Yazarlar
TOPLUMUN ZAYIF HALKALARINI AVLAYAN BİR KARAKTER: PENNYWİSE
Dr. Nil Yüzbaşıoğlu Yazdı : TOPLUMUN ZAYIF HALKALARINI AVLAYAN BİR KARAKTER: PENNYWİSE
Stephen King’in 1986 yılında yayımlanan ünlü romanı “İt”(O), önce 1992 yılında, sonra da 2017 yılında sinemaya uyarlandı. Roman kült bir roman olma niteliği gösteriyor, muhtemelen filmler de öyle olacak. Zaten hem roman, hem de filmler büyük beğeni ve ilgiyle karşılandı. Palyaço Pennywise ile Georgei’nin sahnesi ikonik bir sahne oldu. O sahneyi ve filmi neredeyse izlemeyen yok. Peki O, sadece bir korku filmi, Pennywise da sadece çoğumuzun korktuğu türden bir palyaço mu? Hayır, Pennywise toplumun bir gerçeği ve milyonlarcası içimizde yaşıyor.
Filmde, Pennywise adlı bir yaratık küçük bir kasabada yer altında yaşamaktadır. Yine aynı kasabada ergen yaşta bir arkadaş grubu vardır. Pennywise o çocukları hedef alır ve onları rahatsız etmeye başlar. Georgei’nin Pennywise tarafından yenmesiyle olaylar hızlanır. Film klasik bir korku filmi gibi görünmektedir,anvak değildir. Bu yazının odak noktası, filmin korku filmi olmanın ötesinde işlediği bir toplumsal sancıya dikkat çekmek olacak. Pennywise neden o çocukları seçti? Pennywise’ın seçtiği çocuklar ile gerçek hayatta toplum içinde çirkin emeller için hedef alınan çocuklarla, filmdeki çocuklar arasındaki benzerlikler nedir? Her vakada geçerli olmamakla birlikte, Pennywise’ın kurmaca kurbanları ile gerçek hayatın Pennywise’larıyla gerçek hayatın kurbanları arasında bir bağlantı kurmak istiyorum. Filmin ve romanın da en çok gözden kaçırılan tarafı bu bence.
Pennywise, dans eden palyaço, çocukları kandırmak için palyaço maskesini kullanmaz. O çocukların korkularını, zaaflarını, değersizlik hislerini kullanır. İlgisiz ailelerin çocuklarını seçer; Georgei fırtınalı bir günde evden çıkarken, annesi salonda piyano çalıyordu mesela. Grubun üyesi olan diğer çocuklar da aynı durumdadır. Kızını taciz eden babalar, histerik anneler, ilgisiz ve sorunlu aileler. Dolayısıyla; korkuları, zaafları ve güvensizlik hisleriyle en kolay av haline gelebilecek olanlar: Toplumun zayıf halkaları.
Pennywise onlara doğrudan saldırmaz, onların korkularını ve zaaflarını kullanarak onları yer altına çekmeye çalışır. Ancak çocuklar Georgei’nin ölümüyle bu varlığın gizemini çözmüş ve onunla savaş vermeye karar vermişlerdir. Tabii ki tek başlarına. Çünkü zayıf halkalar aynı zamanda görünmezdir. Sonunda yaratığın inine girdiklerinde binlerce çocuğun ruhunun orada sıkıştığını görürler. Burada King’in anlatmak istediği çok manidardır : Arkasında manevi olarak güçlü bir aile olmayan çocukların ruhları karanlığa hapsolur.
2019’da çekilen devam filminde, artık çocuklar büyümüştür. Bu sefer tüm travmalarıyla yüzleşip Pennywise’ı yok ederler. Ancak herkes travmalarıyla kolaylıkla yüzleşemez değil mi? Dolayısıyla devam filmini de bu gözle izlemek gerekir. Eğer çocukken yaşadıklarını psikolojik olarak çözemediysen seninle ömür boyu yaşamaya devam ederler. Yine devam filminde Pennywise’ın ilk kurbanı yanağında kocaman bir doğum lekesi olan ve bu yüzden toplum tarafından ötekileştirilen küçük bir kızdır. Yaratık onu ilk olarak yanağından ısırır!
