İSTANBUL (AA) - AİŞE HÜMEYRA AKGÜN - Araştırmacı yazar Muhammed Berdibek, arabesk müzikte Müslüm Gürses etkisine değinerek, '1999'da Müslüm Gürses'in başarılı olmasının gerçekleri var. Türk toplumu şehirleşmeye başladı. 1990'lardaki pop ve 1980'lerdeki arabeskin zirvesine kimse ulaşamıyor.' dedi.
Arabesk müzik üzerine 'Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez' adlı kitabı kaleme alan Berdibek, Anadolu Ajansının (AA) 'Dünden Bugüne Arabesk Müziği' isimli dosya haberinin bu bölümünde, arabesk müziğinin ortaya çıkışına ve sanatçı Müslüm Gürses üzerinden bugüne geliş sürecine dair AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Berdibek, akademik literatürde arabeskin 1960'larda göç dalgaları yoluyla yayılan bir müzik türü olarak belirtildiğini fakat bu konuda bir boşluk olduğunu söyledi.
Arabeskin ortaya çıkışında daha derin bir şeyler olduğuna işaret eden Berdibek, 'İnsanlar 5 veya 7 bin yıldır göç ediyor. Arabesk müziğin 1960'larda İstanbul'da ortaya çıkmasını açıklayacak bize özel bir sebep lazım. Demek ki bu yüzden göç sadece bir veri olamaz. Göç, arabeskin kitleselleştirilmesinde bir veri olabilir.' diye konuştu.
- 'Dert, arabeskin içerdiği melankoli değil'
Muhammed Berdibek, Türk ve Arap müziğinin ortak bir makamsal tını üzerinden ilerlediğini ve bunun yaklaşık bin yıllık bir gelenek sonucunda oluştuğunu aktararak, şöyle devam etti:
'Birinci bağlamda, arabeski bu geleneğin günümüze kadar yansıması şeklinde görebiliriz. İkincisi, arabeske ilişkin ithamlardan biri de arabeskin sözlerinin çok melankolik olduğu iddiası ve bunun üzerinden arabeske yönelik bir tanımlama yapılıyor. Elbette melankolik olduğunu ben de kabul ediyorum. Fakat arabesk ve diğer müzik türlerine baktığımızda Türk müziğinde melankolinin veya dramın estetik bir sabiti olduğunu görürüz. Dolayısıyla bu anlamdaki iddia da çöküyor. Velev ki arabesk modernleşmenin yarattığı bir kriz sonucunda 1960'larda ortaya çıkmış olsun. Peki, 1960'larda arabeske yönelik bu kadar pejoratif, küçümseyici yüklü anlamlar neden 1932'de aynen Türk sanat müziğine de yapıldı? Demek ki buradaki dert, arabeskin içerdiği melankoli değil.'
Arabeskin içerdiği Doğulu tınılar nedeniyle ilk olarak kabul görmeyen bir müzik türü olduğuna dikkati çeken Berdibek, 'Cumhuriyet ilk dönem elitleri sistemi kurarken, daha çok Doğu ve Arap karşıtlığı üzerinden bir inşa gerçekleştiriyor ve karşıtlık içerisinde Doğulu veya Arap gibi olan tınılar bir şekilde sistemin dışında bırakılıyor. Fakat radyo diye bir iletişim aracı geliyor ve bu radyo üzerinden yeni Cumhuriyet elitlerinin istemediği bir müzik türü olan arabesk veya arabesk tınılarının kökenini oluşturan Doğulu tınılar deyim yerindeyse kapıdan değil, bacadan giriyor ve Türk halkı bunu çok sahipleniyor. Herhalde arabeskteki melodinin daha tanıdık olduğunu düşünüyorlar.' dedi.
- 'Arabeskte meseleyi göç üzerinden okuyamayız'
Cumhuriyet'in kurulmasının ardından tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla tasavvuftaki meşk sisteminin de yok edildiğini belirten Berdibek, 'Bu meşk sisteminin kesilmesi demek, aslında o Doğulu tınıların damarının kesilmesi demek. Bu, aynı zamanda ezan yasağına da yansıyor. Ezan yasağı sadece dini Türkçeleştirme bağlamında değil, o Doğulu tınının içeriye girmesini engelleyen bir şey. Fakat o Doğulu tını bir şekilde radyo üzerinden geliyor. Dolayısıyla arabeskte meseleyi göç üzerinden okuyamayız fakat göç de konuda önemli bir katalizör.' değerlendirmesini yaptı.
