Yazarlar
Bavulun Ötesinde! MUSCAT’tayız.
Bavulun Ötesinde! MUSCAT’tayız.
Keşfedilmeyi Bekleyen Rotalar ve Kaybolmanın Keyfini yaşıyoruz.
En iyi hikayeler genellikle planların bozulduğu yerde başlar. Doğru treni kaçırdığınızda, yanlış ara sokağa saptığınızda veya yerel bir rehberin tavsiyesiyle hiç bilmediğiniz bir köye vardığınızda gerçek seyahat ruhuyla tanışırsınız. Bu yazıda, popüler turist duraklarının çok ötesine geçiyoruz.
Çoğu insan gezmeyi bir lüks ya da yıllık izne sığdırılan bir kaçamak olarak görür. Oysa seyahat etmek, alışılmışın dışına çıkmak ve konfor alanının o güvenli ama dar sınırlarını terk etmektir. Yeni bir şehrin sabahına uyanmak, hiç bilmediğiniz bir dilde teşekkür etmeye çalışmak ve haritada sadece bir nokta olan yerlerin kokusunu içine çekmek… Gezmek, aslında dünyayı tanırken insanın kendi içindeki keşfedilmemiş yolları bulma yolculuğudur.
Gezmek ruhun en iyi ilacıdır.
“Param olduğunda gezeceğim” ya da “Doğru zamanı bekliyorum” cümleleri, gerçekleşmeyen hayallerin en büyük mezarlığıdır. Gezmek için her zaman devasa bütçelere veya aylarca süren planlara ihtiyacınız yok.
Bizim için Harika bir tercih oldu yarıyılda okullar kapanır kapanmaz soluğu uçakta aldık ve gökyüzünde bulutların arasından süzülerek Dubai,Muscat,Ruvi ve Umman’da bulduk kendimizi;
Muscat (Maskat), o kendine has beyaz binaları, masmavi denizi ve huzurlu atmosferiyle Orta Doğu’nun en “naif” başkentlerinden biriymiş. Umman’ın o otantik dokusunu bozmadan modernize olması, orayı ailece gezmek bizim için çok keyifliydi o zaman gezinin tadı damağımızda kalmışken en çok dikkatimizi çekenlerden bahsedeyim.
Araba Çokluğu ve “Otomobil Kültürü”
Muscat’ta araba bir lüks değil, tam anlamıyla hayatın merkezi sanki.!
Aşırı Sıcaklardan dolayı insanlar kapıdan kapıya ulaşım sağlayan taksileri veya özel araçları tercih ediyormuş.
Benzin Ucuzluğu Umman’da araç sahibi olmak ve yakıt maliyetleri (bizde çok yükselmiş olsa da) hala birçok yere göre uygundu. Bu da toplu taşıma kültürünün gelişmesini yavaşlatıyor olmalı
Toplu Taşıma Neden “Yok” Gibi Görünüyor?
Aslında Musscat’ta belediye otobüsleri varmış ancak şehri ilk kez ziyaret edenler veya alışkanlığı olmayanlar için bu hizmet “yokmuş” gibi hissettiriyor. Çünkü biz gezerken çevrede hiç otobüslere denk gelmedik.
Gözlemlerime göre Muscat’ta araba bir mecburiyet ve ekonomik olarak ulaşılabilir bir araçken; Türkiye’de toplu taşıma, yüksek maliyetler ve aşırı nüfus yoğunluğu nedeniyle kaçınılmaz bir ortak kader gibi.
Türkiye ve Muscat (Umman) arasındaki bu ulaşım farkı, aslında sadece “zenginlik” ile açıklanamayacak kadar derin; coğrafya, şehir planlaması ve ekonomi gibi birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkıyor.
Türkiye ‘de özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirler çok yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olmasından dolayı bizde çok gelişmiş (metro, otobüs, tranway, izban, vapur) gibi aşırı talep gören bir sistem var. İnsanlar trafikten kaçmak için mecburiyetten bu yoğunluğa katlanıyor.
