İSTANBUL (AA) - ÜMİT TÜRK/İREM DEMİR - Uzmanlar, yalnızlık hissiyle dijital mecralara sığınan gençlerin, kontrolsüz grupların içinde kendilerine yapay kimlik inşa ederken şiddeti 'statü anahtarı' olarak benimsediklerini belirtiyor.

Şanlıurfa'daki lisede ve Kahramanmaraş'taki ortaokulda gerçekleştirilen silahlı saldırılar, sosyal medya platformları ve şiddet içerikli sanal oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini bir kez daha tartışmaya açtı.

AA muhabirleri, dijital platformların çocuklar ve gençler üzerindeki olası etkilerini, bu etkilere karşı alınabilecek önlemleri uzmanlara sordu.

İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Büyükaslan, sanal ortamdaki ilişkisini o alemin gerçekleri üzerinden kurgulayıp bunu nefes aldığı hayata aktarmaya çalışan, henüz ergenlik dönemindeki çocukların adeta bir oyun oynuyormuşçasına davranmasının, üzerinde her yönüyle düşünülmesi gereken bir konu olduğunu söyledi.

Şiddetin yaygınlaşmasındaki önemli etkenlerden birinin şiddeti görünür kılmak olduğuna dikkati çeken Büyükaslan, 'Şiddetin her türlüsünün özendirici bir biçimde algılanabileceği ihtimalini göz ardı ederek, herhangi bir kaygı taşımaksızın ilk paylaşımı yapma, en etkili içeriği verme çabasıyla hareket etmek oldukça sakıncalıdır. Bu tür anlayışlarla yapılan yayınların özellikle belirli yaş gruplarında bir öykünmeye, bir ekran önü ve içi dünyadaki kahramanlığın benzerini nefes aldığı dünyada da yaşamak, yaşatmak düşüncesiyle hareket etmeye yol açacağı bilinmelidir.' diye konuştu.

Dijital platformların en önemli özelliğinin 'mutlak etki' olduğu, bunun her yaş grubunda farklı yoğunlukta etkisini hissettirdiğini ifade eden Büyükaslan, şunları kaydetti:

'Özellikle çocukluk dönemlerinden ergenlik dönemlerine kadar olan sürede hangi cinsten olursa olsun internet mecraları ve dijital platformlar, sadece birer oyun alanları olmamakta, hemen her türden ilişkinin kurulabildiği, rol modeller oluşturulabilen, her türden istismara açık, hemen herkesin farklı niyet ve beklentilerle kendini orada öylece var edebildiği ortamlardır. Bu ortamlarda en masumane duygularıyla bulunan çocuklar, gençler, farkında olmaksızın bir bağımlılığın içerisinde kendilerini dijital demir parmaklıklar arkasına mahkum ederek oranın kurallarıyla yaşamaya, oradaki kuralları gerçek hayatta da uygulama ve hissetme tutkusuna kapılmaktadır.'

Büyükaslan, algoritmaların hangi platformda ve hangi yaşta olursa olsun sunduğu düşünce ve davranış kalıplarının artık içerisine aldığı kullanıcılar için yapılması zorunlu mutlak düşünce ve davranışlar haline geldiğini, bunun bütün kullanıcılar için mutlak etkiye maruz kalma durumunu ortaya çıkardığını dile getirdi.

Siyaset, aile, eğitimciler ve emniyet güçleri başta olmak üzere milletin geleceğiyle ilgili görev düşen herkesin bu sorun konusunda düşünmesi, kısa ve uzun vadeli çözümleri hayata geçirmesi gerektiğini kaydeden Büyükaslan, 'Bugün artık bir daha yaşanmasın diye alınacak emniyet tedbirlerinin çok ötesinde 'Çocuklarımızı, gençlerimizi bedenen ve zihnen nasıl daha bilinçli, daha öz güvenli ve huzurlu bir hayata hazırlayabiliriz?' sorularının cevaplarını aramalıyız. Bu cevaplar, çok yönlü çabaları zorunlu kılmaktadır. Bu çabalar, başka ülkelerde sıkça karşılaştığımız bu elim hadiselerin ülkemizde tekrarlanmasını önlemek için son derece önemlidir.' ifadelerini kullandı.

- 'Aileler, çocuklarıyla sahici bir ilişki kuracak zaman bulmakta zorlanıyorlar'

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan da gençlerin aile ya da okul gibi geleneksel kurumlardan uzaklaşıp bu tür radikal dijital gruplarda aidiyet aramalarını tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını, birkaç toplumsal kırılmanın aynı anda devreye girdiğini söyledi.

Ailelerin birçok genç için eskisi kadar güçlü bir bağ kuramadıklarını dile getiren Erdoğan, 'Aileler, daha yorgun, daha kaygılı, daha dağınık. Çocuklarıyla sahici bir ilişki kuracak zaman bulmakta zorlanıyorlar. Zaman bulanların bir kısmı da dijital dünyanın hızına, diline ve tehlikelerine nasıl karşılık vereceğini bilemiyor. Bu açıdan aileler de oldukça savunmasız. Okul ise birçok genç için kendini değerli hissedebileceği bir yer olmaktan uzaklaşıp bitmeyen bir yarışın ve başarı baskısının yaşandığı bir alana dönüşüyor.' şeklinde konuştu.

