Bizi Takip Edin

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

yazar

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Nihayet birbirimizi dinlememeyi başardık.

Yayınlandı

Tarih

Tebrikler. Bunu sonunda başardık.

Aynı dili konuşuyoruz. Aynı kelimeleri kullanıyoruz. Aynı cümleleri kuruyoruz. Ama artık birbirimizi hiç duymuyoruz.

Bu kolay olmadı. Yıllarca emek verdik. İlmek ilmek dokuduk

Önce konuşmayı bıraktık. Sonra dinlemeyi. En sonunda anlamaya çalışmayı. Artık konuşmalarımızın amacı hakikati bulmak değil. Haklı çıkmak… Karşı tarafı anlamak değil. Onu susturmak… Soru sormak değil. Cevap yetiştirmek… Büyük bir başarı doğrusu.

Reklam

Eskiden insanlar tartışırdı. Şimdi sıra bekliyorlar. Karşılarındaki insanın cümlesinin bitmesini değil… Kendi cümlelerini söyleme sırasının gelmesini bekliyorlar.

Dinlemek artık iletişimin bir parçası değil. Mecburi bir reklam arası gibi… Karşı taraf konuşurken biz onu anlamıyoruz. Yalnızca cevap hazırlıyoruz. Üstelik buna iletişim diyoruz. Ne kadar zarif bir kelime.

Artık kimse fikrini değiştirmek için konuşmuyor. Çünkü herkes kararını çoktan vermiş durumda.

Konuşmalar yalnızca tarafların birbirine kendi doğrularını teslim etmeye çalıştığı küçük mahkemelere dönüştü. Hâkim de biziz. Savcı da. Avukat da. Sanık ise her zaman karşımızdaki.

Sosyal medya bu konuda bize büyük kolaylık sağladı.

Reklam

Eskiden yalnızca mahallemizde bizim gibi düşünen insanları bulabiliyorduk. Şimdi dünyanın öbür ucundaki benzerlerimizle aynı odada yaşıyoruz. Artık farklı fikirlere tahammül etmekzorunda değiliz.

Algoritmalar bu yükü omuzlarımızdan aldı. Biz neyi seviyorsak onu gösteriyor. Neye öfkeleniyorsak onu çoğaltıyor. Kimi alkışlıyorsak onu büyütüyor. Böylece hiç rahatsız olmadan yaşayabiliyoruz.

Çünkü düşüncenin en büyük düşmanı cehalet değildir. Konfordur. Ne güzel bir düzen kurduk. Artık yalnızca bize benzeyen insanların sesini duyuyoruz. Ve buna özgürlük diyoruz. Oysa yankı odasında yankılanan sesin sahibini bulmak zordur. Bir süre sonra insan kendi fikrini değil, kendisinin tekrarını dinlemeye başlar. Belki de en büyük kaybımız tam burada yaşandı. Farklı düşüncelerden korkmaya başladık. Çünkü farklı bir fikir, artık öğrenme fırsatı değil kimlik tehdidi gibi algılanıyor.

Bir cümleye katılmamak, o cümleyi kuranı bütünüyle reddetmeye dönüştü. Bir görüşe itiraz etmek, bir insanı silmeye dönüştü. Ne gariptir ki teknoloji ilerledikçe sesimiz çoğaldı. Ama kulaklarımız küçüldü.

Herkes konuşuyor. Kimse duymuyor… Herkes anlatıyor. Kimse anlamıyor… Herkes cevap veriyor. Kimse soru sormuyor… Belki de bu yüzden bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey ifade özgürlüğü değildir. Anlama cesaretidir.

Reklam

Çünkü anlamaya çalışan insan, önce kendi kesinliğinden vazgeçmek zorundadır. Ve bu, haklı olmaktan vazgeçmek kadar zor gelir insana.

Oysa medeniyet, aynı şeyleri düşünen insanların kurduğu bir düzen değildir. Birbirini dinleyebilen insanların kurduğu ortak hayattır.

Belki de bir toplumu çökerten şey fikir ayrılıkları değildir. Fikir ayrılıklarının konuşulamaz hâle gelmesidir.