Ancak bu durum, özellikle büyükşehirlerdeki yoğunlukla birleşince “tıklım tıklım” görüntülere yol açıyor.
Maskat’a (Umman) dair gözlemlerim ve bu şehrin karakterini özetleyen detaylar.
Balkonların “Yokluğu” veya Kapalı Olması
Muscat sokaklarında gezerken balkonların genellikle camlarla, kafeslerle veya panjurlarla kapalı olduğunu fark ettik.Bu durum hem kültürel tercihlerden hem de şehrin katı imar kurallarından kaynaklanıyormuş.
İşte Muscat’ta balkonların kapalı olmasının temel nedenleri:
Mahremiyet Kültürü
Umman toplumunda aile hayatının gizliliği çok önemliymiş.Dışarıdan bakıldığında evin içinin veya balkonda oturan aile bireylerinin (özellikle kadınların) görünmemesi istenirmiş.
Belediye Düzenlemeleri ve Estetik
Muscat Belediyesi, şehrin mimari dokusunu korumak için çok katı kurallar uyguluyarak Maskat’ta binaların dış görünüşü çok sıkı denetlenirmiş. Beyaz veya krem rengi dışındaki renkler ve estetiği bozan yapılarda yasaklar arasında
balkon konusu tamamen Umman’ın mahremiyet ve iklim dengesiyle ilgili gibi…
Sultan Kabus’un vizyonuyla şekillenen bu kural, şehrin geleneksel Arap kimliğini korumasını sağlarken şehir, dağlar ve deniz arasına sıkışmış, estetik bir tablo gibiydi.
Muscat Tatilinin Unutulmazları
Sultan Kabus Büyük Camii: O devasa el dokuması halıyı ve kristal avizeyi görüp de büyülenmemek elde değil.
Mutrah Souq (Pazar): Baharat ve buhur kokuları arasında kaybolup pazarlık yapmak tam bir deneyim.
Qurum Plajı: Gün batımında yürüyüş yapmak veya çocuklarla vakit geçirmek için oldukça ideal.
Tütsü (Frankincense) Kokusu: Şehrin her yerinde, özellikle Mutrah Souq (Mutrah Çarşısı) bölgesinde o mistik kokuyu duyarsınız. Dünyanın en kaliteli tütsüleri buradan çıkıyormuş.
Yeme ve İçme:Umman mutfağı; Hint, İran ve Arap etkilerinin nefis bir karışımıyla hazırlanmış baharat kullanımı (özellikle safran, zerdeçal, kakule) majboos veya kabsa etli ve tavuklu, bol baharatlı pirinç pilavı ön plandaydı ve olmazsa olmaz..!Umman kahvesi (Qahwa) denemeden dönmeyin, genelde yanında hurma ile servis ediliyor.Harika bir tadı var kaldığımız sürece her gün içtik desem yeri var.
Gezimiz sırasında festivale denk gelmemiz çocuklar için piyango oldu. Tatilinin tadını doyasıya çıkardılar.
Maskat’ta (Muscat) bu yıl (2026), şehrin en büyük etkinliği olan ve Ocak ayı boyunca Muscat Nights (eski adıyla Muscat Festivali) en favori durağımız oldu. Çocuklar çılgınlar gibi eğlendi.
Ocak ayı boyunca şehrin farklı noktalarına yayılan bu festival, eğlence, kültür ve sporu bir araya getirmiş.
Qurum Doğal Parkı Gece düzenlenen drone gösterileri, ışık ve su şovları ile festivalin en çok ziyaretçi çeken noktasıydı.
Muscat Nights (Muscat Geceleri) Ocak ayında başlayıp Şubat başına kadar süren bu dev festivalde olmak güzeldi.
