Yazarlar
Nihayet birbirimizi dinlememeyi başardık.
Tebrikler. Bunu sonunda başardık.
Aynı dili konuşuyoruz. Aynı kelimeleri kullanıyoruz. Aynı cümleleri kuruyoruz. Ama artık birbirimizi hiç duymuyoruz.
Bu kolay olmadı. Yıllarca emek verdik. İlmek ilmek dokuduk
Önce konuşmayı bıraktık. Sonra dinlemeyi. En sonunda anlamaya çalışmayı. Artık konuşmalarımızın amacı hakikati bulmak değil. Haklı çıkmak… Karşı tarafı anlamak değil. Onu susturmak… Soru sormak değil. Cevap yetiştirmek… Büyük bir başarı doğrusu.
Eskiden insanlar tartışırdı. Şimdi sıra bekliyorlar. Karşılarındaki insanın cümlesinin bitmesini değil… Kendi cümlelerini söyleme sırasının gelmesini bekliyorlar.
Dinlemek artık iletişimin bir parçası değil. Mecburi bir reklam arası gibi… Karşı taraf konuşurken biz onu anlamıyoruz. Yalnızca cevap hazırlıyoruz. Üstelik buna iletişim diyoruz. Ne kadar zarif bir kelime.
Artık kimse fikrini değiştirmek için konuşmuyor. Çünkü herkes kararını çoktan vermiş durumda.
Konuşmalar yalnızca tarafların birbirine kendi doğrularını teslim etmeye çalıştığı küçük mahkemelere dönüştü. Hâkim de biziz. Savcı da. Avukat da. Sanık ise her zaman karşımızdaki.
Sosyal medya bu konuda bize büyük kolaylık sağladı.
Eskiden yalnızca mahallemizde bizim gibi düşünen insanları bulabiliyorduk. Şimdi dünyanın öbür ucundaki benzerlerimizle aynı odada yaşıyoruz. Artık farklı fikirlere tahammül etmekzorunda değiliz.
Algoritmalar bu yükü omuzlarımızdan aldı. Biz neyi seviyorsak onu gösteriyor. Neye öfkeleniyorsak onu çoğaltıyor. Kimi alkışlıyorsak onu büyütüyor. Böylece hiç rahatsız olmadan yaşayabiliyoruz.
Çünkü düşüncenin en büyük düşmanı cehalet değildir. Konfordur. Ne güzel bir düzen kurduk. Artık yalnızca bize benzeyen insanların sesini duyuyoruz. Ve buna özgürlük diyoruz. Oysa yankı odasında yankılanan sesin sahibini bulmak zordur. Bir süre sonra insan kendi fikrini değil, kendisinin tekrarını dinlemeye başlar. Belki de en büyük kaybımız tam burada yaşandı. Farklı düşüncelerden korkmaya başladık. Çünkü farklı bir fikir, artık öğrenme fırsatı değil kimlik tehdidi gibi algılanıyor.
Bir cümleye katılmamak, o cümleyi kuranı bütünüyle reddetmeye dönüştü. Bir görüşe itiraz etmek, bir insanı silmeye dönüştü. Ne gariptir ki teknoloji ilerledikçe sesimiz çoğaldı. Ama kulaklarımız küçüldü.
Herkes konuşuyor. Kimse duymuyor… Herkes anlatıyor. Kimse anlamıyor… Herkes cevap veriyor. Kimse soru sormuyor… Belki de bu yüzden bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey ifade özgürlüğü değildir. Anlama cesaretidir.
Çünkü anlamaya çalışan insan, önce kendi kesinliğinden vazgeçmek zorundadır. Ve bu, haklı olmaktan vazgeçmek kadar zor gelir insana.
Oysa medeniyet, aynı şeyleri düşünen insanların kurduğu bir düzen değildir. Birbirini dinleyebilen insanların kurduğu ortak hayattır.
Belki de bir toplumu çökerten şey fikir ayrılıkları değildir. Fikir ayrılıklarının konuşulamaz hâle gelmesidir.