Bu durumda çocukların ve gençlerin görünür olabildikleri, anlaşıldığını düşündükleri, öfkelerine karşılık buldukları başka çevrelere yöneldiklerini, internetin de tam bu noktada devreye girdiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Gerçek hayatta silik, önemsiz ya da başarısız hisseden bir genç, bu tür grupların içinde bir anda kendini önemli biri gibi görebiliyor. Sıradan biri olmaktan çıkıp korkulan, konuşulan, etki yaratan biri gibi hissetmeye başlıyor. Burada kendince bir statü kazanıyor ama bildiğimiz anlamda bir saygınlık değil daha karanlık bir statü bu. Takdir görmekten çok dikkat çekmek, sevilmekten çok iz bırakmak, kabul görmekten çok gündemi işgal etmek üzerine kurulu. Bazı şiddet odaklı çevreler, kırgın ve yenilmiş hisseden gence şu duyguyu veriyor: 'Sen önemsiz değilsin, sana haksızlık yapıldı, şimdi karşılık verebilirsin.' Bu yüzden şiddet, gencin gözünde kaybettiği ağırlığını geri kazanmanın bir yolu gibi görünmeye başlıyor. Canlı yayın, manifesto, önceden bırakılan mesajlar, görsel semboller ve internet dili bunun parçaları haline geliyor yani fail zarar vermekle yetinmiyor, görülmek de istiyor. Adının duyulmasını, görüntüsünün yayılmasını, arkasında bir metin bırakmayı önemsiyor. Bu da bize şunu anlatıyor: Bazı saldırılar anlık bir patlamadan çok, önceden zihinde kurulmuş bir sahneye benziyor.'

Erdoğan, bazı vakalarda görünür olma arzusunun, tanınma isteğinin hatta adını duyurma hevesinin açık biçimde devrede olduğunu gördüklerini belirterek, 'Modern kültür gençlere sürekli şunu fısıldıyor: 'Görünürsen varsın, iz bırakırsan önemlisin.' Kendini değersiz hisseden biri de bazen bu görünürlüğü çok karanlık bir yoldan arayabiliyor. İyi bir şeyle tanınamıyorsam korkunç bir şeyle tanınayım duygusu ortaya çıkabiliyor. Tam da bu yüzden medyanın dili çok önemli. Failin adı, görüntüsü, yazdıkları ve etrafında kurulan karanlık hikaye ne kadar dolaşıma girerse benzer kırılganlıklar yaşayan başkaları için o kadar çekici bir örneğe dönüşebiliyor. Bu tür saldırılar çok konuşulduğunda, fail uzun uzun anlatıldığında ve olay etrafında karanlık bir ilgi üretildiğinde, benzer kırılganlıklar yaşayan gençler için tehlikeli bir örnek oluşturuyor.' dedi.

Erdoğan, dijitalleşen dünyada bireylerin sadece kendi mahallesinden, okulundan ya da arkadaş çevresinden etkilenmediklerine, dünyanın başka yerlerindeki şiddet sahnelerinden de etkilendiklerine dikkati çekti.

- 'Asıl mesele yasaklamak değil hem bireylerin hem de ailelerin bu riskin farkında olması'

İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, bir kişi henüz suçu işlemeyi düşünmüyorken başka birinin onu ikna etmesinin 'azmettirme' olarak değerlendirildiğini, suça iten kişinin de en az suçu işleyen kadar sorumlu olduğunu ifade etti.

Dülger, kişinin eylemi yapmayı kafasına koymuş olması ve çevresindekilerin 'Devam et', 'Haklısın' gibi sözlerle onu motive etmesinde 'yardım etme' fiilinin söz konusu olduğunu, bunun da yine ceza gerektiren bir durum olduğunu belirtti.

Olay gerçekleştikten sonra sosyal medyada yapılan paylaşımların da suç teşkil ettiğine dikkati çeken Dülger, 'Saldırıyı öven, destekleyen ya da meşrulaştıran yorumlar, 'suçu ve suçluyu övme' kapsamındadır yani sadece eylemi yapmak değil sonrasında bunu övmek de hukuken ceza sorumluluğunu gerektiren bir davranış. Öngörülen cezalar da oldukça ciddi ve azımsanamayacak düzeyde.' diye konuştu.

Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı'nda yeni lav tünelleri aranıyor
Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı'nda yeni lav tünelleri aranıyor
İçeriği Görüntüle

Dülger, bu tür olaylarda sosyal medya platformlarını kapatmanın veya tümüyle kontrol altına almanın kalıcı çözüm olmadığını dile getirerek, 'Bugün bir platform kapatılsa yarın başka bir mecra ortaya çıkıyor. Bu yüzden asıl mesele yasaklamak değil hem bireylerin hem de ailelerin bu riskin farkında olmasıdır. Şüpheli bir durum görüldüğünde bunu ciddiye almak ve yetkili yerlere bildirmek, çoğu zaman çok daha ağır sonuçların önüne geçebilir.' değerlendirmesinde bulundu.

