İSTANBUL (AA) - 'Ormandaki Hayvanlar: Manzum Hayvan Hikayeleri' eserini kaleme alan Yavuz Demir, eserinde Ezop'tan La Fontaine'e, Beydaba'dan Mevlana'ya uzanan geniş bir perspektif sunuyor.

Geleneksel fabl anlayışına modern bir yorum getiren yazar, Doğu ve Batı fabl anlayışı arasındaki temel farkları ve fabl türünün ahlaki öğretisini AA muhabirine anlattı.

Demir, 'yetim kalmış bir tür' olarak tanımladığı fabl kültürünün Doğu kökenli olduğunu belirterek, 'Beydeba ile Anadolu ve Mezopotamya kültürü milattan önce 2000'li, 3000'li yıllarda başlıyor. Fabllar aslında bu kültürün içinde yetim kalmış bir tür. Dönem dönem kendini yeniliyor. Aslında çağlar arasında ahlak değişmiyor ama insanlar değişiyor. Bu yüzden de insanların kültürlerine göre verdiği mesajlar var.' dedi.

Fablların başlangıcının Pança-Tantra olduğunu aktaran Demir, eserin daha sonra Beydeba tarafından derlendiğini ve Abdullah bin Mukaffa tarafından da Arapçaya çevrilerek yaygınlaştığını dile getirdi.

Yavuz Demir, fablların Osmanlı döneminde de birer 'başucu kitabı' olduğunu aktararak, hükümdarların çocuklarına askeri, stratejik, ahlaki ve toplumsal bakımdan eğitim vermek üzere bu hikayelerin kullanıldığını vurguladı.

- 'İnsanlar kendi hatalarını başkalarında görmeyi daha çok sever'

Modern eğitim sisteminin eksik olduğu noktada insanların fabllar ve kültürler üzerinden mesaj verdiğinin altını çizen yazar, 'İnsanlar kendi hatalarını başkalarında görmeyi daha çok sever ve arzu eder. Bu yüzden de fabllar bir ayna unsuru görüyor ve insanlar direkt söylemek istedikleri şeyleri bir başkası üzerinden, genelde hayvanlar üzerinden söylemeyi tercih ediyor.' ifadelerini kullandı.

Demir, Batılı anlamda fabl örnekleri söz konusu olduğunda ilk akla gelen ismin Ezop olduğunu söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

'Parçalı Yıllar' filmi gala gösteriminde izleyiciyle buluştu
'Parçalı Yıllar' filmi gala gösteriminde izleyiciyle buluştu
İçeriği Görüntüle

'Ezop, gerçek anlamda bir köle. Uzun süre köle olarak yaşamış ve hikayelerinde siyah ve beyaz unsurlarını daha çok kullanıyor. Yani bir tarafta kaybeden bir tarafta kazanan var. Ezop'un hikayeleri daha sonra derlenip kitaplaştırılıyor. Ezop hikayelerini daha ziyade halka, vatandaşa, alt kesimdeki insanlara, özellikle 'Ağustos Böceği ve Karınca' hikayesi üzerinden insanlara ulaştırmaya çalışıyor.'

Yazar Demir, fabl türünün önemli temsilcilerinden La Fontaine'in ise bambaşka bir çerçeve çizdiğini kaydederek, 'La Fontaine daha aristokrat. 14. Louis döneminde yaşamış olduğu için hikayelerini daha ziyade bu kesimlere, daha kurnazca söyleyebileceğimiz bir tabirle söylüyor. Hikayelerini manzumeye dönüştürüyor ve modern dönem açısından fablların en zirve yaptığı bir dönem oluyor.' açıklamasında bulundu.

- 'Batı'da fabl eleştirel açıdan, Doğu'da ise hikmet açısından dikkate alınıyor'

La Fontaine'in Türk edebiyatında da etkili olduğuna dikkati çeken Demir, Osmanlı döneminde yaygınlaşan fabl türünün zamanla azaldığını ifade etti.

Yavuz Demir, etki alanı azalmasına rağmen fablların kaybolmadığını aksine dönüştüğünü vurgulayarak, 'Bizim topraklarda fabl kültürü hikmet ve öğüt olarak kullanılıyor. İnsanların hikmet ve öğüt anlamında aldıkları bu kültür, zamanla eleştirel döneme geçiyor. Çünkü Batı'da fabl eleştirel açıdan, Doğu'da ise hikmet açısından dikkate alınıyor. Bu yüzden de Osmanlı dönemine ait fabllar, Tanzimat'a ve Cumhuriyet dönemine uzanıyor ve zamanla kayboluyor. Aslında kaybolmaktan ziyade şunu söylemek daha doğru olur, dönüşüyor.' diye konuştu.

- 'Kitaptaki ahlaki hatırlatmalar, parmak sallamaktan ziyade bir ayna tutmak üzerineydi'

Fabl türünü modern bir yorumla buluşturmak amacıyla yazdığı eserinde 'çağımızın unutulmuş vicdan aynasıyla' yola çıktığını söyleyen Demir, sözlerine şöyle devam etti:

'Bu manzum hayvan hikayeleri aslında okuyucuya parmak sallamıyor. Nasihat de öğüt de vermiyor. Çünkü fablın öğretisinde, ahlak öğretici ve öğüt verici bir kısım var. Çağımızın insanı, bizler de bu işin içine dahiliz, nasihat duymayı çok sevmez. Bu yüzden kitaptaki ahlaki hatırlatmalar, parmak sallamaktan ziyade bir ayna tutmak üzerineydi. Hepimize adalet, ön yargı, kimlik arayışı, aidiyet, kendimiz olma üzerine bir hatırlatma. Sadece bir hatırlatma üzerine kuruldu.'

Demir, kitabın kadim ustalarına bir saygı duruşu niteliği taşıdığını aktararak, 'Mesnevi'den kısmen esinlenmiş bir tür ve bu hayvanlar üzerinden de bir vicdan aynası görmeye çalıştım. Bu manzum hikayeler üzerinden ataları olan Beydaba'ya, Behrangi'ye, Gvahi'ye bir anlamda saygı duruşu var.' değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: AA