Emine Çiçek Yazdı: Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!

I M G 20260605 W A0001

​Hayatın karmaşası içinde çoğumuz, ruhumuzun karanlık bir köşesinde görünmez bir bekleme odasında oturur gibiyizdir. Üzerimizde en güzel kelimelerimiz, kalbimizde biriktirdiğimiz onca duyguyla, birinin kapıyı açıp içeri girmesini, bizi fark etmesini ve o büyülü cümleyi söylemesini bekleriz: "Seni görüyorum, seni seviyorum ve sen değerlisin."

​Sevilmeyi beklemek, insan ruhunun en masum ama ne yazık ki en edilgen, en köleleştirici halidir. Çünkü sevgi, dışarıdan gelecek bir onay dalgası olarak beklendiğinde, insanı kendi hayatının başrolünden çıkarıp başkalarının lütfunu gözleyen bir seyirci konumuna düşürür. Anahtarı başkasının cebine teslim edilmiş bu esaret odasından çıkmanın vakti gelmedi mi?...

​Dünya, Kendinize Attığınız Tokadın ya da Verdiğiniz Değerin Aynasıdır

​Psikolojik süreçlerde sıkça karşılaştığımız sarsıcı bir kural vardır: Dünya, bizim kendimize verdiğimiz değerin bir aynasıdır. Kendine şefkat göstermeyen, sınırlarını net çizemeyen ve kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak başkalarının arkasına iten bir insan, farkında olmadan dünyaya şu alt metni fısıldar: "Benim varlığım önemsiz, ben son sırada gelebilirim."

​Bu durumdayken dışarıdan yoğun bir sevgi, saygı ve ihtimam beklemek, toprağa tek bir tohum ekmeden hasat zamanı ambar doldurmayı ummaya benzer. İlişkilerde sıkça duyduğumuz "Neden yeterince sevilmiyorum?" ya da "Neden değer görmüyorum?" serzenişleri, çoğunlukla kişinin kendi içindeki öz-değer kıtlığının dışarıya yansımasıdır. Başkalarının sevgisiyle dolmasını umduğumuz o içsel boşluk, dibi delik bir kovaya benzer; dışarıdan ne kadar aşk, ne kadar takdir dökülürse dökülsün, kova bir türlü dolmaz. Çünkü sorun dışarıdaki suyun azlığı değil, kovanın kendi sızıntısıdır.

​Kendi Bahçenizin Bahçıvanı Olmak

​Sevilmeyi pasif bir şekilde beklemek yerine, sevgiyi aktif bir eyleme dönüştürmek gerekir. Bunu bir metaforla ele alalım:

​Bir çiçeğin açması için birinin gelip ona "Seni seviyorum" demesine gerek yoktur. Çiçek, köklerindeki suya, toprağın zenginliğine ve güneşin sıcaklığına odaklanır. Kendi doğasını yaşar, büyür ve zamanı geldiğinde tüm ihtişamıyla açar. Onun güzelliğini ve kokusunu fark edenler ise zaten etrafında birikir.

​İnsan ruhu da tıpkı bir çiçek gibidir. Kendi iç dünyasını güzelleştiren, kendi sınırlarını bir kale gibi koruyan ve kendine şefkatle yaklaşan bir birey, etrafına doğal bir çekim alanı yayar. Bu bir bencillik değil; aksine, en temel psikolojik dayanıklılık adımıdır. Siz kendi bahçenizi sulamaya başladığınızda, orayı yeşerttiğinizde, o bahçenin gölgesinde dinlenmek isteyecek doğru ve sağlıklı insanlar hayatınıza zaten kendiliğinden yönelecektir.

​Son Söz: Esareti Bitirin

​Unutmayın; başkalarının sevgisi hayatımızı güzelleştiren harika birer misafirdir, ama ev sahibi değildir. Kendi varlığınızın tapusunu, sizi sevip sevmeyeceği meçhul olan insanların eline bırakamazsınız. Bir başkasının kalbinde yer bulmak için kendi kalbinizi çiğnemekten vazgeçin.

​Bugün o kasvetli bekleme odasının kapısını kilitleyin, sevilmeyi beklemeyi bırakın ve kendi bahçenizin hükümdarı olun. Çünkü siz kendinizi layığıyla sevmediğiniz sürece, tüm dünya sizi sevse bile hep bir kişi eksik kalacaksınız: Kendiniz....

​Uzm. Psk. Dr. Emine Çiçek

Göyce Zengezur Üniversitesi Rektör Yrd.