Bizi Takip Edin

Yazarlar

BİR DİLEK TUTTUM..!

yazar

Yayınlandı

Tarih

BİR DİLEK TUTTUM..!

Bir ilkbahar geleneği


“Aylardan Mayıs, günlerden Hıdırellez; gününüz hep güneşli talihiniz hep bol olsun. Hızır gününüz kutlu olsun..”


Hadi gelin biraz detaylı inceleyelim neler yapılıyor nasıl dilek tutmalıyız.!


Hıdırellez ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Reklam


Geçmişi oldukça eskiye dayanan Hıdırellez, kaynaklara göre Anadolu ya da Orta Asya geleneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Hıdırellez hakkında birçok efsane olsa da en yaygın inanış darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ve denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas peygamberlerin her yıl 6 Mayıs’ta yeryüzünde bir araya gelmesi. Yılda bir kez karşılaştıklarına inanılan Hıdırellez gününde ise bu yüzden bol bol dua ediliyor ve dilekler tutuluyor.


Hıdırellez Ne Zaman kutlanıyor?


Orta Asya, Anadolu ve Ortadoğu’da yaz bayramı olarak kutlanan Hıdırellez; Türkiye’de Hıdrellez 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kutlanırken, Rum Ortodokslar için Aya Yorgi, Katolikler için ise Aziz George günü olarak kutlanıyor. Anadolu, Balkanlar, Kırım, Irak ve Suriye gibi ülkelerde 6 Mayıs tarihinde kutlanan Hıdırellez’de 5 Mayıs tarihinde kış mevsiminin bitip, yaz mevsiminin sıcak günlerinin başladığına inanılıyor. Hıdırellez günü, aynı zamanda Ruz-ı Hızır olarak da adlandırılıyor. Darda kalanlara yardım eden Hızır ile tüm denizlerin hakimi olduğu inanılan İlyas’ın dünyada buluştukları gün olarak kutlanıyor.

Reklam


Hıdırellez gününün ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan kimisine göre bu özel gün Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu kültürlerine ait. Diğer inanışa göre ise Hıdırellez’in, İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürü ve inançlarına ait olduğu düşünülüyor. Hızır Devgamberin ilkbaharda insanların arasına öncesi Orta Asya Türk kültürü ve inançlarına ait olduğu düşünülüyor. Hızır peygamberin ilkbaharda insanların arasına karışarak bolluk ve bereket dağıttığı, hastalara şifa getirdiği, yardıma ihtiyacı olanlara el attığı bu özel gün, dünyanın pek çok bölgesinde farklı şekillerde kutlanıyor.


Hıdırellez ve Yenilenme Enerjisi


Yazın müjdecisi Hıdırellez kapımızda 5.Mayıs akşamı ateşler yakılacak, üzerinden atlanacak. Tıpkı nevruz bayramında ki gibi, ateş geçmişin yakılmasını temsil ediyor. Eskinin izlerinden özgürleşerek yeniye yer açmak.


Elbette hepimiz yepyeni dilekler dilemek için heyecan duyarız. Ancak dilek zamanlarında ağzımızdan dökülen benzer ifadelerdir. İnşallah bu hıdırellez doğru dilekler dökülür dilimizden. Öncelikle bu bayramın kökenine bakalım;

Reklam


Hıdır veya Hızır (Arapça: “Yeşil adam”) Kendisine Hızır denilmesinin sebebi, bir hadiste, onun kuru bir yere oturması ve onun ardından o yerin hemen yeşillenivermesi olarak anlatılır. Türk ve Ortadoğu mitolojisinde yer alan ve saygı gören, Kur’anın kehf suresinde de Allah katından kendisine bilgi ve hikmet verildiği ifade edilen bir karakterdir. Kur’anda Musa ile arkadaşlığı anlatılır.


İlim sahibidir ve ab-ı hayattan içerek ölümsüzlüğe erişmiştir. İlyas Peygamber, Musa Peygamberden sonra İsrailoğulların a gönderilmiştir. Onun zamanında Allah yolundan sapanların kısmetleri kesilmişken, İlyas Peygamberin kesilmişken, Ilyas Peygamberin himayesinde bulunan evlerde bolluk bereket hakimdi. Kıtlıktan kurtulamayan ve putlardan bir netice alamayanlar ona yalvardılar ve doğru yola geldiklerini, ondan bereketlerinin açılması için dua etmesini istediler. İlyas Peygamberin duası ile yağmurlar başladı ve bereket geri geldi.


