Emine Çiçek Yazdı: 23 Nisan’da Çocuk Olmak: Bayramın Ruhu ve Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız
23 Nisan, yalnızca bir takvim günü değil; bir toplumun çocuklarına verdiği değerin, geleceğe dair umutlarının ve kolektif bilincinin sembolüdür. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olma özelliğiyle, yalnızca ulusal değil evrensel bir anlam taşımaktadır.
Ancak bugün bu özel günü yalnızca törenlerle, gösterilerle ve yüzeysel bir coşkuyla kutlamak yeterli midir?
Asıl soru şudur: Biz çocuklara gerçekten nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Çocuk Olmak: Bir Hak mı, Bir Mücadele mi?
Çocukluk; oyunla, merakla, güvenle ve koşulsuz kabul görmeyle tanımlanması gereken bir yaşam evresidir. Oysa günümüzde pek çok çocuk için bu tanım giderek uzaklaşmaktadır.
Artan akademik baskılar, dijital bağımlılık, aile içi iletişim sorunları, görünmeyen duygusal ihmal ve akran zorbalığı gibi faktörler; çocukların ruhsal dünyasını derinden etkilemektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında çocukluk, bireyin temel güven duygusunun, benlik algısının ve duygusal düzenleme becerilerinin şekillendiği en kritik dönemdir. Bu dönemde yaşanan her deneyim, yalnızca o anı değil, yetişkinlikteki ruhsal yapıyı da belirler.
Bu nedenle çocuk olmak bir ayrıcalık değil, korunması gereken bir haktır.
Bayramın Ruhu: Sadece Kutlamak mı, Anlamak mı?
23 Nisan’ın özü; çocuklara sadece bir gün armağan etmek değil, onların sesini duymak ve varlıklarını kabul etmektir.
Bayramın gerçek anlamı;
çocukları sahneye çıkarmak değil, onları anlamak,
başarıyı ödüllendirmek değil, duyguyu görmek,
disiplin öğretmek değil, güven inşa etmektir.
Çünkü bir çocuk için en büyük bayram, kendini güvende hissettiği bir ortamdır.
Değişmesi Gereken Yaklaşımlarımız
Günümüz dünyasında çocuklara yönelik bakış açımızı yeniden değerlendirmek zorundayız. Çünkü değişen dünya, çocukların ihtiyaçlarını da dönüştürmektedir.
1. Başarı Odaklı Değil, İyi Oluş Odaklı Yaklaşım
Çocukları yalnızca akademik başarılarıyla değerlendirmek, onların duygusal dünyasını görmezden gelmek anlamına gelir. Oysa sağlıklı bireyler, yalnızca başarılı olanlar değil; kendini tanıyan, ifade edebilen ve duygularını düzenleyebilen bireylerdir.
2. Dinleyen Yetişkin Olabilmek
Çocuklar en çok anlaşılmak ister. Onlara öğüt vermekten önce dinlemek, eleştirmekten önce anlamak gerekir.
3. Koşullu Değil, Koşulsuz Kabul
“Başarılıysan seviliyorsun” mesajı, çocukta derin bir yetersizlik duygusu yaratır. Oysa çocuk, olduğu haliyle değerli olduğunu hissetmelidir.
4. Duygusal Güven Alanı Oluşturmak
Çocukların hata yapabileceği, duygularını ifade edebileceği ve yargılanmadan var olabileceği alanlara ihtiyacı vardır.
5. Ekran Değil, İlişki Merkezli Büyüme
Dijital dünya çocukların hayatında yer alabilir; ancak yerini insan ilişkilerinin önüne geçmemelidir. Bir çocuğun en büyük gelişim alanı, kurduğu sağlıklı bağlardır.
Psikolojik Bir Gerçeklik: Çocuk, Gördüğünü Yaşar
Çocuklar söyleneni değil, yaşananı öğrenir.
Sevgi gören sevmeyi,
saygı gören saygıyı,
değer gören kendine değer vermeyi öğrenir.
Bu nedenle çocuklara bırakılacak en büyük miras;
onlara verilen eğitim değil, yaşatılan duygudur.
Sonuç Yerine: Gerçek Bayram Nerede Başlar?
23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayramdır.
Ama asıl armağan, onların ruhuna verdiğimiz değerdir.
Eğer bir çocuk;
kendini güvende hissediyorsa,
duygularını ifade edebiliyorsa,
olduğu haliyle kabul görüyorsa…
İşte gerçek bayram orada başlar.
Çünkü çocukluk korunabildiği sürece,
gelecek de korunur.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Aile Danışmanı & Akademisyen