğu Çelik, şunları kaydetti:

'Arkadaşlar bu daha Türkiye'de Suriye konusu, Suriye'deki Kürtler konusu konuşulmazken bile, bu kadar gündem değilken bile Cumhurbaşkanımız, o zaman Esad'la görüşülen zamanlarda Esad'a 'Suriye Kürtlerine haklarını vermesi gerektiğini, onların da diğer unsurlar gibi eşit vatandaş statüsüne kavuşturulması gerektiğini' söylemişti. Daha bu katliamlar başlamamıştı. O zamana kadar bugün 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika izlediğini' söyleyenlerin seleflerinin gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu. Bu, Meclis'te bile gündeme gelmemişti. Daha Türkiye siyasetinde böyle bir gündem bile yokken, Cumhurbaşkanımız, görüşülen zamanlarda, katliamların başladığı zamanlarda Esad'a bunları telkin ediyordu. Suriye Kürtlerine haklarını ver, seçimlere girsinler, eşit vatandaş olarak Suriye içerisinde konumlansınlar diye.'

Çelik, birtakım acemi siyaset sihirbazlıklarının yapıldığına dikkati çekerek, 'Türkiye'nin Orta Doğu coğrafyasında anti-Kürt bir siyaset izlediği izleniminin verilmeye çalışıldığını' söyledi.

Buna Orta Doğu coğrafyasındaki Kürtlerin bile inanmayacağına işaret eden Çelik, 'Yıllardır böyledir. Kobani meselesinde Barack Obama, Cumhurbaşkanımızı aramıştı. Kobani düştü, düşüyor diye. O zaman terör örgütü Kobani'ye kimsenin girmesine müsaade etmiyordu ki katliam olsun da bir propagandasını yapsın diye. Kobani'ye giden yardıma Türkiye kapıyı açtı. Bir günde 100 bin kardeşimizi Kobani'den ölümden kurtarmak için Türkiye tarafına geçmesini sağladık biz. Dolayısıyla burada 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika, Kürt karşıtı bir politika sürdürdüğünü söylemek' baştan aşağı bir yalandır.' diye konuştu.

- 'Büyük bir çelişki'

Bunu söyleyenlerin, terör örgütleri konusundaki gündemi saklamaya çalıştığına işaret eden Çelik, terör örgütlerine silah bırakma konusunda hiçbir çağrı yapmayanların, 'Türkiye'ye anti-Kürt bir politika izliyorsun' demesinin büyük bir çelişki olduğunun altını çizdi.

Ömer Çelik, şunları ifade etti:

'Bugün Kürtlerden yana olanların, Suriye'deki, Irak'taki Kürt kardeşlerimizden yana olanların yapacağı ilk çağrı, PKK ve SDG'nin silah bırakması, terörsüz bölge sürecine ulaşılması gerektiğidir. Bu nettir. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları, kardeşleri Suriye'de oturuyor. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları ve kardeşleri bizim de kardeşlerimizdir. Irak'takiler de aynı şekilde kardeşimizdir. Orada Türkmen'in, Kürt'ün, Arap'ın ortak geleceğe, ortak kadere sahip bir şekilde, ortak refahını ve ortak güvenliği paylaşacak şekilde yoluna devam etmesi gerektiği için Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefini gözetiyoruz. Ama birileri terörsüz bölge hedefinden ve Terörsüz Türkiye hedefinden terör örgütlerinin meşrulaşacağı ya da mazur görüleceği bir tablonun ortaya çıkmasını istiyorsa, bu hem bölge halklarına ihanettir hem de Kürt çocuklarının geleceğine ihanettir.'

- '10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz'

Çelik, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin hem Türkiye için hem de bölge için ortak refahı, ortak güvenliği, ortak geleceği paylaşan iradenin ortaya çıkması olduğunu söyledi.

'Suriye'de SDG'nin neden 10 Mart Mutabakatı'na uyup silah bırakmadığı, Suriye toplumunun parçası olarak bütün bir Suriye'de faaliyet gösterecek şekilde, eşit vatandaş olarak davranmadığı' sorusu yöneltilen Çelik, 'Bunun Siyonizmle olan dalga boyunu herkes görüyor. Yani bunun görünmemesi mümkün değil.' dedi.