- 'Platformların tehlikeli yanı, denetimsiz bir iletişim alanı olması'

Psikolog Abdulaziz Yılmaz da dijital mecralarda kurulan kontrolsüz grupların gençleri şiddet sarmalına çektiğini, özellikle Telegram ve Discord gibi platformların 'suç laboratuvarı' gibi kullanıldığını belirtti.

Bu platformlarda 'Biz özeliz, bir grubuz. Bizim grubumuzun değerleri, kriterleri var, bizim grubumuza ait olmanın şartları var.' gibi gizli ve görünmez akran baskısının bulunduğunu dile getiren Yılmaz, 'Suç işleyen bu yaş grubunun en temel ihtiyacı, kimlik oluşumu ihtiyacıdır. Kendilerini bir kimlikle var etmeye çalışırlar. Bu platformların tehlikeli yanı, denetimsiz bir iletişim alanı olması.' dedi.

Platformlarda şiddetin planlı şekilde nasıl normalleştirildiği ve çocukların bu sürece nasıl dahil edildiğine ilişkin Yılmaz, şunları dile getirdi:

'Şiddet videolarına fazlaca maruz kalan çocuklarda empati kaybı ve duyarsızlaşma açığa çıkıyor. Ötekinin acısını hiç düşünmeden doğrudan yapacağı işe odaklanıyorlar. Bu gruplar, 'Burada bu işi yaparak kendini var ediyorsun, toplum seni fark ediyor, bir anda bütün ilgiyi senin üzerine yönlendiriyor.' diyerek bunu besliyor. Çocuk, Amerika'da bu işleri yapan birinin resmini profil resmi yapıyor ve çocuğun 'O yaptı, ben de yapacağım, bir süre sonra benim resmimi de birtakım çocuklar kendi profillerine profil resmi yapacaklar.' diye fark edilme ihtiyacı bu gruplar sayesinde organize ediliyor. 12-13 yaşında bir çocuğun 4-5 tabanca, pompalı vesaireyle okula gitmesi, kendi başına yapabileceği bir şey değil. Arka planda mutlaka bir planlayıcının, bir yönlendiricinin olduğunu çok net görüyoruz. Bu, sadece bir Discord veya Telegram grubunun kendi içinde yaptığı bir şey gibi görünse de dışarıdan organize edenlere baktığımızda, bunun toplumun huzurunu kaçırmak için planlanmış terörize bir olay olduğu net olarak anlaşılıyor.'

Yılmaz, saldırgan çocukların eylem sonrasında kendi yaşamlarına da son vermelerinin yine bu gruplardan yapılan yönlendirmeler doğrultusunda gerçekleştiğini, bu durumun karanlık yapılar tarafından bir tür 'ölümsüzleşme' ve 'kendini ispat etme' aracı olarak pazarlandığını sözlerine ekledi.

- 'Dijital okuryazarlık, açık iletişim ve farkındalık, yasaklardan daha kalıcı sonuçlar üretir'

Bilişim hukukçusu Gökhan Ahi de suçun yalnızca dijital mecralara indirgenemeyeceğini, bu mecraların, sundukları veri ve delil alanı sayesinde suçun önlenmesi ile tespiti için kritik öneme de sahip olduklarını söyledi.

Ahi, 'Sokağa nazaran dijital mecraların önemli bir farkı vardır, mutlaka bir iz bırakılır. Kişilerin olayla ilgili platform yazışmaları, potansiyel yönlendirme, teşvik veya organize etme davranışlarının somut delillerle ortaya konulabilmesi için çok fazla veri sağlanabilir. Bu da suçun kaynaklarına, nedenlerine ve olası faillerine ulaşmayı kolaylaştırır.' değerlendirmesinde bulundu.

Platform bazlı kısıtlamaların uzun vadede çözüm üretmeyeceğinin altını çizen Ahi, 'İlk refleksle, geniş kapsamlı yasaklara veya platform bazlı kısıtlamalara yönelmek doğru değildir. Böyle yaklaşımlar, sorunu çözmek yerine görünmez hale getirebilir ve ifade özgürlüğü ile haberleşme hürriyeti açısından ciddi sakıncalar doğurabilir. Esas etkili olan, somut risklere ve fiillere odaklanan, ölçülü ve hedefe yönelik müdahalelerdir.' ifadelerini kullandı.

Ahi, çocuklar ve gençler için aile ve eğitim kurumlarının rolüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

'Dijital okuryazarlık, açık iletişim ve farkındalık, yasaklardan çok daha kalıcı sonuçlar üretir. Dijital platformlar, ne başlı başına suçun kaynağıdır ne de tamamen önemsizdir. Bu platformlar bir yandan iletişimi kolaylaştırırken diğer yandan doğru kullanıldığında suçun tespiti ve önlenmesi açısından önemli bir veri ve delil alanı sunar. Asıl ihtiyaç, bu dengeyi gözeten, çok boyutlu ve rasyonel bir yaklaşım olmasıdır.'

Kaynak: AA