Modern insanın en büyük sorunu nedir?
Bu soruya verilen cevaplar genellikle benzerdir: Ekonomik sorunlar... Gelecek kaygısı...Yalnızlık... Stres... Tükenmişlik...
Bunların hepsi doğrudur. Ama çoğu zaman gözden kaçan daha derin bir ihtiyaç vardır:
Anlaşılmak.
İnsan yalnızca ekmeğe, suya ve güvenliğe ihtiyaç duymaz. Aynı zamanda görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya da ihtiyaç duyar. Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatları boyunca kendilerini anlatmaya çalışırlar.
Çocuk anne-babasına anlatmaya çalışır. Eş eşine anlatmaya çalışır. Genç ailesine anlatmaya çalışır.
Yaşlılar çevrelerine anlatmaya çalışır.
Fakat çoğu zaman insanlar dinlenmez; değerlendirilir. Anlaşılmaz; yorumlanır. Duyulmaz; yargılanır.
Bir insan konuşurken çoğu kişi gerçekten dinlemez. Sadece cevap vermek için bekler.Karşısındakinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine ona ne söylemesi gerektiğini düşünür. Bu nedenle günümüzde iletişim arttıkça anlaşılma duygusu azalmaktadır.
Telefonlarımızda yüzlerce kişi kayıtlı olabilir. Sosyal medyada binlerce takipçimiz olabilir.Fakat içimizi gerçekten açabileceğimiz insan sayısı bazen bir elin parmaklarını bile geçmez.Çünkü insan kalabalıklar içinde de yalnız kalabilir. Yalnızlık her zaman etrafta kimsenin olmaması değildir. Bazen kimsenin sizi anlamaması da yalnızlıktır.
Bugün birçok ailede sorun sevgisizlik değildir. Birçok ilişkide eksik olan şey sadakat de değildir. Eksik olan şey çoğu zaman duygusal temas kurabilmektir.
Birbirine aynı evde yaşayan insanlar bazen yıllarca aynı masada oturur ama birbirlerinin iç dünyasını tanımaz. Çocuk okuldan gelir. Anne sorar:
"Bugün okul nasıldı?"
"İyi."
Konuşma biter.
Oysa çocuğun içinde belki korkular, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları dolaşıyordur. Eş akşam eve gelir.
"İşler nasıl?"
"Yoğun."
Konuşma yine biter.
İnsanların hayatlarında konuşulmayan binlerce duygu birikmeye başlar. Çünkü çoğu insanın derdi çözüm bulmak değildir. Önce anlaşılmak ister.
Bir insanın yaşadığı acıyı hemen düzeltmeye çalışmak yerine onun yanında kalabilmek büyük bir beceridir.
Bazen en iyileştirici cümle öğüt vermek değildir.
"Seni anlıyorum."
"Bu senin için zor olmalı."
"Anlatmak ister misin?" demektir.
Çünkü insan kendisini gerçekten anlayan biriyle karşılaştığında yalnızca rahatlamaz; yeniden güç bulur. Belki de bu yüzden hayatımızdaki en unutulmaz insanlar en çok konuşanlar değil, bizi en iyi dinleyenlerdir. Ve belki de modern çağın unuttuğu en önemli şey şudur: İnsanların her zaman akla değil, önce kalbe dokunulmaya ihtiyacı vardır. Çünkü anlaşılmak, insan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biridir.
Ve bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük tavsiyeler değil, ilk kez gerçekten duyulduğunu hissetmesidir.