Bizi Takip Edin

Yazarlar

Sorumluluktan Azade Bir Çocuğun Ahlakı ve Ebeveynin Ontolojik Yanılgısı

yazar

Yayınlandı

Tarih

Sorumluluktan Azade Bir Çocuğun Ahlakı ve Ebeveynin Ontolojik Yanılgısı

Bir çocuğu yetiştirmek, yalnızca bir varlığı korumak değil; onu ahlaki bir özneye dönüştürme sorumluluğunu üstlenmektir. Ne var ki her şeyi istemeden elde eden, maddi imkânlarla kuşatılmış ve ailede merkeze yerleştirilmiş çocuk, daha en başta bu özne olma imkânından mahrum bırakılır. Çünkü ahlak, konfor içinde filizlenmez; sınır, eksiklik ve sorumlulukla inşa edilir.

Ahlaki bilinç, bireyin eylemleri ile sonuçları arasındaki bağı kurabildiği noktada ortaya çıkar. Oysa hiçbir çaba göstermeden elde edilen imkânlar, bu bağı daha baştan koparır. Çocuk, sahip olduklarını bir karşılık ilişkisi içinde değil, varoluşunun doğal uzantısı olarak görür. Böylece “hak” kavramı, sorumluluktan bağımsızlaşır; istekler, meşruiyet kazanır. Bu noktada ebeveyn, çocuğa iyilik yaptığını zannederken, onun ahlaki muhakeme yetisini felce uğratır.

Ailede merkeze konan çocuk, kendisini yalnızca sevilen değil, ontolojik olarak ayrıcalıklı bir varlık olarak algılar. Bu algı, birey–toplum ilişkisini daha temelden bozar. Çünkü toplum, merkezsizliği kabul eden bireyler üzerinden var olur. Kendini merkeze yerleştirmiş bir birey için “öteki”, eşit bir varlık değil; ya bir araç ya da bir tehdittir. Empati bu yüzden gelişmez. Zira empati, benliğin sınırlarını tanımayı gerektirir.

Reklam

Toplumsal değerlerin aktarılmadığı bir yetişme biçimi, bireyi özgürleştirmez; aksine onu içgüdülerinin tutsağı haline getirir. Kuralsızlık, özgürlük değildir. Ahlaki sınırlarla tanışmamış bir birey, neyi neden yapmaması gerektiğini değil, yalnızca neyi yapabildiğini bilir. Böyle bir birey, toplum içinde etik bir fail olmaktan çıkar; sonuçlarını üstlenmediği eylemlerin faili haline gelir.

Burada ebeveynin temel yanılgısı ortaya çıkar: Sorumluluğu çocuk adına üstlenmenin, onu sorumluluktan muaf tutmak olduğu sanılır. Oysa sorumluluğun devri değil, aktarımı mümkündür. Ebeveyn, çocuğun yerine hayatı taşıdıkça, çocuk kendi yükünü tanımadan büyür. Bu da ahlaki bir boşluk yaratır; çünkü sorumluluk almamış bir birey, özgür iradesini kullanamaz.

Toplum, yalnızca bireylerin toplamı değildir; bireylerin ahlaki yeterliliklerinin oluşturduğu bir düzlemdir. Sorumluluk bilinci geliştirmemiş bireyler çoğaldıkça, toplumda hak talebi artar; fakat yükümlülük bilinci azalır. Bu dengesizlik, yalnızca bireysel krizler değil, toplumsal çözülmeler de üretir. Bu noktada ebeveynliğin özel bir mesele olmadığı, doğrudan politik ve etik bir eylem olduğu anlaşılır.

Sonuç olarak; her şeyi istemeden elde eden, maddi imkânlarla donatılan ve ailede merkeze yerleştirilen ancak ahlaki ve toplumsal sorumlulukla tanıştırılmamış bir çocuk yetiştiren ebeveyn, başarısızdır. Bu başarısızlık, sevgi eksikliğinden değil; yanlış anlaşılan bir sevgiden doğar.
Çünkü sevgi, çocuğu hayattan korumak değil; onu hayatın ahlaki yükünü taşıyabilecek bir özne haline getirebilmektir.

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.