Hızır ve İlyas buluşması


Her ikisi de bereket dağıtır ve sıkıntıda olanlara ferahlık verirler. Yeryüzünde buluştukları gece birbirlerini aramak için gül kokusunu takip eder, gül ağacının altına bakarken yazılmış dilekleri, çizilmiş resimleri görür onlara dokunur ve olması için dua ederlermiş.

Reklam


Kerametleri


•⁠ ⁠Uğradıkları yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunarlar.


•⁠ ⁠Dertlilere derman, hastalara şifa verirler.


•⁠ ⁠Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlarlar.

Reklam


•⁠ ⁠İnsanların şanslarının açılmasına yardım ederler.


•⁠ ⁠Uğur ve kısmet sembolüdürler.


•⁠ ⁠Mucize ve keramet sahibidirler.


kesilmişken, Ilyas Peygamberin himayesinde bulunan evlerde bolluk bereket hakimdi. Kıtlıktan kurtulamayan ve putlardan bir netice alamayanlar ona yalvardılar ve doğru yola geldiklerini, ondan bereketlerinin açılması için dua etmesini istediler. İlyas Peygamberin duası ile yağmurlar başladı ve bereket geri geldi.

Reklam

HIDIRELLEZ ATEŞ


Ateş tıpkı Nevruz bayramında olduğu gibi eskilerden kurtulmak, geçmişi geride bırakmak ve özgürleşmek için yakılır.


Niyet ederek üzerinden atlanır. Tüm tarih boyunca ve günümüzde de uygulanan tütsü yakmakla aynı tesiri taşır, üzerinden atlayan üzerine sinen enerjileri yakar ve hafifler. Odunlar ve yakılanlar bırakılanları temsil eder. Çıkardığı dumanla temas aslında enerjimize sinen geçmişin ağırlığından özgürleşmeyi temsil eder.


Hıdırellez hazırlığı;

Reklam


Eskilerinizden kurtulun. Evde ve işyerlerinde ki çöplerinizi, birikmişlerinizi atın ve mekanlarınızı temizleyin.


Geçmişinizde vedalaşamadıklarınızı bir kağıda yazın ve eğer hıdırellez ateşi bulursanız burada bulamazsanız evinizde yakın.


Dileklerinizi bir kağıda yazın ve bir keseye koyun, içine 1TL ekleyin. Kesenizi bulabilirseniz gül ağacına, yoksa bir ağaçkoyun, içine 1TL ekleyin. Kesenizi bulabilirseniz gül ağacına, yoksa bir ağaç dalına o da yoksa pencerenizin önüne ya da balkon demirlerinize tutturun. Dışarıda olması, niyetinizi dışarıya açmanızı sembolize eder. Bunların yanında ister evinizin bahçesine, balkonunuza, deniz kıyısında bir yere ya da ağaçlık yeşil bir yerlere küçük taşlarla, tebeşirle yada benzer bir araçla yapacağınız resimde hayallerinizi resmedin.

Reklam


Balkonunuza ağzı açık cüzdan, bozuk paralar, ya da para kasası resimleri koyarak bereketinizin artmasını dileyebilirsiniz.


Sabah erkenden kalkıp kesenizi, dilek listenizi alın ve eğer gidebiliyorsanız deniz kıyısına, denizden uzaktaysanız akarsu yanına gidin ve buraya bırakın, bunların hiçbiri yoksa cüzdanınıza koyun ve içinizden geldiği bir gün su ile dileğinizi buluşturun. Koyduğunuz 1 TL bereket parası olarak cüzdanınızın bir köşesinde durabilir.


