İSTANBUL (AA) - FATMANUR DUMAN ARI - Çocuk suçlarında aile yapısının belirleyici rol oynadığını vurgulayan uzmanlar, aile içinde yeterli ilgi ve aidiyetin sağlanamadığı durumlarda gruplaşmaya yönelen çocukların özellikle ergenlik döneminde kabul görme ve bir yere ait olma ihtiyacıyla riskli davranışlar sergileyip suça karışabildiklerini belirtti.
Anadolu Ajansının (AA) 'Küçük Yaş, Büyük Suç' başlıklı dosya haberinin bu bölümünde aile içinde yeterli desteği bulamayan çocuklardaki riskli davranışlar ve suça yönelim konusu ele alındı.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, AA muhabirine, çocuk suçlarının tek bir nedene indirgenemeyeceğini, ekonomik koşullar, aile yapısı, sosyal çevre, mahalle ve kültürel faktörlerin bu süreci birlikte etkilediğini söyledi.
Çetin, bireylerin yaşadığı anlam arayışı ve varoluşsal krizlerin de suç ile alkol ve madde bağımlılığı davranışlarının ortaya çıkmasında rol oynadığını dile getirdi.
Uluslararası literatürün okula devam eden çocukların suçtan korunması açısından daha güçlü bir konumda olduklarını ortaya koyduğuna dikkati çeken Çetin, 'Bir çocuk okullaşıyorsa suçtan da koruyucu faktör oluyor bu yani eğitimin gizli işlevlerinden bir tanesi çocukları koruması. Dolayısıyla bir çocuk, okuldan atılırsa ya da başka bir okula giderse, ortam değiştirirse, otomatik olarak bağımlılığa ve suça hızlı bir şekilde karışma olasılığı artıyor. O yüzden çocuğun mümkün mertebe eğitim sisteminde nasıl tutulabileceğiyle ilgili alternatiflerin üretilmesi gerekiyor.' ifadelerini kullandı.
- 'Çok boyutlu çözüm modelleri üretmek zorundayız'
Çetin, suç, bağımlılık, depresyon ve kaygı gibi davranış örüntülerinin hem genetik hem de çevresel etkenlerle çocuklara yansıyabildiğini dile getirdi.
'Çocuk suçlarında aile ve yakın çevre belirleyici rol oynuyor.' diyen Çetin, şöyle devam etti:
'Toplumsal faktörlerde en önemlisi, ailede bir kişinin suçla ilgili geçmişinin olması. Son dönemde kamuoyuna yansıyan vakalarda da çocuk suçlarının çoğunlukla bireysel değil grup etkisiyle ortaya çıktığını görüyoruz. Bireysel olarak bir kişinin gidip suç işleme örüntüsü, daha az gördüğümüz bir gerçeklik. Çok basit bir döngü var burada aslında. Ergen beyni, her şeye potansiyel bir beyindir. Düşünen, karar veren, frontal korteks dediğimiz beyin, ergenlerde daha gelişme aşamasında, duygusal beynin ise çok hareketli olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla böyle bir beyin yapısı, yaptığı bir eylemin sonucunun kendisine ne getireceğiyle ilgili riskleri analiz edemiyor, karar veremiyor.'
Çocuk suçları ve bağımlılıkla mücadelede tek boyutlu yaklaşımların yeterli olmadığına dikkati çeken Çetin, 'Sorunu bütüncül olarak ele almak gerekir. Sadece spor yaptırarak, sanat faaliyetine yönlendirerek, eğitim yaparak bu çocukları koruma ihtimalimiz çok zayıf. Bu anlamda tüm kamu kurumlarının, sivil inisiyatiflerin ve ailelerin işin içerisine girdiği çok boyutlu çözüm modelleri üretmek zorundayız.' diye konuştu.
Çetin, Yeşilayın Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle okullarda yürüttüğü bağımlılıkla mücadele, yaşam becerileri, okulda bağımlılığa müdahale gibi eğitim ve müdahale programları kapsamında çocukların bağımlılıkla temas etmeden önce korunmasını hedeflediklerini belirtti.
- Aileler de çocuklarını koruyamadıkları için bedel ödemeli
Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Şaziye Senem Başgül, suça sürüklenen çocuk kavramının altında ilişkisizlik, sevgisizlik, travmatik ve kaotik bir hayat, iyi anne-baba ilişkisi kurulamamasının görüldüğünü söyledi.
Çocukların suç işlemesindeki belirleyici çevresel ve psikolojik faktörlere ilişkin Başgül, 'Aile yapısı, en önemli etkenlerin başında geliyor. Aidiyet ararken kimlik bulmayla ilgili sorunlarından dolayı tutarsız davranışları olabiliyor. Başarısız çocuklar olabiliyorlar. İlişkileri bozuk olabiliyor ve bu çocukların hayatına baktığınızda yaşamsal olayları, rutinleri çok bozuk çocuklar. Uykuları, iştahları, düzenleri, arkadaş ilişkileri, çevreyle ilişkileri çok bozuk çocuklar oluyorlar.' diye konuştu.
Başgül, çocuklarda kimlik bulma sürecinde grup aidiyetinin önemli yer tuttuğunu vurgulayarak, 'Özellikle yetersizlik ve başarısızlık duygusuyla büyüyen çocukların gruplara yönelme eğilimi daha yüksek. Hiçbir şey olmaktansa kötü bir şey olmak, insanoğlu için bir şeydir çünkü 'hiçlik' tahammül edilemeyecek bir şeydir ve orada çocuklar 'bir şey' oluyorlar. 'Katil' olmak, tırnak içinde 'bir şey' olmak. O yüzden dönüp dolaşıp, ailede, okulda, toplumda kazanılması gereken aidiyete geliyoruz.' ifadelerini kullandı.
Çocukların işledikleri suçların bedelini ödemediklerinde tekrarlama olasılığının yüksek olduğu uyarısında bulunan Başgül, cezayla birlikte ıslah ve psikososyal desteğin de önemli olduğunu vurguladı.
Başgül, ıslahın aileler için de uygulanması gerektiğini dile getirerek, 'Aileler de bence cezalandırılmalı, çocukları koruyamadığı için bedel ödemeliler.' dedi.
Ergenlerin ölümün sonuçlarını öngöremediklerini, geri dönülmezliğini kavrayamadıklarını belirten Başgül, 'Grup içerisinde bunu yaptıklarında 'Sen çocuksun, sana bir şey olmaz. Yaşın küçük, ceza almazsın.' gibi arkadan da desteklenmeler olabiliyor. Bunlar çok riskli.' şeklinde konuştu.





