İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası alanda tartışıldığı bir dönemde Uganda'dan gelen destek açıklamalarının, iki ülke arasındaki tarihsel, ideolojik ve güvenlik temelli yakınlaşmayı yansıttığını belirtti.
Uganda Savunma Kuvvetleri Komutanı Muhoozi Kainerugaba'nın İsrail'e yönelik açıklamaları, Uganda-İsrail ilişkilerinin tarihsel arka planını ve bu ilişkinin dini, siyasi ve güvenlik boyutlarını yeniden gündeme taşıdı.
İsrail ile Uganda arasındaki ilişkiler, özellikle güvenlik, tarım, teknoloji ve savunma alanlarında uzun yıllara dayanan bir zemine sahip.
İki ülke arasındaki temaslar, İsrail'in Doğu Afrika'daki diplomatik açılımı çerçevesinde 1960'lı yıllarda başlamış, bölgesel ve iç siyasi gelişmelere bağlı dalgalanmalar yaşansa da son yıllarda yeniden ivme kazanmış durumda.
Kampala yönetimi, İsrail ile özellikle güvenlik işbirliği ve kalkınma projeleri üzerinden temaslarını sürdürürken, Tel Aviv yönetimi de Uganda'yı Doğu Afrika'daki önemli ortaklarından biri olarak görüyor.
Son dönemde iki ülke ilişkileri, İsrail'in bölgedeki operasyonları ve Uganda'daki üst düzey isimlerin açıklamalarıyla yeniden gündemde.
Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni, farklı dönemlerde Filistin meselesine destek veren açıklamalar yapmış olsa da ülkenin güvenlik bürokrasisi ve iktidar çevresinden İsrail'e daha açık destek mesajları geliyor.
Bu durum, Uganda'nın İsrail ile bağlarını sürdürürken Orta Doğu'daki gelişmeler karşısında çok katmanlı bir çizgi izlediğine işaret ediyor.
- Uganda'daki İsrail desteği 'küreselleşen savaşın' yansıması
Haliç Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Serhat Orakçı, Uganda'da üst düzey devlet yetkililerinden son günlerde İsrail'e yönelik destek açıklamalarının gelmesinin, Orta Doğu'daki savaşın etkilerinin bölge dışına taşmaya başladığını gösterdiğini söyledi.
Orakçı, Orta Doğu'daki gelişmelerin artık yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıktığını belirterek, bu savaşın Türkiye gibi yakın coğrafyaları etkilediği gibi Afrika'da da çeşitli siyasi ve toplumsal etkiler üretmeye başladığını ifade etti.
Uganda'nın İsrail'e verdiği desteğin arka planında, ülkede yaklaşık 40 yıla yaklaşan bir iktidar yapısının bulunduğunu kaydeden Orakçı, Museveni yönetimi ve ona yakın çevrelerin İsrail ile ilişkilerinin uzun süredir olumlu seyrettiğini dile getirdi.
Orakçı, Uganda'daki iktidar çevrelerinin İsrail'e yaklaşımında dini referansların da etkili olduğuna dikkati çekerek, Devlet Başkanı Museveni ve çevresindeki bazı isimlerin Orta Doğu'daki gelişmeleri İncil üzerinden okuyan bir perspektife sahip olduğunu aktardı.
Bu yaklaşımın güncel siyasi ve tarihsel gerçeklikleri yeterince dikkate almayan sorunlu bir bakış açısı olduğunu belirten Orakçı, 20. yüzyılda gelişen siyonist hareketin ve İsrail'in Filistin topraklarındaki politikalarının, geleneksel dini anlatılarla açıklanamayacak kadar karmaşık bir çerçeve oluşturduğunu dile getirdi.
Museveni ve ona yakın çevrelerin zaman zaman İsraillileri tarihsel Yahudi topluluklarıyla özdeşleştiren bir söylem kullandığını kaydeden Orakçı, bunun da modern İsrail devletinin ideolojik ve siyasal karakterini göz ardı eden yanıltıcı bir yaklaşım olduğunu söyledi.
- Entebbe baskını ilişkilerde kırılma noktası oldu
Orakçı, Uganda-İsrail ilişkilerinin tarihsel arka planında 1976'daki Entebbe Operasyonu'nun özel bir yere sahip olduğunu belirtti.
İsrail'in, Uganda'daki Entebbe Havalimanı'na indirilen Fransız Havayolları uçağındaki rehineleri kurtarmak için askeri ve istihbari unsurlarla düzenlediği operasyonun iki ülke ilişkilerinde önemli dönüm noktası olduğunu anlatan Orakçı, 'Bu operasyonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kardeşi Yonatan Netanyahu da hayatını kaybetti. Hatta onun anısına Uganda'da bir anıt dikildi.' dedi.
Orakçı, operasyonun ardından Uganda'daki siyasi dengelerin zamanla değiştiğini ve ülkenin sonraki yıllardaki dönüşüm sürecinin Museveni dönemine uzanan zemini hazırladığını ifade etti.
- 'Devletin söylemi tüm Ugandalıları yansıtmıyor'
Uganda'nın çok katmanlı bir toplumsal yapıya sahip olduğunu vurgulayan Orakçı, ülkede çok sayıda kültürel, etnik ve dini grubun bir arada yaşadığını dolayısıyla tüm Ugandalıların resmi söylemle aynı çizgide olmadığını söyledi.
Hristiyanların nüfusun çoğunluğunu oluşturduğunu, Protestan ve Katolik toplulukların geniş yer tuttuğunu belirten Orakçı, buna karşılık Uganda'da kayda değer bir Müslüman nüfusun da bulunduğunu ve bu kesimlerin İsrail'e yönelik yaklaşımının iktidar çevrelerinden farklılaştığını dile getirdi.