Hıdırellezde ayrıca evinizde güzel kokular yakabilirsiniz. 5 Mayıs günü adaçayı, günlük gibi tütsülerle enerji temizliği yaparak, üzerinizde ki eskimiş ve ağırlaşmış enerjilerden kurtulabilirsiniz. 6 Mayıs sabahı erkenden doğada olun.

akarsu yanına gidin ve buraya bırakın, bunların hiçbiri yoksa cüzdanınıza koyun ve içinizden geldiği bir gün su ile dileğinizi buluşturun. Koyduğunuz 1 TL bereket parası olarak cüzdanınızın bir köşesinde durabilir.


Hıdırellezde ayrıca evinizde güzel kokular yakabilirsiniz. 5 Mayıs günü adaçayı, günlük gibi tütsülerle enerji temizliği yaparak, üzerinizde ki eskimiş ve ağırlaşmış enerjilerden kurtulabilirsiniz.

Reklam


6 Mayıs sabahı erkenden doğada olun. İster deniz kıyısı, ister yeşil bir alan fark etmez. Dışarı çıkın ve dileyin, olsun.


HIZIR KİMDİR, NE DEMEK?


Hızır’ın kim olduğuna dair çeşitli görüşler var. Tasavvuf çevreleri Hızır’ı bir veli olarak kabul ettiği gibi, onun peygamber olduğunu düşünenler de bulunuyor. Onun ak saçlı, nur yüzlü, sakallı yaşlı bir adam veya dilenci, fakir kılığında göründüğüne inanılıyor. O zor durumdaki insanlara yardım etmesi, iyileri mükafatlandırıp, kötüleri cezalandırması, berekete ve bolluğa kavuşturması gibi özelliklerle biliniyor. Hızır’ın, “hayat suyu” içtiği için sonsuza kadar yaşayacağı da inanışlar arasında yer alıyor. İlyas’ın peygamber olduğu konusunda ise genel kabul bulunuyor. Halk arasında kabul edilen inanışa göre, Hızır karaların ve havanın, İlyas ise suların hakimidir ve bu ikisi birleştiğinde, doğada var olan her şeye güç ve can verdikleri düşünülür..


Hıdırellez’de Neler Yapılır?


Hıdırellez, baharın gelişini ve doğanın uyanışını kutlayan, bereket ve bolluk dileklerinin sunulduğu özel bir gündür. 5-6 Mayıs tarihlerinde kutlanan bu geleneksel bayramda, Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştuğuna inanılır ve çeşitli ritüeller ve eğlencelerle kutlanır.

Reklam


•⁠ ⁠Ateşten Atlamak: Hıdırellez’in en bilinen ritüellerinden biri ateşten atlamaktır. Ateşin üzerinden atlayan kişilerin nazardan ve hastalıklardan korunduğuna, dileklerinin kabul olacağına inanılır.


•⁠ ⁠Gül Ağacına Dilek Dilemek: Hıdırellez sabahı gül ağacına dilek dilemek de önemli bir ritüeldir. Dilekler kağıtlara yazılıp gül ağacının dalına asılır veya toprağa gömülür. Hıdırellez’in bereketinden dileklerin gerçekleşeceğine inanılır.


•⁠ ⁠Hıdırlık Alanlarında Piknik Yapmak:

Hıdırellez’de genellikle yeşillik, sulak ve ağaçlık alanlar tercih edilir. BuBu alanlarda “Hıdırlık” olarak adlandırılan mesire yerlerinde piknik yapılır, oyunlar oynanır, halay çekilir ve eğlenceler düzenlenir.


•⁠ ⁠Hıdırellez Hediyeleri Vermek:

Reklam

Hıdırellez günü sevdiklerinize Hıdırellez kurabiyesi, Hıdırellez fındığı veya Hıdırellez çiçeği gibi küçük hediyeler verebilirsiniz.


•⁠ ⁠Hıdırellez Yemekleri

Yemek: Hıdırellez’e özel bazı yemekler de hazırlanır. Hıdırellez çorbası, hıdırellez pilavı ve hıdırellez tatlısı en bilinen Hıdırellez yemekleridir.


•⁠ ⁠Hıdırellez Şarkıları Söylemek:

Hıdırellez’e özel geleneksel şarkılar da bu özel günde söylenir. Hıdırellez coşkusu bu şarkılarla daha da artar.