Berdibek, arabesk müziğin 1980'lere kadar insanların kırsalda dinlediği bir müzik türü olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
'1960'larda şöyle bir tartışma var. Mesela Türkiye'de 1960'larda başörtüsü sorunu olmadığını söylüyorlar. Kısmen doğru söylüyorlar çünkü başörtülüler köydeydi ve şehirlere gelmemişti fakat alanın içine gelmeye başladıklarında sorun olmaya başladı. Arabesk de halkın dinlediği bir müzik türü olarak hep kırsalda var olan bir şeydi fakat 1980'lerde kırsaldaki insanlar köyden kente göç edince bu tınıyı da birlikte getirdi.'
- '1999'da arabesk müzikte büyük kırılma yaşanıyor'
Arabesk için 1980'lerde yapılan 'varoş müziği' tanımlamalarına da işaret eden Berdibek, şunları anlattı:
'Varoş meselesi aslında çevre. Çevre dediğimiz şey sistem dışına atılanlar. Sistem dışına atılanların herhalde gidip çok eğlenceli bir müzik dinleyecek hali yok. Tabii ki o gün yaşadığı duyguyu anlatan bir müzik türünü dinleyecek. Buna da en sağlıklı cevabı o dönem koşullarında arabesk veriyor. Fakat arabeskin bu kadar kitleselleşmesi, ister istemez TRT başta olmak üzere pek çok kurumu rahatsız eden bir şey. Ama bir şekilde bunu sistem içine sokmak istiyorlar. Rahatsız oldukları bu sistemi olduğu gibi kabul etmeyeceklerini bildikleri için arabesk müziğin içindeki bazı kusurları gidermeye çalışıyorlar. Mesela bunu neyle yapıyorlar? Acısız arabesk tartışmasıyla. Hakkı Bulut'tan, var olan bir şarkının gerekirse sözlerini değiştirmesi veya o içindeki Doğu'ya kaçan tınıları değiştirmesi talep ediliyor ve böylelikle günümüze kadar bir süreç başlıyor. Zamanında devlet eliyle yapılan projeler, insanların gönüllü bir şekilde dönüşümüne vesile oluyor ve 1999'a geldiğimizde de arabesk müziğinde çok büyük kırılma yaşanıyor.'
Yazar Berdibek, 1999'da Müslüm Gürses'in Elenor Müzik'ten ayrıldığını söyleyerek, 'Elenor Müzik, arabeskin en önemli plak şirketlerinden biri ve Müslüm Gürses'le bütünleşmiş bir plak şirketi. Bu plak şirketinde Gürses'in çıkardığı son albüm de 'Garipler'. Bundan sonraki bütün albümlerinde Müslüm Gürses, artık arabesk tarzındaki bir yorumlayıcı değil, aynı zamanda pop, rock ve çeşitli müzikleri de yorumlayan bir kişi haline dönüştü.' ifadelerini kullandı.
- 'Müslüm Gürses, yeni tarzıyla hem eskiyi hem yeniyi yakaladı'
Gürses'in her albümünde arabesk şarkıların yanı sıra bir iki türkü de seslendirdiğinden bahseden Berdibek, şu görüşleri paylaştı:
'Gürses'in 1992'de 'Bir de Benden Dinleyin' albümü vardır. Bu albümde de mesela Sezen Aksu'nun 'Belalım' şarkısını okuyor. Fakat o arabeskin içerdiği tınıyı hiç değiştirmeden yani klasik Müslüm Gürses tarzında yorumlayarak seslendiriyor. Ama 1999 sonrasındaki süreçte 'öz Müslüm' dönemi bitiyor, yeni bir sürece geçiyoruz. Bunun da sembolik anlatımı Gülhane ve Harbiye arasındaki ayrımla keskinleşiyor. Mesela Gülhane, eski Müslümcülerin tercih ettiği bir müzik tarzının seslendirildiği yer. Harbiye de yeni kuşağın temsil ettiği mekan.'
Berdibek, Gürses'in müziğindeki klasik anlatımın zamanla yeni şehirli kuşağa çok uymadığına dikkati çekerek, 'Müzikal anlamda yaşanan estetik dönüşümden veya yeni bir arayıştan kaynaklı olsa gerek, Müslüm Gürses de müzik repertuvarını dönüştürmek zorunda kaldı. Buna eski Müslümcülerin çok yoğun bir itirazı oldu. Onu davaya ihanetle suçladılar. Sonra bir şey fark ettik, Müslüm Gürses aslında bu yeni tarzıyla hem eskiyi hem yeniyi yakalamış oldu.' dedi.