Ama üzülmeyelim. Bu konuda gerçekten çok başarılı olduk. Artık biri konuşurken onu dinlemiyoruz. Hangi tarafta olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Haklıysa bile, bizden değilse duymuyoruz. Yanlışsa bile, bizdense affediyoruz. Vicdanımızı bile taraflara ayırmayı başardık. Gerçekten büyük bir ilerleme. O hâlde bir kez daha tebrikler.

Nihayet birbirimizi dinlememeyi başardık.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

İnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak

Yayınlandı

Tarih

Modern insanın en büyük sorunu nedir?

Bu soruya verilen cevaplar genellikle benzerdir: Ekonomik sorunlar… Gelecek kaygısı…Yalnızlık… Stres… Tükenmişlik…

Bunların hepsi doğrudur. Ama çoğu zaman gözden kaçan daha derin bir ihtiyaç vardır:

Anlaşılmak.

Reklam

İnsan yalnızca ekmeğe, suya ve güvenliğe ihtiyaç duymaz. Aynı zamanda görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya da ihtiyaç duyar. Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini anlatmaya çalışırlar.

Çocuk anne-babasına anlatmaya çalışır. Eş eşine anlatmaya çalışır. Genç ailesine anlatmaya çalışır.

Yaşlılar çevrelerine anlatmaya çalışır.

Fakat çoğu zaman insanlar dinlenmez; değerlendirilir. Anlaşılmaz; yorumlanır. Duyulmaz; yargılanır.

Bir insan konuşurken çoğu kişi gerçekten dinlemez. Sadece cevap vermek için bekler.Karşısındakinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine ona ne söylemesi gerektiğini düşünür. Bu nedenle günümüzde iletişim arttıkça anlaşılma duygusu azalmaktadır.

Reklam

Telefonlarımızda yüzlerce kişi kayıtlı olabilir. Sosyal medyada binlerce takipçimiz olabilir.Fakat içimizi gerçekten açabileceğimiz insan sayısı bazen bir elin parmaklarını bile geçmez.Çünkü insan kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir. Yalnızlık her zaman etrafta kimsenin olmaması değildir. Bazen kimsenin sizi anlamaması da yalnızlıktır.

Bugün birçok ailede sorun sevgisizlik değildir. Birçok ilişkide eksik olan şey sadakat de değildir. Eksik olan şey çoğu zaman duygusal temas kurabilmektir.

Birbirine aynı evde yaşayan insanlar bazen yıllarca aynı masada oturur ama birbirlerinin iç dünyasını tanımaz. Çocuk okuldan gelir. Anne sorar:

“Bugün okul nasıldı?”

“İyi.”

Reklam

Konuşma biter.

Oysa çocuğun içinde belki korkular, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları dolaşıyordur. Eş akşam eve gelir.

“İşler nasıl?”

“Yoğun.”

Konuşma yine biter.

Reklam

İnsanların hayatlarında konuşulmayan binlerce duygu birikmeye başlar. Çünkü çoğu insanın derdi çözüm bulmak değildir. Önce anlaşılmak ister.

Bir insanın yaşadığı acıyı hemen düzeltmeye çalışmak yerine onun yanında kalabilmek büyük bir beceridir.

Bazen en iyileştirici cümle öğüt vermek değildir.

“Seni anlıyorum.”

“Bu senin için zor olmalı.”

Reklam

“Anlatmak ister misin?” demektir.

Çünkü insan kendisini gerçekten anlayan biriyle karşılaştığında yalnızca rahatlamaz; yeniden güç bulur. Belki de bu yüzden hayatımızdaki en unutulmaz insanlar en çok konuşanlar değil, bizi en iyi dinleyenlerdir. Ve belki de modern çağın unuttuğu en önemli şey şudur: İnsanların her zaman akla değil, önce kalbe dokunulmaya ihtiyacı vardır. Çünkü anlaşılmak, insan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biridir.

Ve bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük tavsiyeler değil, ilk kez gerçekten duyulduğunu hissetmesidir.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.