Hava sıcak ama çok sıcak hadi serinleyelim size bahsedeceklerim arasında;
Doğal Güzellikler ve Plajlar
Kışın ortasında kumsalda güneşlenmek Qurum Plajında
Ocak ayında denize girmek
muhteşemdi. Hava o kadar sıcak ki deniz,kum ve güneş çocuklarla en güzel anlarımız sahilde geçti.
Umman Misafirperverliği ve Sükunet
Diğer popüler turistik komşularının aksine Maskat çok daha sakin, ağırbaşlı ve huzurlu bir şehir, İnsanların nezaketi ve şehrin temizliği, ziyaretçilerin en çok dikkatini çeken “görünmez” güzelliklerle dolu.
Muscat (Maskat), kışın dondurucu soğuklardan kaçıp yazı yaşamak isteyenler için gerçek bir “gizli cennet” gibi…
Küçük Bir İpucu
Umman’da halk oldukça nazik ve misafirperverdir, ancak dini ve geleneksel değerlere saygı çok önemlidir. Özellikle cami ziyaretlerinde ve kamusal alanlarda diz ve omuzları örten kıyafetler seçmeye dikkat etmenizi öneririm.
Turistik Yerlerden Sap: Ana caddeler yerine ara sokaklara gir. Gerçek hayat ve yerel lezzetler genellikle orada saklıdır.
Harika bir seçim! Maskat (Muscat), hem modernliği hem de o köklü Umman geleneklerini bir arada sunan, aileler için oldukça güvenli ve keyifli bir durak. Çocuklarla gezmek bazen yorucu olsa da Umman’ın sakinliği bu yorgunluğu kesinlikle dengeler.
“Seyahat etmek, her gün gördüğün gökyüzünü başka bir pencereden bakmaktır.”

Yazarlar
Vitrin Güzel, Hayat Dağınık
Biz gerçekten pratik zekâsı yüksek bir milletiz.
Sorunları çözmek gibi yorucu işlerle vakit kaybetmiyoruz; onları görünmez hâle getiriyoruz. Yoksulluk mu var? Önüne paravan çekeriz. Yol mu bozuk? Misafir gelince yaparız. Emekli geçinemiyor mu? Sabır tavsiye ederiz. Genç umutsuz mu? Ona biraz tarih, biraz hamaset, biraz da “şükret” karışımı veririz.
Böylece herkes kendi acısını unutmasa bile en azından onu konuşmamayı öğrenir.
Ankara’da uluslararası bir zirve yapıldı. Şehir hazırlandı, yollar düzenlendi, görüntüyü bozan ne varsa toparlandı. Elbette devlet misafir ağırlar, başkentini düzenler, güvenlik önlemi alır. Buna kimsenin itirazı yok.
İtirazımız başka bir yere: Bu kadar imkân birkaç günlüğüne bulunabiliyorsa, neden yıllardır halkın gündelik hayatı için bulunamıyor?
Demek ki yol yapılabiliyormuş. Demek ki şehir düzenlenebiliyormuş. Demek ki görüntü istenince değişebiliyormuş.
Peki emeklinin sofrası neden değişmiyor? Yoksul mahallelerin kaderi neden değişmiyor?Barınaklara, sokaklara, okullara, hastanelere, kiralara gelince neden imkânlar birdenbire buharlaşıyor?
Ama meseleye böyle bakmak biraz tehlikeli. Çünkü düşünmeye başlarsak huzurumuz kaçar. Onun için bize daha kullanışlı gündemler gerekir.
Mesela sosyal medyada birbirimizi yiyebiliriz. Birimiz hayvanların yaşam hakkını savunuruz, öbürümüz bütün sokak hayvanlarını ülkenin baş meselesi ilan ederiz. Birimiz yoksulluğu konuşmak isteriz, diğeri hemen bambaşka bir tartışma açar. Birimiz adalet deriz, öbürümüz “Şimdi sırası mı?” diye sorar. Birimiz soru sormaya kalkarız, öbürümüz devreye girip “Vardır bir bildikleri” cümlesini kutsal mühür gibi basarız. Ne büyük kolaylık!
