Yazarlar
Zorbalık Okulda Başlamaz, Evde Öğrenilir
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: akran zorbalığı…
Okullarda artan şiddet, çocukların birbirine karşı daha sert, daha kırıcı ve daha tahammülsüz hale gelmesi…
Her olayın ardından aynı soru soruluyor:
“Bu çocuklar neden böyle?”
Oysa asıl sorulması gereken soru biraz daha derin:
Bir çocuk neden zorba olur?
Çünkü hiçbir çocuk zorba olarak doğmaz.
Zorbalık, öğrenilen bir davranıştır.
Ve çoğu zaman bu öğrenme, okul sıralarında değil, evin sessiz köşelerinde başlar.
Bir çocuğun ilk okulu evidir.
Sevginin ne olduğunu, saygının sınırlarını, gücün nasıl kullanılacağını ilk orada öğrenir. Bu nedenle evde yaşanan her duygu, çocuğun dış dünyadaki davranışlarına bir yansıma olarak geri döner.
Ancak burada çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır: Şiddet her zaman görünür değildir.
Bağırmak, cezalandırmak ya da fiziksel müdahale… bunlar şiddetin en bilinen yüzleridir. Oysa bir de daha sessiz, daha incelikli ama çok daha derin izler bırakan bir türü vardır: görünmeyen şiddet.
Sürekli eleştirilen, kıyaslanan, duyguları yok sayılan, değersiz hissettirilen bir çocuk… zamanla kendi iç dünyasında bir kırılma yaşar. Sevilmenin koşullara bağlı olduğunu öğrenir. Kabul görmek için ya kendini bastırır ya da gücü yanlış yerde aramaya başlar.
İşte bu noktada zorbalık bir davranış olmaktan çıkar, bir mesaj haline gelir.
Zorbalık yapan çocuk çoğu zaman güçlü değildir. Aksine, kırılgandır. İçinde biriken öfkeyi, değersizlik hissini ve görülmeme duygusunu taşıyamadığı için, bunu başkası üzerinden ifade eder. Çünkü öğrendiği şey şudur:
“Güçlü olmak için başkasını küçültmeliyim.”
Oysa bu bir güç değil, bir savunma biçimidir.
Bu nedenle zorbalığı yalnızca okulda çözmeye çalışmak, sorunun kökünü görmemek anlamına gelir. Disiplin cezaları ya da yüzeysel müdahaleler, davranışı geçici olarak durdurabilir; ancak altında yatan duyguyu değiştirmez.
Çünkü mesele davranış değil, duygudur.
Ve o duygu çoğu zaman evde şekillenir.
Çözüm de bu yüzden yine evde başlar.
Bir çocuğu gerçekten dinlemek…
Onu olduğu haliyle kabul etmek…
Sevgiyi şartlara bağlamamak…
Sınır koyarken incitmemek…
Bunlar küçük gibi görünen ama bir çocuğun yaşamını ve dolayısıyla bir toplumun geleceğini belirleyen büyük adımlardır.
Unutulmamalıdır ki, sevgiyle büyüyen bir çocuk, başkasına zarar vererek kendini var etmeye ihtiyaç duymaz.
Bugünün çocukları, yarının yetişkinleridir.
Onların kalbine ne ekersek, toplumda onun karşılığını görürüz.
Eğer evde sevgi varsa, okulda zorbalık değil empati büyür.
Eğer evde anlayış varsa, toplumda şiddet değil merhamet çoğalır.
Ve belki de en önemli gerçek şudur:
Zorbalık bir davranış değildir; bir çağrıdır.
Ve o çağrının sesi, çoğu zaman evden gelir.
Özden öze..
E.Çicek
Uzm.Psk.&Akademisyen
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