Orakçı, 'Ülkedeki Müslüman topluluklar ve diğer gruplar, İsrail'in Gazze'ye yapmış olduğu soykırımı, işlemiş olduğu insan hakları ihlallerini eleştiriyor. İsrail'e verilen destek bir nevi esasında bir grup yönetici elitin ve özellikle Hristiyan muhafazakar çevrelerin bakış açısını yansıtıyor. Uganda toplumunun tamamına mal edilemeyecek bir siyasi çizgi öne çıkıyor.' diye konuştu.
Uganda'daki dini çeşitliliğin bir başka boyutunun da ülkede sayıları sınırlı olan Yahudi topluluğu olduğunu belirten Orakçı, bu grubun güçlü bir siyasi ağırlığa sahip olmasa da ülkenin dinsel çoğulluğunu göstermesi bakımından dikkat çekici olduğunu sözlerine ekledi.
- Uganda'nın İsrail'e yakınlaşması 'stratejik hattın güçlenmesi' olarak okunuyor
İHH İnsani Yardım Vakfı Doğu ve Güney Afrika Birim Koordinatörü Muhammet Emin Esmer de Uganda'nın İsrail'e yönelik destek açıklamaları ve olumlu söylemlerinin tarihsel ve stratejik bir hattın yeniden güçlendirilmesi olarak okunabileceğini kaydetti.
İsrail'in Uganda'yı uzun yıllardır Afrika açılımında kritik bir ortak olarak konumlandırdığını ifade eden Esmer, Uganda Savunma Kuvvetleri Komutanı Kainerugaba'nın İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına açık destek açıklamalarının, mevcut ilişkilerin daha görünür hale geldiği anlamı taşıdığını dile getirdi.
İran ile İsrail geriliminin Afrika'da dolaylı bir nüfuz mücadelesi şeklinde yansıdığını ve Uganda'nın bu denklemde İsrail'e daha yakın duran bir pozisyonda yer aldığının altını çizen Esmer, 'İsrail'in güvenlik stratejisinde Afrika, Kızıldeniz hattını dengelemek açısından önemli bir alan. Bu çerçevede Uganda, doğrudan çatışmanın tarafı olmasa da İsrail'in çevreleme stratejisinde konumlanan ülkelerden biri.' dedi.
- İlişkilerin temelinde güvenlik işbirliği bulunuyor
Esmer, Uganda ile İsrail ilişkilerinin temelinin askeri ve güvenlik işbirliği üzerinden şekillendiğini anlattı.
Özellikle İsrail'in çevre ülkelerde denge kurma stratejisi kapsamında Uganda'yı bir güvenlik ortağı olarak değerlendirdiğini belirten Esmer, 'Bu tür işbirlikleri, bölgedeki ülkeler üzerinde dolaylı baskı oluşturabilecek bir denge unsuru yaratır.' görüşünü paylaştı.
Esmer, Uganda'nın geçmişte bazı uluslararası platformlarda İsrail'e eleştirel yaklaşmasına rağmen son dönemde daha yakın bir çizgi izlemesi konusunda ise şu değerlendirmelerde bulundu:
'Museveni'nin önceki ziyaretlerde Filistin lehine açıklamalar yaptığı, Birleşmiş Milletler'de Filistin lehine oylamalarda bulunduğu, bununla birlikte de zaman zaman İsrail ile ilişkileri geliştirmeye açık olduğu yönünde açıklamalar yaptığı görülüyor. Bu, ideolojik bir değişimden çok değişen bölgesel ve uluslararası dengelere uyum sağlama çabasıdır.'
- 'Entebbe Operasyonu ilişkilerin psikolojik zeminini de şekillendirdi'
Esmer, Entebbe Operasyonu'nun iki ülkenin güncel ilişkilerinde halen bir referans oluşturup oluşturmadığına dair değerlendirmesinde, operasyonun yalnızca askeri bir olay olmadığını, aynı zamanda iki ülke ilişkilerinin psikolojik ve siyasi zeminini şekillendiren bir kırılma anı olarak görülebileceğini belirtti.
Muhammet Emin Esmer ayrıca, daha geriye gidildiğinde Uganda Planı'nın da ilişkilerin tarihsel zeminini oluşturan kritik arka plan sunduğunu, Uganda'nın bir dönem Yahudi yurdu için alternatif olarak gündeme gelmesinin ise İsrail'in bu coğrafyaya bakışında uzun vadeli stratejik ve zihinsel bir sürekliliğe işaret ettiğini ifade etti.
- ' Uganda'nın desteği Afrika'daki görüş ayrılıklarını derinleştirebilir'
İsrail'in İran'a yönelik saldırıları karşısında Uganda'dan gelen destek açıklamalarının Afrika ülkeleri arasında yeni bir tartışma başlatabileceğine işaret eden Esmer, kıtadaki ülkelerin İsrail konusunda ortak tutuma sahip olmadığını söyledi.
Esmer, değerlendirmesine şöyle devam etti:
'Özellikle Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkeler ile diğerleri arasında yaklaşım farkı bulunuyor. Uganda'nın İsrail'e yakın durması, bu mevcut ayrışmayı daha görünür hale getirebilir ancak bunu yeni bir kırılma olarak değil, mevcut farklılıkların derinleşmesi şeklinde görmek gerekir.'
Uganda'nın İsrail'e yakınlaşmasının siyasi ve ekonomik işbirliği fırsatlarını artırabileceğini ancak İran gibi aktörlerle zaten sınırlı olan ilişkilerinde daha fazla mesafe yaratma riski taşıdığını vurgulayan Esmer, 'Bu durum, Afrika Birliği içinde halihazırda tartışmalı olan İsrail meselesini yeniden gündeme taşıyabilir.' ifadesini kullandı.




