Yazarlar
Korundukça Yalnızlaşmak
İnsanlık tarih boyunca birbirine ulaşmanın yollarını aradı. Kıtaları aşan gemiler yaptı, okyanusların altına kablolar döşedi, gökyüzüne uydular gönderdi. Bugün dünyanın öbür ucundaki bir insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Hatta birbirimizi görebiliyoruz. Ama bütün bu ilerlemeye rağmen cevaplanmamış bir soru hâlâ karşımızda duruyor:
Neden birbirimize bu kadar yakınken, bu kadar uzağız?
Belki de mesele hiçbir zaman fiziksel mesafeler değildi. Çünkü insanlar çoğu zaman kilometrelerle değil, korkularla ayrılırlar.
Birçok ilişki sevgi eksikliğinden değil, cesaret eksikliğinden yıpranır. İnsanlar birbirlerini severler ama kendilerini göstermeye cesaret edemezler. Hislerini saklar, kırgınlıklarını erteler, ihtiyaçlarını gizlerler. Söylenmesi gereken sözler söylenmez, sorulması gereken sorular sorulmaz. Zamanla iki insanın arasına görünmez duvarlar örülmeye başlar.
Oysa ilişkileri bitiren çoğu zaman büyük kavgalar değildir. Bazen bir ilişkinin sonunu hazırlayan şey, yıllarca kurulmamış bir cümledir.
İnsan ilişkilerindeki en büyük paradokslardan biri şudur: En çok yakın olmak istediğimiz insanlara karşı en savunmasız hâlimizle çıkmak zorundayız. Fakat tam da bu nedenle korkarız. Çünkü yakınlık yalnızca sevilme ihtimalini değil, reddedilme ihtimalini de beraberinde getirir.
Bu yüzden birçok insan sevgi ister ama açıklık istemez.
Anlaşılmak ister ama kendini anlatmaz.
Görülmek ister ama maskelerini çıkarmaz.
Sonra da neden yalnız kaldığını anlamaya çalışır.
Aslında bir ilişki iki insanın buluşmasından çok daha karmaşık bir süreçtir. Her insan ilişkiye yalnızca kendisini değil; geçmişini, yaralarını, korkularını, eksik kalmış ihtiyaçlarını ve öğrenilmiş savunmalarını da getirir. Bu nedenle bir ilişki çoğu zaman iki kişinin değil, iki hayat hikâyesinin karşılaşmasıdır.
Çocukluğunda değersiz hissetmiş bir insan, yetişkinlikte sevgiyi kaybetmekten daha çok korkabilir.
Defalarca hayal kırıklığı yaşamış biri, güvenmek yerine mesafeyi tercih edebilir.
Terk edilmekten korkan bir insan ise bazen terk edilmeden önce kendisi uzaklaşabilir.
Dışarıdan bakıldığında mantıksız görünen birçok davranışın altında aslında incinmekten korunma çabası vardır.
Ne var ki insanı koruyan her duvar aynı zamanda onu yalnızlaştırır.
Belki de ilişkilerdeki en büyük olgunluk, karşımızdaki insanı değiştirmek değil, kendi korkularımızı tanımaktır. Çünkü çoğu zaman sorun karşımızdaki kişinin kim olduğu değil, bizim ona yaklaşırken hangi yaralarımızın konuştuğudur.
Gerçek yakınlık, kusursuz insanlar arasında kurulmaz. Tam tersine, kusurlarını saklamaktan vazgeçen insanlar arasında oluşur. Birbirine güvenen insanlar, güçlü oldukları için değil; zayıflıklarını göstermeye cesaret ettikleri için yakınlaşırlar.
Sevgi çoğu zaman romantik filmlerde anlatıldığı gibi kusursuz bir uyum değildir. Daha çok, iki insanın bütün eksiklerine rağmen birbirine doğru yürümeyi seçmesidir.
Çünkü insan ilişkilerinde asıl mesele birbirini bulmak değil, birbirine ulaşabilmektir.
Ve belki de hayatın en önemli sorularından biri şudur:
Bizi birbirimizden uzak tutan şey gerçekten mesafeler mi, yoksa yaklaşmaya cesaret edemediğimiz kendi iç dünyamız mı?
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
