İSTANBUL (AA) - RÜVEYDA MİNA MERAL / ALİ OSMAN KAYA - İstanbul Boğazı'nda Ortaköy İskele Meydanı'nın kuzey ucunda yer alan ve 'Ortaköy Camisi' adıyla tanınan Büyük Mecidiye Camisi, konumu ve mimarisiyle kentin önemli simge yapılarından biri olarak dikkati çekiyor.

Anadolu Ajansının (AA) 'İstanbul'un Selatin Camileri' isimli dosya haberinin bu bölümünde, Boğaz kıyısındaki konumuyla İstanbul siluetinin simgelerinden biri haline gelen 'Büyük Mecidiye Camisi' ele alındı.

Erzurum'da hassas burunlu köpeklerin desteğiyle narkotik uygulama yapıldı
Erzurum'da hassas burunlu köpeklerin desteğiyle narkotik uygulama yapıldı
İçeriği Görüntüle

Bugünkü caminin olduğu yerde 1721'de Vezir İbrahim Paşa'nın damadı Mahmud Ağa tarafından yaptırılan bir mescidin bulunduğu, bu yapının 1740'larda Mahmud Ağa'nın damadı Mehmed Ağa tarafından yenilendiği düşünülüyor.

Giriş kapısı üzerindeki Ziver Paşa'nın yazdığı kitabeye göre bugünkü yapı, 1854'te Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirildi.

Cami, 19. yüzyıl selatin camilerinde olduğu gibi harim ile girişin önünde yer alan hünkar kasrından oluşuyor. Harim, yaklaşık 12,25 metre kenarlı kare bir mekan olarak düzenlenirken, üzeri pandantiflerle geçişi sağlanan sağır kasnaklı kubbeyle örtülü.

Geniş ve yüksek pencereleri bulunan caminin iç duvarlarının kırmızı ve beyaz hareli pembe renkli taş taklidi sıvalarla bezeli olduğu görülüyor.

Duvarlara asılmış 'çeharyar-güzin' levhaları ve minberin üzerindeki kelime-i tevhid Sultan Abdülmecid, diğer yazılar ise Ali Haydar Bey tarafından yazılırken, pandantifler ve kubbe içinde bulunan kalem işlerinde ise manzara ve mimari düzenlemeler dikkati çekiyor.

Camide harimle hünkar kasrı arasında tasarım ve yüzeylerin ele alınışı bakımından farklılık bulunuyor. Harimdeki dekorasyonun zenginliğine rağmen hünkar kasrında cephelerin çok sade tutulduğu görülüyor.

Yapının dış cephesi ise barok ve rokoko etkili taş süslemeler, oyma-kabartma bezemelerle öne çıkıyor.

- 'İstanbul'un incisi diyebileceğimiz yapılardan bir tanesidir'

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kadir Pektaş, AA muhabirine, Büyük Mecidiye Camisi'nin mimari yapısını, Boğaz'daki konumunu ve geçirdiği restorasyonları anlattı.

Pektaş, caminin Beşiktaş ilçesinde Ortaköy semtinde bulunduğunu, giriş kapısının üzerindeki kitabeye göre 1854 yılında Sultan Abdülmecid tarafından inşa ettirildiğini ve diğer bir adının da Büyük Mecidiye Camisi olduğunu söyledi.

Camideki birçok yazının Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'nin öğrencisi Ali Haydar Efendi tarafından yazıldığını belirten Pektaş, dört halife isimleri ve minberdeki kelime-i tevhidin ise bizzat Sultan Abdülmecid tarafından yazıldığını, giriş kapısı üzerindeki kitabenin ise Ziverbey'e ait olduğunu aktardı.

Pektaş, caminin hemen boğazın kenarında konumlandığını dile getirerek, şöyle konuştu:

'Büyük Mecidiye Camisi, İstanbul'un incisi diyebileceğimiz yapılardan bir tanesidir. Tek kubbeli bir harim ile giriş kısmındaki hünkar kasrından meydana gelir. Bu yönüyle aslında birçok o dönem camisiyle benzerlikler içindedir. İki minaresi de bu kasrın bulunduğu bölümlere yerleştirilmiştir. Hünkar kasrı iki taraftan batı bölümde yer alır. Buraya elips biçiminde şık bir merdivenle çıkılır. Kapıdan girildikten sonra bir koridorla beraber bir genişletme mekanı vardır, ondan sonra da yaklaşık 12 metre çapında bir kubbenin kapattığı orta mekana geçilir.'

