SAKARYA (AA) - Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nin (UEZ 2026) gün içerisinde düzenlenen oturumunda, 'Global Ekonomide Yeni Dengeler ve Türkiye' ve 'Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası' konuları ele alındı.
Açılışını Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yaptığı Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), gün içerisinde düzenlenen oturumlarla devam ediyor.
Bu yıl 'Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası' temasıyla düzenlenen zirvenin ilk oturumu, 'Global Ekonomide Yeni Dengeler ve Türkiye' başlığıyla düzenlendi.
Moderatörlüğünü Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Burcu Aydın'ın yaptığı oturuma, TED Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Garanti BBVA Başekonomisti Seda Güler Mert ve Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz katıldı.
Ahmet Kasım Han, oturumda yaptığı konuşmada, 2000'li ve 2010'lu yıllarda ülkeler arasındaki farkların azalacağı yönündeki beklentilerin aksine mevcut dönemde küresel ölçekte belirgin bir ayrışma ve dönüşüm yaşandığını belirtti.
Han, küresel savaş riski ve artan jeopolitik belirsizliklerin kısa vadede ciddi riskler barındırdığına işaret ederek, uzun vadede Türk varlıkları ve Türkiye ekonomisinin mevcut jeopolitik kırılma sürecinden önemli fırsat ve kazanımlar üretebileceğini söyledi.
- 'Türkiye'nin yeniden not artışı sürecine girebileceğini öngörüyorum'
Prof. Dr. Kara ise küresel kriz ve savaş ortamında merkez bankalarının mevcut yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Merkez bankalarının enflasyon hedeflerinde eskisi kadar katı olmadığını aktaran Kara, 'Merkez bankası tek başına dünyayı kurtaramaz. Maliye politikası ve diğer politika alanları da en az para politikası kadar belirleyici.' diye konuştu.
Ekonomide her yıl mart ayında farklı bir şokla karşılaşıldığını ancak Türkiye'nin bu şoklara karşı dayanıklı kalmayı başarabildiğini belirten Kara, şunları kaydetti:
'Enflasyon konusunda çok iyimser değilim ancak dayanıklılık ve şokları absorbe etme kapasitesi açısından daha olumlu bir noktadayım. Maliye politikası genel olarak iyi gidiyor ancak dış kaynaklı şoklar nedeniyle bazı zorluklar söz konusu. Küresel kriz döneminde Türkiye'nin kredi notu düşüktü. Türkiye'nin göründüğünden daha dayanıklı olduğunu anlatıyorduk ancak yeterince karşılık bulmuyordu. Ardından gelen küresel kriz, bu dayanıklılığı somut şekilde ortaya koydu ve not artışlarını beraberinde getirdi. Mevcut savaş ortamında da benzer bir sürecin yaşanması mümkün. Belirsizliklerin azalmasıyla birlikte Türkiye'nin yeniden not artışı sürecine girebileceğini öngörüyorum.'
Garanti BBVA Başekonomisti Mert de gelinen noktada güvenlik kaygıları ve jeopolitik risklerin öne çıktığını anlatarak, bunun küreselleşmenin sonu olmadığını ancak kimlerle entegre olunduğunun öne çıktığını söyledi.
Türkiye'nin tek başına kırılganlıklar değil, avantajlar da sunan bir ekonomi olduğuna işaret eden Mert, 'Hem maliyet hem de güven şokuyla karşı karşıyayız. Enflasyon kalıcı olarak yüzde 20'nin altına inecek mi, bu tür soru işaretleri var. 'Sağlam bir zeminimiz, temelimiz var' desek de daha proaktif olmamız gerekiyor. İklim değişikliğiyle beraber gıda arz güvenliğini de konuşmamız gerekiyor. Türkiye bu şoktan daha sağlam çıkacak ancak belirsizlikleri daha da azaltırsak sermaye akışının artacağını düşünüyorum.' şeklinde konuştu.
Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Yılmaz da son 60 yılda küreselleşmenin başlamasıyla birlikte sürekli artan bir ticaret olduğuna dikkati çekerek, bununla beraber sorunların da arttığını dile getirdi.