Bir çocuk, sorunlu bir ortamda büyürse veya bir şekilde toplum tarafından dışlanırsa doğal olarak psikolojisi zayıflar. İster çocukluğunda ister büyüklüğünde olsun, kötücül niyetlerin avı haline gelmesi çok kolaylaşır. Çünkü Pennywise ‘lar insanların zayıf taraflarını görmeyi ve kullanmayı çok iyi bilen usta manipülatörlerdir. Bu manada en zayıf halka ise çocuklardır. Yapısı gereği saf olan çocuk, sadece bir palyaço tarafından değil, herkes tarafından kandırılmaya daha müsaittir. Bir pedofili, polis sorgusunda şunları söylüyor : “Eğer güçlü bir baba görürsem, o çocuğa yaklaşmam.”
İnsan psikolojisi her zaman zayıf halkaya zarar vermek üzerine çalışır. Kötü niyetli ya da saldırgan biri öncelikle zayıf halkayı hedef alır. Hayvanlar, kadınlar, bu anlamda toplumun zayıf halkaları olarak görülüyor. Malum ki; hayvan yasaları ve kadın cinayetleri bunu gösteriyor. Tabii burada kitlesel güç ve mukavemet devreye giriyor ve biz filmin çerçevesinden çıkıyoruz. Ancak toplum zayıf halkaları kollayan Pennywise’larla dolu ve hepsi insan sıfatında; sokakta, iş yerimizde, mahallemizde.
Dr. Nil Yüzbaşıoğlu.
Yazarlar
NATO firik ROTA enginar…
Uslanmaz gizil planların merkez üssü, sunağı.
İnsanlık yaşamı edinmiş dert, onlar zehirli ağı.
Sabırla örülmüş yedibin yıllık insanlık tarihi hiç.
Kuleleri güvenli, halklar onlar için kızarmış piliç.
Hep barut, hep metal, hep neftin peşinde güruh.
Suratları kösele kof bedenlerinde barınmaz ruh.
Açıkta sırıtır, bond çantaları merhametsiz plan.
Güya halklardan yanalarmış, koca bir çete, klan.
İnsanlık, su, aş, barınak ihtiyaçlardan mahrum.
Güneş yetmedi, mars’ta istiyorlarmış solaryum.
Bütün dünyanın nimetlerini bir çırpıda yakarlar.
Haritalar ateş topu, sırça köşklerinde bakarlar.
Doğan her canlı eksik, geleceği ipotek altında.
Sal bulamaz bir köylü, onlar lüks içinde yatında.
Gırtlaklarına kadar sıkılı, pirinç üreten bir çiftçi
Aş beğenmeyen obezler, gündüz siesta, neftçi.
Dünyalı insanlar hep birlikte, uykudan uyansa.
Emperyalizme dur deyip, mazlumlar için yansa.
O zaman aydınlanır, bütün karanlık coğrafyalar.
Karanlıkta beslenen o yarasalar, avucunu yalar.
Kurmuşlar alengirli bir düzen, temiz tas kayıp.
Ne utançları kalmış, ne de hakikate karşı ayıp.
Erdemliler, gelmeyin hakka karşı propagandaya.
Bilgelerle, ariflerle yol alın, yoksa kalırsınız yaya.
Yazarlar
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
Değer verdiğin kişi gerçekten seni hak ediyor mu?
İnsan, sevdiği için değil; çoğu zaman çocukluğunda eksik kalan duyguyu tamamlamak istediği için yanlış insanlara bağlanır.
Bu yüzden bazı ilişkilerde sevgi değil, onaylanma ihtiyacı yaşanır. Bazılarında aşk değil, terk edilme korkusu konuşur. Bazılarında ise bağlılık sandığımız şey, aslında kendimizi kaybetme pahasına sürdürdüğümüz bir mücadeledir.
Bir klinik psikolog olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Ben ona çok değer verdim.”
Ben ise ardından hep aynı soruyu sorarım:
“Peki, o senin değerini korudu mu?”
Çünkü sevmek, hak etmek için yeterli değildir.