Reklam


•⁠ ⁠Hızır Hakkı Kesmek: Baharın ilk kuzusu kesilerek “Hızır Hakkı” olarak fakirlere dağıtılır.


•⁠ ⁠Evleri Temizlemek ve Açmak:

Hıdırellez’de evler temizlenir, pencereler ve kapılar açılarak bereketin eve girmesine izin verilir.


•⁠ ⁠Toprağa Tohum Ekmek: Hıdırellez’de

tarlalara bereket getirmesi için tohum ekilir.

Reklam


•⁠ ⁠Evleri Temizlemek ve Açmak:

Hıdırellez’de evler temizlenir, pencereler ve kapılar açılarak bereketin eve girmesine izin verilir.


•⁠ ⁠Toprağa Tohum Ekmek: Hıdırellez’de tarlalara bereket getirmesi için tohum ekilir.


•⁠ ⁠Nar Patlatmak: Kapıya nar atarak bereket ve bolluk dilimlenir.


•⁠ ⁠Hıdırellez Bahşişi Vermek: Çocuklara Hıdırellez bahşişi verilir.

Reklam


Hıdırellez Gelenekleri Nelerdir?


•⁠ ⁠Su Ritüeli: Hıdırellez günü dere, deniz kenarı veya sulak bir yere gidilerek elin ve yüzün yıkanması geleneğidir. Bu ritüelin insana sağlık vereceğine inanılır.


•⁠ ⁠Dut Ağacı Ritüeli: Sabah güneş doğmadan dut ağacına gidilerek “dut belimin ağrısını yut” diyerek bel ağrısından kurtulacağına inanılır.


•⁠ ⁠Nar Patlatmak: Hıdırellez günü kapının önünde nar patlatılarak eve bereket geleceğine inanılır.


•⁠ ⁠Mushaf Asmak: Hıdırellez gecesinde

Reklam

sokak kapılarının üzerine Mushaf konularak insanların ve hayvanların altından geçmesi sağlanır. Bu sayede hayvanların sağlıklı besin verdiği ve insanlara şans getirdiğine inanılır.


•⁠ ⁠Mayalama Ritüeli: Hıdırellez gecesinde iki ekmek mayalanır. Biri yokluk için diğeri ise varlık için yapılır.


Sabaha karşı hangisi daha çok

kabarırsa o senenin nasıl geçeceği

tahmin edilmeye çalışılır.

Reklam


•⁠ ⁠Isırgan Otu Asmak: Kapıların üzerine yeşil otlar, özellikle de ısırgan otu asılır. Bu geleneğin amacı, hem hayvanların çok süt vermesi hem de ısırgan otunun eve yapılan büyülerin bozmasıdır.


•⁠ ⁠Ateşten Atlamak: Hıdırellez gecesinde yakılan ateşten atlanması, kış boyunca insanın üzerine çöken yorgunluğun kalkması için yapılır. Bu ritüelin hastalıklardan ve nazardan da koruduğuna inanılır.


•⁠ ⁠Taş Ritüeli: Hıdırellez gecesi kapının önüne taş konulur. Eğer taşa karınca dolarsa o yılın bolluk bereket getireceğine inanılır.


Niyet Defteri


Hıdırellez Niyeti Evime, mutfağıma, gelirime İlyas peygamberin duası, Tıkanmış, yavaşlamış, durmuş işlerime Hızır’ın eli değsin Bedenime, sağlığıma buluşmalarının gücü aksın, Hayatıma neşe, keyif, huzur ve bereketin hayırlısı gelsin.

Reklam


“Bu akşam Hıdırellez kutlu ve bereketli olsun dilekleriniz kabul olsun.”


Sevgilerimle…


Derya Sucukçu

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

Dikkat Ekonomisi: Zihnimizi Kim Yönetiyor?

Yayınlandı

Tarih


“Modern çağın en değerli kaynağı petrol değil, insanın dikkatidir.”
Bir zamanlar dünyanın en güçlü şirketleri petrolü kontrol ediyordu. Bugün ise dünyanın en güçlü şirketleri dikkatimizi kontrol ediyor. Çünkü çağımızın en değerli sermayesi para değil; insanın birkaç saniyelik dikkatidir.
Eskiden insanlar gazeteyi açar, okumak istedikleri haberi seçerdi. Televizyonu açar, izlemek istediği programı beklerdi. Kitabı eline alır, sayfalarını kendi iradesiyle çevirirdi.
Bugün ise çoğu zaman seçen biz değiliz. Bizim yerimize seçen algoritmalar var. Hangi haberi göreceğimizi… Hangi videoda daha uzun kalacağımızı… Hangi öfkeye ortak olacağımızı… Hangi korkuyu hissedeceğimizi… Ve hatta hangi düşüncelerin zihnimize daha sık uğrayacağını bile büyük ölçüde dijital sistemler belirliyor.
Elbette hiçbir algoritma düşüncelerimizi doğrudan yazmaz. Fakat düşüncelerimizin beslendiği ortamı şekillendirir. İnsan zihni boşlukta düşünmez; maruz kaldığı içerikler, tekrar eden mesajlar ve sürekli karşılaştığı duygusal uyaranlar zamanla onun gerçeklik algısını biçimlendirir.
İnsan psikolojisinin en temel özelliklerinden biri şudur: Dikkatimizi verdiğimiz şey, zamanla zihnimizin gerçeğine dönüşür.
Sürekli felaket haberleri izleyen biri, dünyanın yalnızca tehlikelerden ibaret olduğuna inanmaya başlayabilir. Sürekli kusursuz hayatlar gören biri, kendi yaşamını eksik hissedebilir. Sürekli öfke üreten içeriklerle karşılaşan biri, farkında olmadan daha tahammülsüz bir insana dönüşebilir.
Çünkü dikkat yalnızca görmek değildir. Dikkat, zihnin inşa ettiği dünyanın temel malzemesidir.
İşte bu nedenle modern ekonominin adı artık yalnızca tüketim ekonomisi değildir. Dikkat ekonomisidir.
Bu ekonomide satılan ürün biz değiliz. Bizim dikkatimizi satın alan sistemlerdir.
Bir sosyal medya platformunu ücretsiz kullandığımızı düşünürüz. Gerçekte ödediğimiz bedel para değildir. Ödediğimiz bedel zamandır. Daha doğrusu, hayatımızın geri gelmeyecek dakikalarıdır.
Her bildirim küçük bir çağrıdır. Her kaydırma hareketi yeni bir ihtimal vaat eder. Belki biraz sonra daha ilginç bir video… Belki daha çarpıcı bir haber… Belki daha fazla beğeni… Belki bizi mutlu edecek yeni bir içerik… Ve tam da bu “belki”, insan beyninin ödül sistemini harekete geçirir. Belirsiz ödüller, kesin ödüllerden daha güçlü bir beklenti yaratır. Bu yüzden insanlar bazen saatlerce ekran başında kalır; aradıkları şey belirli bir bilgi değil, bir sonraki küçük uyarandır.
Dikkat ekonomisinin en güçlü silahı da budur: İnsanın merakını hiç doyurmadan sürekli beslemek. Fakat burada gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var. Her “evet”, aynı zamanda başka bir şeye söylenmiş “hayır”dır.
Telefon ekranına ayırdığımız her saat, çocuğumuzla konuşmadığımız bir saattir. Bitmeyen içerik akışına verdiğimiz her dakika, okuyamadığımız bir kitabın sayfasıdır. Sürekli bölünen dikkatin bedeli yalnızca zaman kaybı değildir. Derin düşünme yeteneğinin zayıflamasıdır.
Oysa insan zihni, anlamı hızda değil; derinlikte üretir. Bir fikrin olgunlaşması zaman ister. Bir duygunun anlaşılması sessizlik ister.Bir ilişkinin güçlenmesi kesintisiz ilgi ister.
Sürekli bölünen dikkat ise bunların hiçbirine izin vermez.