Yılmaz, bu süreçte ciddi kırılmalar yaşandığına tanıklık ettiklerinin altını çizerek, konuşmasını şöyle tamamladı:
'Dünyanın en büyük ithalatçısı, ithalat yaptığı ülkelere tarifeler koyuyor. Çin'in de üretici olarak karşı hamlelerini görüyoruz. İki gücün çarpışmasına tanıklık ediyoruz. Üçüncü ülkeler ise daha itidalli davrandı, köprüler kurmaya çalıştı. Üçüncü bir yolun mümkün olup olmadığına baktılar. Uzun vadede dünya ticaretinin daralması herkesin aleyhine. ABD ile Çin'in ayrışması, dünya ekonomisini yaklaşık yüzde 4 daraltıyor. Tamamen enseyi karartmamıza gerek yok. AB'nin Hindistan ile yaptığı anlaşma, Pasifik ülkelerinin yaptığı anlaşmalar önemli. İran savaşının etkilerinden ziyade uzun vadeye bakıyorum. Türkiye'nin coğrafi konumu, Avrupa'ya Gümrük Birliği ile entegrasyonu önemli. Bu yeni oluşan dünya düzeninin bize ne kadar fayda sağlayacağına, bizi ne kadar ileri taşıyacağına bakmak lazım. Biz yine Gümrük Birliği konusunda adımlar atmak zorundayız.'
- 'Türkiye lojistik açıdan stratejik konumda'
Zirvenin ikinci oturumu 'Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası' başlığıyla düzenlenirken, oturumun moderatörlüğünü LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt yaptı.
Oturuma, Şölen İcra Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Erdoğan Çoban, Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ve Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu katıldı.
Çoban, oturumda yaptığı konuşmada, her sektörün kendine özgü zorlukları bulunduğunu belirterek, Türkiye'nin bu yeni dönemde öne çıkan üç temel avantajına dikkati çekti.
Türkiye'nin lojistik açıdan stratejik konumda bulunduğunu anlatan Çoban, Asya'dan Avrupa ve Afrika'ya sevkiyat sürelerinin 30-45 günlerden krizlerle birlikte 2-3 aya kadar uzadığını, buna karşın Türkiye'den aynı pazarlara 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini ifade etti.
Shell Türkiye Ülke Başkanı Erdem ise jeopolitik gerginliklere değinerek, 1970'lerden bu yana böyle bir dönem yaşanmadığını kaydetti.
Erdem, hemen hemen her ülkenin ekonomisine yansır bir durumun söz konusu olduğunu dile getirerek, 'Enerjiyi farklı kaynaklardan almaya çalıştıkları için fiyatlarda yükselme oldu. Dünyanın en büyük petrol üretim, rafinaj sistemleri var. Orada çalışanların da güvenliğinin sağlanması lazım. Savaşın insani boyutu var. Buradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması lazım. Başka kaynaklardaki üretimlerin artırılması, rotaların değiştirilmesi gibi yollar uygulanabilir. Bunlar kısmi çare oldu ama çok da etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve belki de sonra kalıcı barışın sağlanmasıyla Körfez'den geçen serbest bir yapıya kavuşması olabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına erişimin hızlı olmadığını da görüyoruz. Bildiğimiz bir şey var, talep artışı devam edecek. Bizim bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamamız lazım.' değerlendirmesinde bulundu.
- 'Salgın döneminden sonra yeni ekonomik düzene geçildi'
Arçelik Türkiye Genel Müdürü Kural da son yıllarda küresel ölçekte ardı ardına yaşanan kırılmalara işaret ederek, salgın sürecinin ardından yeni ekonomik düzene geçildiğini belirtti.
Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığına dikkati çeken Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini vurguladı.
Faaliyet gösterilen ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel etkilerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını aktaran Kural, salgın döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını söyledi.
Lenovo Türkiye Genel Müdürü Hantaloğlu ise teknolojinin günlük yaşamla giderek daha fazla entegre hale geldiğini anlatarak, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine değindi.
Hantaloğlu, 'Büyümenin ana itici güçleri, veri merkezleri, yapay zeka odaklı yazılımlar ve servisler. 2025'te küresel bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştı. 2026'da ise yüzde 11'lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkması bekleniyor.' dedi.
Türkiye özelinde bilgi teknolojileri tarafında güçlü bir ivme yakalandığını kaydeden Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç tutulduğunda pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığı bilgisini paylaştı.
Hantaloğlu, bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün 2025 yılı için henüz resmi olarak açıklanmadığını, kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğunu kaydetti.