Düşünmeye gerek yok. Sorgulamaya gerek yok. Gerçeğe bakmaya gerek yok.
Hazır şablon cevaplarımız var bizim hazır gündemlerimiz: “Devlet bilir.” “Dış güçler yapıyor.” “Memleketin başka derdi yok mu?” “Sen önce şunu konuş.” “Bunlar hep algı.”……….
Aslında en büyük algı, algı kelimesinin kendisi oldu. Ne zaman gerçek bir sorun konuşulsa, hemen üstüne bu kelime örtülüyor. Yoksulluk algı. Geçim sıkıntısı algı. Hayvanların meçhul akıbeti algı. Aydınların susturulması algı. Gençlerin umutsuzluğu algı.Emeklinin pazarda fileyi dolduramaması da muhtemelen optik bir yanılsama.
Zaten bu ülkede bazı şeyler ancak bizim kapımıza dayanınca gerçek oluyor. Kendi babamız geçinemeyince ekonomi bozuluyor. Kendi çocuğumuz iş bulamayınca liyakat sorunu başlıyor. Kendi mahallemizin önü kapatılınca yoksulluk görünür oluyor. Kendi sevdiğimiz hayvan kaybolunca barınaklar aklımıza geliyor. Kendi fikrimiz değersiz görülünce özgürlük kıymetleniyor.
O zamana kadar her şey gayet normal.
Bir yanda ihtişamlı yapılar, ışıklı salonlar, protokol düzeni ve büyük cümleler var. Diğer yanda pazarın son saatini bekleyen emekliler, ay sonunu hesaplayan aileler, ne olacağı bilinmeyen sokak hayvanları, konuştuğu için bedel ödeyen insanlar ve her gün biraz daha yorulan bir toplum var.
Fakat biz yine de rahatız. Çünkü görüntü fena değil.
Yollar yapılmış. Paravanlar kurulmuş. Sokaklar temizlenmiş. Törenler tamamlanmış.Kameralar doğru açıya yerleştirilmiş. Geriye sadece halkın gerçek hayatı kalmış. O da zaten kadraja girmese daha iyi.
Bir ülkenin ayıbı yoksul insanlarının olması değildir. Asıl ayıp, yoksulluğu azaltmak yerine yoksulun görünmesini engellemektir. Bir toplumun sorunu hayvanların sokakta olması değildir; yaşam hakkını öfke malzemesine çevirmesidir. Bir devletin itibarı büyük binalarla değil, küçük insanların onuruyla ölçülür. Ama biz galiba itibarı biraz yanlış anladık.
Bize göre itibar, dışarıdan bakınca güzel görünmek. İçeride ne yaşandığı çok da önemli değil. Yeter ki misafirler geçerken düzen bozulmasın. Yeter ki kameralar ön cepheyi çeksin. Yeter ki sosyal medya kendi kavgasına devam etsin. Yeter ki kimse asıl soruyu sormasın:
Bu ülkede neden görüntü halktan daha kıymetli? İşte bütün mesele bu.
Biz yoksulluğu değil, yoksulluğun fotoğrafını düzeltiyoruz.
Vicdanı değil, vitrini parlatıyoruz.
Hayatı değil, dekoru yeniliyoruz.
Sonra da büyük bir ciddiyetle kendimizi tebrik ediyoruz:
Her şey yolunda. Saraylar ışıl ışıl. Paravanlar sağlam. Halk meşgul. Sosyal medya öfkeli.Vicdan geçici olarak sessizde. Yani anlayacağınız, memleket yönetilmiyor; kusursuz bir sahne düzeni kuruluyor.
Dekorun arkasında ne olduğunu soranlara da her zamanki cevabı veriyoruz:
“Şimdi sırası mı?”
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
-
Genel3 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar3 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber1 ay önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya1 ay önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