Caminin iç mekan düzenlemesinin tek kubbeli bir yapısı olduğunu kaydeden Pektaş, 'Bu pandantif geçişli kubbesiyle bildiğimiz geleneksel form devam ettirilmekle beraber, caminin hem dış cephelerinde hem de iç mekan süslemelerinde o dönemin getirdiği batılılaşma tarzı yoğundur. İç mekanda kırmızı beyaz renklerle böyle pembe hareli bir mermer taklidi veya taş taklidi bir sıva kullanılmıştır ki bu o dönem camilerinde iç mekanlarda çok kullanılan bir uygulamadır.' ifadelerini kullandı.

Pektaş, iç mekanın oldukça yüksek ve yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatıldığını ifade ederek, 'Ortada taşkın geniş konsollarla iki cepheye ayrılan dış cepheler, mekanın duvarlarını, cephelerini hareketlendirmiştir. Bu pencerelerle bir hareketlilik kazanmıştır yapı. Bunun üzerine de yine hareketli kısa bir kasnakla beraber merkezi orta kubbe gelir. Caminin girişindeki iki taraflı hünkar kasrının bulunduğu bölüm dışa taşıntılı yapılarak, orta bölümde adeta küçük bir avlu da oluşturulmuştur.' diye konuştu.

- 'Boğazın iki tarafı saray ve camilerle gerdanlık gibi süslenmiştir'

Prof. Dr. Pektaş, yapının ilk inşa edildiği şekliyle kalmadığını, kısa süre sonra 1860'lı yıllarda iki defa tamir edildiğini belirterek, '1894'te bir depremde büyük zarar görüyor. 1904'te tekrar tamir edilmiş ve açılmıştır. 1960-1969 yılları arasında da önemli bir restorasyon geçirmiş. Bu sürede ibadete kapatılmıştır ve 1969'da da açılmıştır. En son 1984'teki büyük yangında zarar görmüştür. Ondan sonra da yanan yapı bir restorasyon geçirmiştir. Son zamanlarda da restorasyonlarla günümüze ulaşmıştır.' bilgisini verdi.

Caminin büyük oranda hem mimarisini hem de süsleme karakterini koruyan, önemli bir batılılaşma dönemi Osmanlı yapısı olduğunu kaydeden Pektaş, şunları söyledi:

'Caminin dış cephelerinde, kemerlerde, pencere alınlıklarında ve konsollarda o hareketli cephe anlayışı barok ve yer yer rokoko, kısmen de olsa ampir etkiler göstermektedir. Ancak Hünkar Kasrı'nda Batı cephe bölümünde ampir etkiyi net şekilde görebilmekteyiz. Bunun yanında da mermer mihrap nişinde de ampir etkiler kendisini hissettirmekte. Yani ampir ve barok rokoko tarzının karışık şekilde uygulandığı güzel bir batılılaşma dönemi Osmanlı yapısıdır.'

Pektaş, hemen Boğaz'ın kenarında yer alan caminin rıhtımdan iki metre yükseltilen bir alana kurulduğunu aktararak, 'Caminin mimarı bazı kaynaklarda Nikoğos Balyan, hatta bazılarında Hovsep Serveryan olarak gösterilse de 1848 tarihli bir defterden Seyit Abdülhalim Efendi olduğu anlaşılmaktadır. Yani caminin mimarı Seyit Abdülhalim Efendi'dir. Bu yönüyle de dikkati çeken bir yapıdır.' dedi.

Osmanlı'nın 19. yüzyılda boğazın iki tarafında da ilk başta ahşap, daha sonra da kagir saraylar inşa ettirdiğini, camilerin de o saraylarla beraber değerlendirilmesi gereken yapılar olduğunu belirten Pektaş, 'Dolmabahçe Sarayı'nın yanında Dolmabahçe Camisi vardır. Ortaköy Camisi de zaten sarayların bulunduğu alana yakın olarak konumlandırılmıştır. Mesela karşı tarafta, Anadolu tarafında Beylerbeyi Sarayı ve Beylerbeyi Camisi yer almaktadır. Boğazın iki tarafı saray ve camilerle gerdanlık gibi süslenmiştir. O dönemin şehircilik anlayışını yansıtması açısından oldukça değerli bir yapıdır.' ifadelerini kullandı.

Kaynak: AA