İSTANBUL (AA) - Osmanlı dönemi mimarisi ve tasavvufi mekan kültürü üzerine çalışmalarıyla tanınan sanat tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Baha Tanman, SufiCorner İstanbul'da düzenlenen söyleşide sanatseverlerle buluştu.

Adalet Çakır ve Halil Solak'ın yönettiği söyleşide konuşan Tanman, aile geçmişini, cumhuriyet dönemi aydınlarının sohbet meclislerini ve tasavvuf kültürünün son dönem temsilcilerine dair hatıralarını paylaştı.

Marmaris'te 'Birlikte Yürüyelim, Birlikte Nefes Alalım' etkinliği düzenlendi
Marmaris'te 'Birlikte Yürüyelim, Birlikte Nefes Alalım' etkinliği düzenlendi
İçeriği Görüntüle

Prof. Dr. Tanman, cumhuriyet sonrası dönemde geçmişin üzerinin örtülmeye çalışıldığına işaret ederek, 'Kültür devrimlerinin şokuyla mazi defterini kapatmış aileler vardır tabii. Ondan sonraki kuşaklar dolayısıyla tamamen bihaber olarak yetişmişler. Hatta başında destarlı Mevlevi sikkesi olan dedesinin fotoğrafını görüp tanıyamayan akrabalarımız vardı.' dedi.

Konuşmasında annesi Saffet Tanman ile anılarına da yer veren Tanman, 'Maziden bizleri haberdar eden bir insandı. Çok şey dinledim ondan. Mazide yaşayan insanlar vardır tamamen gününden kopuk, annem öyle de değildi. Aktüaliteyle hem Türkiye'nin hem dünyanın edebi, siyasi aktüalitesiyle fevkalade meşguldü. Eve Fransızca, Almanca ve İngilizce dergi gelirdi. Bizim evde salonun bir tarafında çok dilli mecmua koleksiyonu olurdu.' şeklinde konuştu.

- 'Aynı masada farklı siyasi görüşler sohbet ederdi'

Çocukluğunda evlerinde farklı siyasi ve dini görüşlere sahip insanların bir araya geldiğine dikkati çeken Tanman, şunları kaydetti:

'O zamanın özelliği şuydu, aynı masada Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olan babamın arkadaşı ile Demokrat Parti'nin ateşli bir savunucusu otururdu. Birbirlerinin boğazını sıkmadan, birbirlerine sövmeden sohbet ederlerdi. Ateist olan, mütedeyyin olan, her türlü insan gelirdi. Birbirlerinin inancına ya da inançsızlığına dil uzatmadan çok güzel sohbet ederlerdi. Bugün galiba bunu kaybettik gibi geliyor.'

Prof. Dr. Tanman, çocukluk yıllarında evlerinde ağırladıkları önemli edebiyatçılara değinerek, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın meclislerindeki hallerini şöyle anlattı:

Yahya Kemal'i hiç unutmuyorum. Babam da bunu sonunda gülerek kabul etti. Viyana hezimetini anlatıyor, ordu nasıl kademe kademe geri çekiliyor. Babam gözünü açıyor, tam böyle ilgili bir sual soruyor. Amcalarım çıldırıyorlar, 'Biz gözümüzü açtık, dinliyoruz, hiç takdir almıyoruz.' diyorlar. Babam da 'Siz Osmanlı tarihine vakıf değilsiniz kardeşim. Ben anlatış ritmini biliyorum. Şimdi ordu bozuldu, 10 dakika uyursam bunlar Belgrad'a gelirler.' diye düşünüyor. Saçma bir şey sormuyor yani. Ahmet Hamdi Bey onun yanında çok fazla ön plana çıkmıyor.'

Tasavvufi geleneğin son temsilcilerini de yakından tanıma fırsatı bulduğunu dile getiren Tanman, özellikle Karagümrük'teki Cerrahi Tekkesi postnişinlerinden Muzaffer Ozak (Muzaffer Efendi) ile tanışma hikayesini ve onun entelektüel birikimini anlattı.

Üniversiteden çıkınca Muzaffer Efendi'nin Sahaflar Çarşısı'ndaki dükkanına gittiğine işaret eden Tanman, 'Dükkanda olmanın şöyle bir hoşluğu var. Dergahta Zikrullah'tan sonra bugünkü kalabalık zaten yoktu da nispeten ama yine daha fazla insan var. Orada yaptığı sohbetle dükkandaki 2-3 kişinin olduğu bir ortamda yaptığı sohbet farklıydı. Eminim o böyle kalabalıkta söylenmemesinin daha doğru olacağına inandığı şeyleri burada söylerdi. Bir de çok ufuklu bir insandı. Bir şeyh efendiden duyamayacağınız laflar duyardınız.' değerlendirmesini yaptı.

Tanman, söyleşinin sonunda akademik kariyerine yön veren süreci ve 'İstanbul Tekkelerinin Mimari ve Süsleme Özellikleri' isimli doktora tezinin hazırlık sürecini de anlatarak, mimar olmayı planlarken İstanbul Üniversitesinde asistan olduğunu ve bu durumun kendisini tekke mimarisi üzerine araştırmalar yapmaya yönelttiğini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA