Bizi Takip Edin

Yazarlar

Sessizliğin Kaybolduğu Yerde Düşünce de Kaybolur

yazar

Yayınlandı

Tarih

Sessizliğin Kaybolduğu Yerde Düşünce de Kaybolur

Düşünmek için önce durmak gerekir. Oysa çağımız durmayı neredeyse bir kusur hâline getirdi. Sürekli meşgul olmak, sürekli üretmek, sürekli konuşmak bekleniyor. Sessizlik boşluk sayılıyor; boşluk ise hemen doldurulması gereken bir eksik gibi görülüyor. Böyle bir ortamda düşünce barınamaz. Çünkü düşünce, gürültüyü sevmez.

İnsan zihni, kendisine alan tanındığında derinleşir. Ama bugün zihne alan değil, sürekli uyarı veriliyor. Bildirimler, gündemler, tartışmalar, görüşler… Hepsi aynı anda konuşuyor. Bu kalabalıkta insan kendi sesini duyamıyor. Düşünemememizin nedeni çoğu zaman yeteneksizlik değil; zihinsel kalabalık.

Düşünmek cesaret ister. Çünkü düşünen insan, kesinliğini kaybeder. Net sınırlar bulanıklaşır. “Böyledir” dediği şeylerin “başka türlü de olabileceğini” fark eder. Bu fark ediş huzur bozucudur. İnsan, bildiği yerde güvendedir; düşündüğü yerde savunmasız. Bu yüzden çoğu insan bilgiyi tercih eder, düşünceyi değil. Bilgi tutunacak bir dal sunar; düşünce ise boşluk.

Toplumlar da bireyler gibi düşünmekten kaçabilir. Çünkü düşünen toplum, hesap sorar. Nedenleri araştırır, sonuçları kabullenmez. Düşünmeyen toplum ise sadece alışır. Alışmak, en tehlikeli konfordur. Zamanla yanlışlar normalleşir, adaletsizlik sıradanlaşır, çelişkiler görünmez olur. Düşünce kaybolduğunda, itiraz da kaybolur.

Reklam

Düşünmenin yorucu olmasının bir nedeni de şudur: Düşünce, insanı yalnızlaştırır. Kalabalığın hızına uymaz. Herkesin bağırarak konuştuğu yerde alçak sesle düşünmek, dikkat çekmez. Alkış almaz. Hatta çoğu zaman rahatsız eder. Bu yüzden düşünen insan ya susar ya da yanlış anlaşılmayı göze alır. Her ikisi de ağırdır.

Ama düşünmemek daha ağır bir bedel doğurur. Düşünmeyen insan, başkasının kelimeleriyle hisseder, başkasının fikirleriyle öfkelenir, başkasının çıkarlarıyla karar verir. Kendine ait sandığı şeyler bile ödünçtür. Zihinsel tembellik, zamanla ahlaki bir körlüğe dönüşür.

Düşünmek çözüm sunmak zorunda değildir. Bazen sadece doğru soruyu sormaktır. Bazen de “emin değilim” diyebilmektir. Bu, zayıflık değil; insan olmanın en sahici hâlidir. Çünkü insan, her şeyden önce düşünebilen bir varlıktır.

Reklam

Belki de asıl soru şudur:

Düşünmek bizi mi yoruyor, yoksa düşünmediğimiz hayat mı bizi bu kadar tüketti?

Çünkü insan, düşünmediğinde hafiflemez.

Sadece kendinden biraz daha eksilir.

Reklam
Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.