Yazarlar
RUHUN EZELÎ HAFIZASI: BEZM-İ ELEST VE VAROLUŞUN PSİKODİNAMİ
Emine Çiçek Yazdı: RUHUN EZELÎ HAFIZASI: BEZM-İ ELEST VE VAROLUŞUN PSİKODİNAMİĞİ
Günümüz modern dünyasında insan, nesnelerin ve hızın kuşatması altında en çok kendi iç sesine yabancılaştı. Bir klinik psikolog ve akademisyen olarak gözlemlediğim odur ki; bireylerin yaşadığı tarif edilemez “içsel boşluk” ve “aidiyet sancısı”, aslında kökleri zamanın ötesine uzanan bir hafıza kaybından kaynaklanıyor. İslam düşüncesinin ve tasavvufun en zarif kavramlarından biri olan Bezm-i Elest (Elest Meclisi), işte tam bu noktada bize varoluşsal bir kimlik kartı sunar.
Sözden Önceki Söz: Elestü bi-Rabbiküm
Kur’an-ı Kerim, A’râf Suresi 172. ayetinde insan ruhunun henüz beden kalıbına girmeden önce verdiği o büyük sözü hatırlatır. Yaratıcının “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna karşı tüm ruhların tek bir ağızdan “Evet, şahit olduk” (Belâ) demesi, sıradan bir kabulleniş değil; insanın ontolojik imzasını atmasıdır.
Psikolojik perspektiften baktığımızda bu durum, insanın dünyaya “boş bir levha” (tabula rasa) olarak gelmediğinin en büyük kanıtıdır. Bizler, iyiliğe, hakikate ve adalete meyilli bir fıtrat yazılımıyla dünyaya gönderildik. Bu yüzden insanın anlam arayışı bir “öğrenme” süreci değil, aslında bir “hatırlama” yolculuğudur.
Tasavvufi Derinlik: Gurbetteki Ruhun Sancısı
Tasavvuf ehli için dünya, ruhun asli vatanından ayrı düştüğü bir gurbet yeridir. Hz. Mevlana’nın o meşhur “Ney” metaforu, tam da bu ayrılığı anlatır. Kamışlıktan koparılan ney nasıl ki asli vatanını özleyip inliyorsa, insan ruhu da Elest Meclisi’ndeki o mutlak yakınlığı özler. Dünyada bizi büyüleyen bir musiki, hayran bırakan bir manzara veya kalbimizi ısıtan bir sevgi; aslında o ezelî meclisteki ilahi güzelliğin bugüne sızan zayıf bir yankısıdır.
Kelimelerin Ötesinde: Sessiz Sözleşme
Yıllarca üzerinde çalıştığım ve bir kitabıma konu olan İşaret Dili, bana hakikatin her zaman sesli harflere ihtiyaç duymadığını öğretti. Elest Bezmi de aslında ruhun ruhla yaptığı en saf, en sessiz ve en derin sözleşmedir. İşaret dili, nasıl ki kelimelerin bittiği yerde gönül köprüleri kuruyorsa; Elest sözleşmesi de insanın yaratıcısıyla kurduğu o ilk sessiz bağdır. Bu bağı hatırlamak için dışarıdaki gürültüyü değil, içerideki o muazzam sessizliği dinlemek gerekir.
Klinik Bir Şifa: Kozmik Aidiyet
Modern insanın en büyük yarası “yalnızlık” ve “hiçlik” duygusudur. Ancak Elest bilinci, bireye şu sarsılmaz güveni aşılar: “Sen tesadüfen burada değilsin. Daha dünya yokken muhatap alındın, seçildin ve bir söz verdin.” Bu farkındalık, klinik bir iyileşme sürecinin en temel basamağı olan “öz değer” duygusunun sarsılmaz zeminidir.
Sonuç yerine…
Kendini yeniden inşa etmek isteyen her birey, aslında dışarıda yeni bir “ben” aramak yerine, ruhunun derinliklerine mühürlenmiş olan o ezelî “Evet”i bulmalıdır. Unutuşun (nisyan) karanlığından, hatırlamanın (zikir) aydınlığına geçmek; ruhun ezeldeki sözüne sadık kalmasıyla mümkündür.
Unutmayalım ki; biz sadece beden taşıyan canlılar değil, ezelde verdiği sözü dünyada gerçekleştirmeye çalışan ruhsal yolcularız.
uzm.psk.emine çiçek
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