Çelik, şunları kaydetti:

'Bunu görmemek, akılla alay etmektir. Yani istihbarata da gerek yok. Beni Zeyd'e, Şeyh Maksud'a, Eşrefiye'de en son olanlar ortadadır. Bizim söylediğimiz, kimsenin, hiçbir etnik grubun kanı dökülmesin. Hiçbir mezhep grubuna, etnik gruba ait kardeşimizin kanı dökülmesin. Bütün geçişler makul bir şekilde, masada, siyasi süreçlerle, ortak kararlarla gerçekleşsin. Yani 10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz. Ama buna karşı 'Ben elimdeki silahı bırakmam, silahı bırakmadığım gibi birtakım maksimalist taleplere devam ederim' diyen varsa, bundan sonrasında maalesef çok daha üzücü gelişmeler olabilir. Çok daha sıkıntılı şeyler olabilir. Kimse, geçmişte de bu görülmüştür, böyle birtakım kaos ortaya çıktığı zaman, dünyada bir istikrarsızlık ortaya çıktığı zaman birileri buradan terör örgütleri için bir derinlik üretebilir miyiz, bir mevzi üretebilir miyiz gibisinden, maalesef hiç dolu olmayan bir takım yaklaşımlara giriyorlar ama sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Tekrar çıkmasın.

Biz, geçmişte yaptığımız gibi terörün en ağır tabloları ortaya koyduğu zamanda bile demokratikleşme perspektifimizi koruduk, siyasi reform perspektifimizi koruduk, Türkiye'nin içindeki kardeşliğe bir halel gelmedi. Türkiye'nin içindeki kardeşliğin hamurunun ne kadar sağlam olduğu ne kadar sağlıklı olduğu, Türkiye'nin kendi iç bünyesinin ne kadar değerli olduğunu her olayda görüyoruz. Biz bunu bölgemiz için de istiyoruz. Bunda herhangi bir şekilde şüphe yok. Tablonun ne olduğunu da görüyoruz. Burada birileri çıkıp da ikide bir terör örgütlerini meşrulaştırmak için 'karşı tarafta cihadistler var, DEAŞ var, onlar saldırıyor' diyor. DEAŞ ile en çok mücadele eden ülke biziz. DEAŞ ile doğrudan doğruya kara savaşı vermiş yegane ordu Türk ordusudur. Defalarca söylenmiştir bu. Orada en büyük mücadeleyi biz vermişizdir. Problemin PKK, SDG'nin bütün unsurları, uzantılarıyla silah bıraksın diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz? Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefine sahip çıkabiliyor musunuz, çıkamıyor musunuz?'

- 'Demokrasinin güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye uğraşıyoruz'

Çelik, Türkiye'nin Suriye'de Kürtlerin eşit olduğu ve Suriye'nin ortak geleceğinde imzası bulunan bir tablonun ortaya çıkmasını istediğini, bunun önündeki en büyük engelin ise terör örgütlerinin süreci akamete uğratması olduğunu belirtti.

Suriye'de Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların ve bütün mezhep gruplarının kendi ortak geleceklerinin inşasında imza sahibi olması gerektiğine işaret eden Çelik, 'Hep beraber olumlu adımlar görelim, olumlu adımlar atılsın, terörden arınmış, kardeşlik hukukunun daha pekiştiği, demokrasinin, hukukun ve ortak iradenin daha da güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye hep beraber uğraşıyoruz.' ifadelerini kullandı.

Çelik, yükseköğretim alanında elde edilen olumlu bir gelişmeyi de paylaştı. Sürdürülebilir ve iklim dostu kampüs projeleri kapsamında üniversitelerin teşvik edildiğini hatırlatan Çelik, Yeşil Üniversite Endeksi'ne göre Türkiye'nin 139 üniversite ile dünyada ikinci, Avrupa'da ise birinci sırada yer aldığını belirtti.

Bunun hem enerji verimliliği hem de doğa dostu kampüslerin yaygınlaşması açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, YÖK Başkanı ve ekibini, üniversitelerde doğa dostu ve enerji verimliliğine odaklanan kampüs projelerine destek veren tüm yöneticileri ve özellikle öğrencileri tebrik etti.

(Bitti)


Kaynak: AA