Özgürlük Romantik Bir Fikir, Sorumluluk O Kadar Değil

İnsan özgürlüğü çok sever. En azından söz konusu başkalarının koyduğu kurallar olduğunda. Kendi hayatına karışılmasını istemez, kendi kararlarını vermek ister, kimseye hesap sormadan yaşamanın hayalini kurar. Ne var ki iş gerçekten seçim yapmaya geldiğinde aynı insanın bir anda derin bir düşünceye daldığı görülür. Çünkü özgürlük uzaktan bakıldığında son derece çekici, yakından karşılaşıldığında ise hafif ürkütücü bir şeydir.

Özgür olmak demek, insanın kendi kararlarını kendisinin vermesi demektir. Bu kulağa oldukça etkileyici gelir. Ancak bu durumun küçük bir ayrıntısı vardır: Yanlış karar verdiğinde suçu atacak kimse kalmaz. İnsan çoğu zaman özgürlüğü ister, ama onunla birlikte gelen sorumluluğu o kadar da hevesle karşılamaz. Seçim yapmak güzeldir; yeter ki sonuçlarından insanın kendisi sorumlu tutulmasın.

Felsefi açıdan bakıldığında özgürlük, insanın kendi yaşamını şekillendirme imkânıdır. İnsan, önüne konulan yollar arasında bir tercih yapabilen bir varlıktır. Fakat tam da bu yüzden özgürlük bazen bir armağandan çok bir yük gibi hissedilir. Çünkü seçenek arttıkça huzur artmaz; aksine kararsızlık çoğalır. İnsan bazen iki seçenek arasında bile zorlanırken, modern dünya ona onlarca ihtimal sunar ve sonra da ondan “kendin olmasını” bekler. Sanki bu son derece kolay bir şeymiş gibi.

Toplumsal açıdan mesele daha da ilginçtir. İnsanlar özgürlüğü överken genellikle toplumun sınırlarından şikâyet ederler; fakat aynı insanlar, alışılmış düzenin dışına çıkan biriyle karşılaştıklarında pek de rahat davranmazlar. Toplum bireye “özgür ol” der, ama bunun sessiz devamı çoğu zaman şudur: “Tabii makul ölçülerde.” Böylece birey, özgürlük ile kabul görme arzusu arasında ince bir çizgide yürümeye çalışır. Bir yandan kendisi olmak ister, öte yandan fazla da kendisi olmamaya dikkat eder.

Modern hayat özgürlüğü neredeyse sınırsız seçenek sunarak tanımlar. Hangi mesleği yapacağın, nasıl yaşayacağın, neye inanacağın, kim olacağın… Her şey insanın önüne bir tercih listesi gibi bırakılır. Bu tablo ilk bakışta etkileyicidir. Ancak biraz dikkatli bakıldığında, insanın bazen bu kadar çok seçenek karşısında yönünü kaybettiği fark edilir. Çünkü her seçimin içinde aynı zamanda bir vazgeçiş vardır. İnsan bir yolu seçerken diğer bütün ihtimallerden de sessizce uzaklaşır. Özgürlük burada biraz şuna benzer: Önünde sonsuz kapı vardır, ama aynı anda yalnızca birinden geçebilirsin.

Bu nedenle özgürlüğün bazen korkutucu olması şaşırtıcı değildir. İnsan çoğu zaman zincirlerden değil, boşluktan ürker. Ne yapacağını başkasının söylediği bir hayatta hata payı daha az görünür. Oysa özgürlük, insana alan açtığı kadar onu kendi kararlarının ağırlığıyla da baş başa bırakır. İşte tam bu yüzden insan bazen özgürlük ister, bazen de onun yerine alışkanlıklarını tercih eder.

Belki de mesele özgürlüğün korkutucu olması değildir. Belki mesele, insanın özgürlüğü romantik bir fikir olarak sevmesi; ama gerçek hayatta onun bedelini ödemek konusunda aynı cesareti her zaman gösterememesidir.