Bugün birçok insan aynı anda üç farklı ekranla meşgul olabiliyor. Ancak aynı insan, on dakika boyunca tek bir düşünce üzerinde kalmakta zorlanıyor. Bu durum yalnızca bireysel bir alışkanlık değildir. Toplumsal sonuçları da vardır.
Çünkü dikkatini uzun süre bir konuya veremeyen toplumlar, karmaşık sorunları da sağlıklı biçimde tartışamaz.
Derin analizlerin yerini sloganlar alır. Muhakemenin yerini tepkiler alır. Gerçeklerin yerini, en çok paylaşılan içerikler alır. Böylece düşünce, hızın gerisinde kalır. Belki de çağımızın en büyük krizi bilgi eksikliği değildir. Anlam eksikliğidir.
Çünkü bilgi çoğaldıkça bilgelik aynı oranda artmadı. Veri büyüdü. Depolama kapasitesi büyüdü.
İşlem hızı arttı. Fakat insanın kendisiyle kurduğu ilişki derinleşmedi.
Bugün birçok kişi gün boyunca yüzlerce bilgiye maruz kalıyor. Ama gece yatağa başını koyduğunda tek bir soruyla baş başa kalıyor: “Bütün bunlar bana ne kattı?”
Belki de asıl mesele teknoloji değildir. Teknoloji, insan aklının büyük başarılarından biridir. Sorun, teknolojinin dikkatimizi yönetmesine izin verdiğimiz noktada başlıyor. Çünkü dikkat yalnızca zihinsel bir süreç değildir. Dikkat, hayatın yönünü belirleyen pusuladır. Neye dikkat ediyorsanız, zamanınızı oraya verirsiniz. Zamanınızı nereye veriyorsanız, hayatınızı da oraya verirsiniz. Ve hayatınızı nereye verdiyseniz, sonunda kim olduğunuzu da o belirler.
Bu nedenle modern insanın en önemli mücadelesi zamana karşı değildir. Dikkatine sahip çıkabilme mücadelesidir. Çünkü geleceğin en özgür insanları, en fazla bilgiye sahip olanlar değil; dikkatini koruyabilenler olacaktır.
Neye dikkat ediyorsanız, zamanınızı oraya verirsiniz. Zamanınızı nereye veriyorsanız, hayatınızı da oraya verirsiniz.”

Okumaya Devam Et

Yazarlar

KIYAS ÇAĞINDA “KENDİN’ OLABİLMEK

Yayınlandı

Tarih

Taner İşeri Yazdı: KIYAS ÇAĞINDA “KENDİN’ OLABİLMEK

​Her sene Haziran ayının gelmesiyle birlikte sınav maratonu ve buna bağlı telaşlar baş gösterir. Sonuçlar, tercihler derken dereceye girenler belli olur. Türkiye şartlarında eşit imkânlarla hazırlanmadığı hâlde aynı sınavlara “eğitimde fırsat eşitliği” adı altında giren çocuklardan bazıları büyük başarılar elde eder. Ardından gerek ulusal basında gerekse sosyal medyada şu tarz haberlere rastlarız: “Filanca köyde çobanlık yapan Mustafa 500 tam puan aldı.”, “Düzenli çalıştı ve başardı.”, “Çevresiyle iletişimini koparıp sadece derslerine odaklandı ve kazandı.”
​Toplum olarak biz “en”leri yazar, “en”leri konuşuruz; çünkü prim yapan, ilgi gören budur. Oysa aynı coğrafyada, benzer koşullarda aynı emeği verip sadece üç yanlış yaptığı için “en” olamayan bir çocuk ya da genç, sistem tarafından görmezden gelinir. Sistem adeta şöyle der: “O genç de bu denli çok çalışsaydı, o da 500 puan alıp birinci olurdu.” Maalesef durum tam da tarif ettiğim bu acımasız noktada.
​Bu “en” olma hâli, sosyal medyanın da yoğun pompalamasıyla iyice başa bela bir duruma dönüştü: En komik, en başarılı, en çok izlenen, en güzel, en çok takipçisi olan… Etrafımızı tam anlamıyla bir “en olma” furyası, hatta fırtınası sarmış durumda. Eskiden, yani benim çocukluğumda en fazla komşunun çocuğuyla kıyaslanırken, bugün artık tüm Türkiye ile kıyaslanır hâle getirildik. Çocukluğumuzda bizden çalışkan, iyi, namuslu ve dürüst olmamız istenirdi; fakat bunlar nicel olarak ölçülebilir değerler olmadığı için bizden “en iyisi” olmamız beklenmezdi. Bizler, kendi potansiyelimiz doğrultusunda ve ruh sağlığımızı koruyarak kendimizin en iyi versiyonu olmaya çabalardık. Gönül elbette en iyisini ister, bu insan doğasının bir parçasıdır; lakin bu çaba başkalarının takdirini kazanmak için değil, kişinin kendi öz saygısına yaptığı bir yatırım olmalıdır.
​Ne var ki bu durum, artık içinden çıkılmaz nevrotik bir hâl almaya başladı. Birey, sırf kendisi için çabalamayı bıraktı; aile içinde “en iyi çocuk”, iş yerinde “en başarılı çalışan”, sanat dünyasında “en güvenilir ünlü” olma yarışına girdi. Her şey, bir başkasının —daha doğrusu başkalarının— onayına ve beğenisine mazhar olma çabasından ibaret hâle geldi.
​Oysa hayat, başkalarının kurduğu podyumlarda sergilenen bir yarış değil; kişinin kendi içsel yolculuğudur. Kendimizi başkalarının “en”leriyle ölçmeye devam ettiğimiz sürece, görünürde zirveye çıksak bile ruhumuzda derin bir yetersizlik hissiyle baş başa kalacağız. Belki de yeniden hatırlamamız gereken tek şey; alkışlanan bir “en” olmak değil, kendi sınırlarımız içinde “kendimiz” kalabilmenin ve öz saygımızı koruyabilmenin en büyük başarı olduğudur.