Ama üzülmeyelim. Bu konuda gerçekten çok başarılı olduk. Artık biri konuşurken onu dinlemiyoruz. Hangi tarafta olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Haklıysa bile, bizden değilse duymuyoruz. Yanlışsa bile, bizdense affediyoruz. Vicdanımızı bile taraflara ayırmayı başardık. Gerçekten büyük bir ilerleme. O hâlde bir kez daha tebrikler.
Nihayet birbirimizi dinlememeyi başardık.
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


Yazarlar
İnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
Modern insanın en büyük sorunu nedir?
Bu soruya verilen cevaplar genellikle benzerdir: Ekonomik sorunlar… Gelecek kaygısı…Yalnızlık… Stres… Tükenmişlik…
Bunların hepsi doğrudur. Ama çoğu zaman gözden kaçan daha derin bir ihtiyaç vardır:
Anlaşılmak.
İnsan yalnızca ekmeğe, suya ve güvenliğe ihtiyaç duymaz. Aynı zamanda görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya da ihtiyaç duyar. Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini anlatmaya çalışırlar.
Çocuk anne-babasına anlatmaya çalışır. Eş eşine anlatmaya çalışır. Genç ailesine anlatmaya çalışır.
Yaşlılar çevrelerine anlatmaya çalışır.
Fakat çoğu zaman insanlar dinlenmez; değerlendirilir. Anlaşılmaz; yorumlanır. Duyulmaz; yargılanır.
Bir insan konuşurken çoğu kişi gerçekten dinlemez. Sadece cevap vermek için bekler.Karşısındakinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine ona ne söylemesi gerektiğini düşünür. Bu nedenle günümüzde iletişim arttıkça anlaşılma duygusu azalmaktadır.
Telefonlarımızda yüzlerce kişi kayıtlı olabilir. Sosyal medyada binlerce takipçimiz olabilir.Fakat içimizi gerçekten açabileceğimiz insan sayısı bazen bir elin parmaklarını bile geçmez.Çünkü insan kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir. Yalnızlık her zaman etrafta kimsenin olmaması değildir. Bazen kimsenin sizi anlamaması da yalnızlıktır.
Bugün birçok ailede sorun sevgisizlik değildir. Birçok ilişkide eksik olan şey sadakat de değildir. Eksik olan şey çoğu zaman duygusal temas kurabilmektir.
Birbirine aynı evde yaşayan insanlar bazen yıllarca aynı masada oturur ama birbirlerinin iç dünyasını tanımaz. Çocuk okuldan gelir. Anne sorar:
“Bugün okul nasıldı?”
“İyi.”
Konuşma biter.
Oysa çocuğun içinde belki korkular, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları dolaşıyordur. Eş akşam eve gelir.
“İşler nasıl?”
“Yoğun.”
Konuşma yine biter.
İnsanların hayatlarında konuşulmayan binlerce duygu birikmeye başlar. Çünkü çoğu insanın derdi çözüm bulmak değildir. Önce anlaşılmak ister.
Bir insanın yaşadığı acıyı hemen düzeltmeye çalışmak yerine onun yanında kalabilmek büyük bir beceridir.
Bazen en iyileştirici cümle öğüt vermek değildir.
“Seni anlıyorum.”
“Bu senin için zor olmalı.”
“Anlatmak ister misin?” demektir.
Çünkü insan kendisini gerçekten anlayan biriyle karşılaştığında yalnızca rahatlamaz; yeniden güç bulur. Belki de bu yüzden hayatımızdaki en unutulmaz insanlar en çok konuşanlar değil, bizi en iyi dinleyenlerdir. Ve belki de modern çağın unuttuğu en önemli şey şudur: İnsanların her zaman akla değil, önce kalbe dokunulmaya ihtiyacı vardır. Çünkü anlaşılmak, insan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biridir.
Ve bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük tavsiyeler değil, ilk kez gerçekten duyulduğunu hissetmesidir.
