Bizi Takip Edin

Yazarlar

Sevginin Dilencisi Değil, Kendi Bahçenizin Hükümdarı Olun!

yazar

Yayınlandı

Tarih

​Hayatın karmaşası içinde çoğumuz, ruhumuzun karanlık bir köşesinde görünmez bir bekleme odasında oturur gibiyizdir. Üzerimizde en güzel kelimelerimiz, kalbimizde biriktirdiğimiz onca duyguyla, birinin kapıyı açıp içeri girmesini, bizi fark etmesini ve o büyülü cümleyi söylemesini bekleriz: “Seni görüyorum, seni seviyorum ve sen değerlisin.”

​Sevilmeyi beklemek, insan ruhunun en masum ama ne yazık ki en edilgen, en köleleştirici halidir. Çünkü sevgi, dışarıdan gelecek bir onay dalgası olarak beklendiğinde, insanı kendi hayatının başrolünden çıkarıp başkalarının lütfunu gözleyen bir seyirci konumuna düşürür. Anahtarı başkasının cebine teslim edilmiş bu esaret odasından çıkmanın vakti gelmedi mi?…

​Dünya, Kendinize Attığınız Tokadın ya da Verdiğiniz Değerin Aynasıdır

​Psikolojik süreçlerde sıkça karşılaştığımız sarsıcı bir kural vardır: Dünya, bizim kendimize verdiğimiz değerin bir aynasıdır. Kendine şefkat göstermeyen, sınırlarını net çizemeyen ve kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak başkalarının arkasına iten bir insan, farkında olmadan dünyaya şu alt metni fısıldar: “Benim varlığım önemsiz, ben son sırada gelebilirim.”

Reklam

​Bu durumdayken dışarıdan yoğun bir sevgi, saygı ve ihtimam beklemek, toprağa tek bir tohum ekmeden hasat zamanı ambar doldurmayı ummaya benzer. İlişkilerde sıkça duyduğumuz “Neden yeterince sevilmiyorum?” ya da “Neden değer görmüyorum?” serzenişleri, çoğunlukla kişinin kendi içindeki öz-değer kıtlığının dışarıya yansımasıdır. Başkalarının sevgisiyle dolmasını umduğumuz o içsel boşluk, dibi delik bir kovaya benzer; dışarıdan ne kadar aşk, ne kadar takdir dökülürse dökülsün, kova bir türlü dolmaz. Çünkü sorun dışarıdaki suyun azlığı değil, kovanın kendi sızıntısıdır.

​Kendi Bahçenizin Bahçıvanı Olmak

​Sevilmeyi pasif bir şekilde beklemek yerine, sevgiyi aktif bir eyleme dönüştürmek gerekir. Bunu bir metaforla ele alalım:

Reklam

​Bir çiçeğin açması için birinin gelip ona “Seni seviyorum” demesine gerek yoktur. Çiçek, köklerindeki suya, toprağın zenginliğine ve güneşin sıcaklığına odaklanır. Kendi doğasını yaşar, büyür ve zamanı geldiğinde tüm ihtişamıyla açar. Onun güzelliğini ve kokusunu fark edenler ise zaten etrafında birikir.

​İnsan ruhu da tıpkı bir çiçek gibidir. Kendi iç dünyasını güzelleştiren, kendi sınırlarını bir kale gibi koruyan ve kendine şefkatle yaklaşan bir birey, etrafına doğal bir çekim alanı yayar. Bu bir bencillik değil; aksine, en temel psikolojik dayanıklılık adımıdır. Siz kendi bahçenizi sulamaya başladığınızda, orayı yeşerttiğinizde, o bahçenin gölgesinde dinlenmek isteyecek doğru ve sağlıklı insanlar hayatınıza zaten kendiliğinden yönelecektir.

​Son Söz: Esareti Bitirin

​Unutmayın; başkalarının sevgisi hayatımızı güzelleştiren harika birer misafirdir, ama ev sahibi değildir. Kendi varlığınızın tapusunu, sizi sevip sevmeyeceği meçhul olan insanların eline bırakamazsınız. Bir başkasının kalbinde yer bulmak için kendi kalbinizi çiğnemekten vazgeçin.

Reklam

​Bugün o kasvetli bekleme odasının kapısını kilitleyin, sevilmeyi beklemeyi bırakın ve kendi bahçenizin hükümdarı olun. Çünkü siz kendinizi layığıyla sevmediğiniz sürece, tüm dünya sizi sevse bile hep bir kişi eksik kalacaksınız: Kendiniz….

​Uzm. Psk. Dr. Emine Çiçek

Göyce Zengezur Üniversitesi Rektör Yrd.

Okumaya Devam Et
Reklam
Yorum Yapın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarlar

NATO firik ROTA enginar…

Yayınlandı

Tarih

Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.

İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.

Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.

Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.

Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.

Reklam

Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.

Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.

Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.

İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.

Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.

Reklam

Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.

Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.

Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.

Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.

Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi

Reklam

Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.

Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.

Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.

O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.

Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.

Reklam

Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.

Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.

Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.

Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.

Reklam
Okumaya Devam Et

Yazarlar

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

Yayınlandı

Tarih

Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?

İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.

Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.

Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben ona çok değer verdim.”

Reklam

Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:

“Peki, o senin değerini korudu mu?”

Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.

Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.

Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.

Reklam

Ve unutmayın…

Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.

Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.

Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.

Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.

Reklam

Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.

Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen

Okumaya Devam Et

Yazarlar

Mizah, Mizaç, Mizan…

Yayınlandı

Tarih

Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.

Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.

Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.

Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.

Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.

Reklam

Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.

Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.

Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.

Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.

Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.

Reklam

Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.

Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.

Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.

Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.

Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.

Reklam

Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.

Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.

Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.

İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.

İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.

Reklam

Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.

Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.

Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.

Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.

Okumaya Devam Et

Trenler

Avrupa Medya Grup© 2026. Her hakkı saklıdır.