Türkiye'nin müzikal üretim bağlamındaki en güçlü döneminin 1970 ve 1990 arası olduğunu dile getiren Berdibek, şöyle devam etti:
'Arabeskle rap arasındaki bir ayrıma girişirsek, Türk toplumunda nasıl bir müzikal dönüşüm yaşandığını da görüyoruz. Arabeskle rap kıyaslamasını üç şekilde yapabiliriz. Bir Batılılaşma, iki sekülerleşme, üç şehirleşme. Batılılaşma bağlamında, arabesk içerdiği tını ile Doğuludur ve bütün geçmişini Doğulu tınılardan alır. Fakat rap müziği, Batı tonu üzerinden ilerler. Bu kademeli bir şekilde aslında 1960'lardan itibaren Türk toplumunun bir şekilde Batılılaştığını gösterir. İkincisi sekülerleşme bağlamında. Mesela arabeskte Tanrı'ya isyan her zaman vardır fakat orada günahkar dindarlığı diye bir kavramdan bahsedebiliriz. Yani Tanrı'ya isyan ediyor ama inandığı bir şeye isyan ediyor ve ben buna günahkar dindarlığı diyorum. Rap'te ise Allah yoktur. Dinle ilişkili herhangi bir kavramsal karmaşa yoktur. Yani bu anlamda hakikaten o müzikal geçişte, müzik ifadelerinin de sekülerleştiğini görüyoruz. Şehirleşme bağlamında da arabesk, şehirleşemeyen insanların isyanını taşırken, rap şehirleşmiş fakat şehre sığamayan insanların isyanını bir şekilde içinde barındırıyor.'
- 'Gürses, arabeskin üçüncü babasıydı'
Muhammed Berdibek, Müslüm Gürses'in sahip olduğu yorumculuğun diğer arabesk sanatçılarından daha güçlü olduğunu söyleyerek, '1999'dan sonra Gürses'in dönüşümü olmasaydı, muhtemelen biz arabeski bu kadar güçlü bir şekilde hissetmeyecektik. Yani benim zamanında eleştirdiğim bu dönüşüm, açıkçası Müslüm Gürses'in günümüze gelmesini sağladı. Gürses, çıkışından itibaren arabeskin üçüncü babasıydı. Çok büyük yorumcuydu, hiçbir zaman söz yazarlığı yapmadı. Sadece kendisine ait dört tane şarkının varlığından bahsediliyor fakat bu hiçbir şeyi ifade etmez. O kendisine verilebilecek her şarkıyı her tonda, her yorumda okuyabilecek bir insandı.' diye konuştu.
Gürses'in yorumculuğundaki dönüşümde Burhan Bayar ve kardeşi Uğur Bayar'ın etkili olduğunu aktaran Berdibek, şu bilgileri verdi:
'1990'lardan beri Müslüm Gürses'i bir şekilde dönüştürme gayretinin olduğunu hep görüyoruz. Mesela Ali Osman Erbaşı da 'Bir de Benden Dinleyin' albümüyle bir dönüşüm yapmaya çalıştı ama o dönemde başarılı olamadı. 1999'da Gürses'in başarılı olmasının sebebi var. Türk toplumu şehirleşmeye başladı. Müzikal zevklerinde dönüşümler başladı. Mesela 1990'lardaki popun, 1980'lerdeki arabeskin zirvesine kimse ulaşamıyor. Artık yeni coverlarla o şarkılardan yararlanmaya çalışıyoruz ve bu da uzun süre devam edecek gibi. Bir de bu tarz süreçler döngüsel. Mesela bugün de insanlar melankolik. Belki 1960, 1970'lerdeki duygu yoğunluğuna 2040'ta insanlar tekrar gelebilir. Bana göre 2040'ta, 2050'de Müslüm Gürses'in klasik tarzına tekrar güçlü bir geri dönüş olabilir.'
Berdibek, 1990'larda başlayan arabeskin çöküş döneminde Güllü, Azer Bülbül ve Hakan Taşıyan'ın bu işi devam ettirdiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
'Güllü'nün özellikle 'Oyuncak Gibi' şarkısındaki çift ses vokali, yani değişik tonlarla şarkıyı söylemesi muazzam bir şey ve gerçekten o sesin ulaştığı kıvama ben daha erişeni görmedim. Fakat 1999'dan sonra 2000'lere geldiğimizde Türkiye'deki toplumsal dönüşümler ister istemez bütün süreçleri ve müzikal zevki de etkiledi. Fakat bu isimlerin ölümleri, artık bir şekilde insanların arabeske geri dönmesini sağlıyor. Ferdi Tayfur, 1990'larda 6 milyon kaset satışı yapmış bir insandı ve sadık kitlesi olsa da yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttu. Ama vefatından sonra neredeyse bütün müzikal kanallarda veya filmlerde, dizilerde Ferdi Tayfur şarkılarını görüyoruz. Müslüm Gürses'in ölümünde de böyle oldu. Mesela Allah korusun Orhan Gencebay'ın sürecinde de böyle olacak.'