Okumaya Devam Et

Yazarlar

İÇİMİN EN SEN HALİ

Yayınlandı

Tarih

İçimde hep sen varsın; bu yüzden içinde sen olmayan hiçbir şeyi sevemiyorum. Ev mesela… Ancak içinde sen varsan bir anlam ifade ediyor benim için. Sen yoksan ev de yatak da yürek de bomboş, anlamsız kalıyor. Sürekli senin ruhunda bir yerde olmak istiyorum; çünkü benim içim tamamen sensin.
​Aslında aklımdan, gönlümden geçenleri anlatmak için başlamıştım bu satırlara ama fark ettim ki içimden sadece sen geçiyormuşsun. “Keşke içimden geçerken orada öylece kalsan,” diyorum bazen. Sonra senin içinde, benim içimdeki sen kadar büyük bir “ben” olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor, bunun imkânsızlığını anlıyorum.
​Bir şarkı, “İçinden geçeni söyle, kalırsa yazık olur,” diyordu. Ben de içimde hiçbir şey kalmasın istedim; sen hariç… İçimde saklamak istediğim tek şey sensin ama sen sadece oradasın, derinlerimde. Ne olurdu sanki dışımda da olsaydın, geçmişte olduğu gibi çepeçevre sarsaydın beni? Bizi var ettiğimiz o güzel zamanlara dönebilseydik… Biliyorum; ne sen artık o “biz”e dönebilirsin ne de ben artık olamayacak bir masalın içinde var olabilirim.
​Ne güzel demiş Ahmed Arif: “Yokluğun, cehennemin öbür adıdır.” Yokluğunun yarattığı bu cehennemde bana iyi gelen yegâne şey, içimde yaşattığım o kocaman sen. Ama çok korkuyorum; bir gün o da gidecek, bu yangın da sönecek diye. “İnsanoğlu her şeye alışır,” diyorlar. Belki doğrudur… Lakin bunu söyleyenler, böylesi bir sevdanın yoksunluğunu hiç yaşamamış olmalılar ki uzaktan ve böylesine üst perdeden ahkâm kesebiliyorlar.
​Oysa bilmedikleri bir şey var: İnsan her şeye alışmaz, sadece yokluğun açtığı o derin uçurumun kenarında yaşamayı öğrenir. Varsın dünya alışmaktan bahsetsin, varsın zaman geçsin… İçimdeki sen, bu cehennemin ortasındaki tek cennetim olarak kalacak. Çünkü seni içimden uğurlamak, kendimi tamamen yok etmek demektir; ben seni sakladıkça varım.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.