Seni sürekli bekleten…
Duygularını küçümseyen…
Varlığını sıradanlaştıran…
Yokluğunda hiçbir şey eksilmemiş gibi yaşayan…
Sana yalnızca ihtiyacı olduğunda yaklaşan biri, sevgini alıyor olabilir; ama seni hak etmiyor olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini ispat etmek zorunda kalmaz. Sevilmek için eksilmez, kabul görmek için susmaz, terk edilmemek uğruna kendinden vazgeçmez.
Ve unutmayın…
Bir insanın size verdiği değeri, size söyledikleri değil; sizi kendinize nasıl hissettirdiği belirler.
Eğer bir ilişkinin sonunda kendinizi daha küçük, daha yalnız, daha yetersiz ve daha değersiz hissediyorsanız, kaybetmekten korkmanız gereken kişi o değildir.
Asıl kayıp; bir başkasını kazanabilmek uğruna, kendinizi yavaş yavaş kaybetmiş olmanızdır.
Çünkü sizi hak eden insan, kalbinizi fethetmeye çalışmadan önce güveninizi korur; sevginizi istemeden önce ruhunuza iyi gelir. Hak etmeyen ise sizden sevgi ister, sonra o sevgiyi tüketir.
Kendinizi, sizi sevmeyen birinin eksikliğine değil; sizi gerçekten hak eden insanların varlığına emanet edin. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığınızda, canınızı acıtan şey terk edilmek değil, uğruna kendinizden vazgeçtiğiniz kişi olacaktır.
Uzm. Psk. Emine Çiçek
Akademisyen
Yazarlar
Mizah, Mizaç, Mizan…
Kuma yumurtlamış kaplumbağa sersemliği var.
Suya varmak emek ister kum taşla kaplı yol dar.
Uyurgezer yurttaşlar çağı, dünya sinekli bakkal.
Esas olan yaşamak değil,fikirlerle baş başa kal.
Kırık kalem, yırtık defter övgüye olmaz mazhar.
Kalp insanın mizanıdır, cümleleri hassas tartar.
Yarım insan, yarım çağ, yarım inançlar zamanı.
Ağız dolusu sözler uçuşuyor, kimin var imanı.
Bütün kapılar önü çerçöp dolu, iftira karşı yana.
Hakikati anlama özürlü şahsa kim neden inana.
Dünya sözde haklılar cehennemi,hakikat öksüz.
Bu kadar kırık cümle nasıl kurulur, külli köksüz.
Nesnenin varlığını yücelten hayaller atlası arzu.
Karşıya aslan kesilenler, kendi çakallarına kuzu.
Farklı yaşamı tahammülsüz uçurumdan atarlar.
Bir gerçeğe binbir türlü kuyruklu yalan katarlar.
Anlam kayıp, gerçek minvalinden kopuk zincir.
Temel değilse adalet, berbat olur bir çuval incir.
İnsan yanar döner, yoksa tam tekmil bir mizaç.
İnsana çok yakışan, izzet nişanesi adil bir taç.
Çekişme, nifaklar çağında kimse olamaz mutlu.
Neşeye kainat sevinç saçar, seveni kılar kutlu.
Gerçek varlık narin bir krizantem, kaostan uzak.
Bilgece yaşam muhteşem sevinç, gerisi tuzak.


-
Genel2 hafta önceHerkes Haklı, Herkes Masum, Kimse Sorumlu Değil
-
Yazarlar2 hafta önceKENDİ GERÇEĞİNE KÖK SALMAK: DİJİTAL ÇAĞDA “KENDİ OLMA” DEVRİMİ
-
Özel Haber4 hafta önce“İzmir’in Unutulan Mahallesi: Basmane Sokaklarında Bir Gün”
-
Video4 hafta önceKöln’de Hayat Durdu! 🎭 Karnaval Coşkusu | Kölle Alaaf!
-
Özel Haber5 ay önceİzmir Basın Mensupları Hilton Garden Inn Izmir Bayraklı’nın İftar Yemeğinde Buluştu
-
Video4 hafta önceViyana’da Büyüleyici Gece | Karlskirche’de Vivaldi Dört Mevsim Konseri
-
Almanya4 hafta önceAnuga Köln 2025: Gıda Dünyasının Kalbi Almanya’da Attı
-
Yazarlar2 hafta önceİnsanların En Büyük Açlığı: Anlaşılmak