Yazarlar
KENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
Bugün, modern dünyanın ve dijital çağın getirdiği yoğun bilgi bombardımanı altında, insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük varoluşsal krizlerden biri “kendisi kalabilmek”. Her gün ekranlardan üzerimize akan mükemmel hayat şablonları, filtrelenmiş bedenler, idealize edilmiş başarı formülleri ve toplumsal roller, bireyi adeta tek tipleşmeye zorluyor. Bu illüzyonun tam ortasında, bir kadının verebileceği en cesur, en devrimci karar ise başkalarının beklentilerine göre şekillenmeyi reddedip sadece kendisi olmayı seçmesidir.
Bugün özgüven, sadece başarı basamaklarını tırmanmak ya da güçlü bir duruş sergilemekle ölçülmüyor. Gerçek özgüven; bir kadının seçimlerinde önceliği kendi özüne, kendi değerlerine ve kendi gerçeğine vermesiyle başlar. Bu, bencilce bir uzaklaşma değil; aksine bireyin kendi hayatının başrolünü eline almasıdır.
Onaylanma Zincirlerini Kırmak
Kendine güvenen bir kadının hayatındaki en büyük özgürlük, “Başkaları ne der?” ya da “Nasıl görünmeliyim?” korkusunu aşmış olmasıdır. Toplumsal kalıpların veya dijital dünyanın dayattığı “makbul kadın” sınırlarını elinin tersiyle iten kadın, kararlarını dışarıdan onay almak için değil, kendi iç pusulasına sadık kalmak için verir. Onun için en büyük referans noktası, sabah aynaya baktığında gördüğü kadının gözlerindeki huzurdur.
Sınır Çizmek: Öz saygının Omurgası
Kendisi olmayı önceliklendiren kadın, sınır çizmenin gücünü keşfetmiştir. Bilir ki, sınır koymak bir mesafe koyma eylemi değil, kendi ruhunu koruma biçimidir. Zamanını, enerjisini ve ruhunu tüketen durumlara, ilişkilere veya taleplere “Hayır” diyebilmek, aslında kendi varlığına ve özgünlüğüne “Evet” demektir. Bu duruş, kadını rüzgarda savrulan bir yaprak olmaktan çıkarıp, kendi toprağına sıkıca bağlanan köklü bir çınara dönüştürür.
Kusurların Kusursuz Uyumu
Modern dünya bize sürekli bir “mükemmellik” illüzyonu satmaya çalışırken, özgüvenli kadın bu oyunu bozar. O, maskeler takmak yerine hatalarıyla, kırılganlıklarıyla, geçmişiyle ve tüm kusurlarıyla barışıktır. Bilir ki insan, yanılgılarıyla ve o yanılgılardan çıkardığı derslerle büyür. Kusursuz görünmeye çalışmak bir esarettir; oysa kendi gerçeğini tüm çıplaklığıyla sahiplenmek saf bir özgürlüktür.
Kendi Hikayesinin Yazarı Olmak
Kendine güvenen kadınlar, mutluluğun ve başarının şablonlaşmış tanımlarını kabul etmezler; kendi tanımlarını kendileri yazarlar. Kendi inşa ettikleri hayatın içinde, kendi kurallarıyla var olurlar. Ve bu kadınlar sadece kendi hayatlarını dönüştürmekle kalmazlar; duruşlarıyla, arkalarından gelen diğer kadınlara ve genç kuşaklara da kendi hikayelerini yazma cesareti fısıldarlar.
Unutmayalım ki gerçek güç; başkalarına benzemeye çalışırken kaybolmak değil, tüm dayatmalara rağmen kendi benzersizliğinde kök salabilmektir. Çünkü dünya, sadece kendisi olma cesaretini gösteren kadınların omuzlarında yükselir.
Uzm. Psk. Dr. Emine Çiçek
-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Özel Haber3 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Video3 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber4 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Yazarlar1 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
-
Almanya3 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Video3 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
