Nil Yüzbaşıoğlu Yazdı: İnsanlığın Kadim Bilgileri Nerede ?
21. yüzyıl insanlığı, sürekli bir tarif ile yaşıyor. Kişisel gelişimin, bilinçli bir adlandırma ile hayatımıza girişi hayat pratiğimizin her düzlemine yayıldı. Artık hepimiz uzman görüşleriyle yaşıyoruz ve onların ağzından çıkanları birebir uygulamaya çalışıyoruz.
Olumlu yanından bakarsak, uzman görüşleriyle yaşamak ve geçmiş nesillerin yanlışlarından sıyrılmak çok doğru bir hamle. Bununla birlikte, teori ve uygulamadaki tezatlar, mevzuyu dolaşık hale getiriyor. Sosyal medyanın zihinlerimizde kapladığı o büyük yerin getirdiği avantajla, söz konusu bilgiler hayatımıza adeta yağdı. Ancak biz bu yağmurun altındaki bilgileri sınıflayıp, değerlendirip, hayatımızın derinine oturtmak konusunda yetersiz kalıyoruz; her şey yüzeyde kalıyor. Mesela, o çok meşhur ‘travmalarını yen’ ya da ‘hayallerini gerçekleştir’ gibi söylemler, ne kadar insan olmanın özü de olsa, yüzeysel kaldığından yarardan ziyade zarar getiriyor. Tam da bu noktada, çok önemli bir soru çıkıyor karşımıza: Bu bilgileri nasıl doğru süzebiliriz?. Sonuçta herkes mutlu olmak, hayallerini gerçekleştirmek ve travmalarından özgürleşmek ister. Peki, bunu yapabilmek için hap bilgiler yeterli mi, yüzeyseli alıp hiç düşünmeden içselleştirmek mümkün mü? Tabii ki değil. O zaman yapılacak iki şey var: Ya gidip bir uzmandan yüzyüze yardım alacaksınız, ya da insanlığın kadim bilgilerini başka yerde arayacaksınız: Sanat. Aslında ilkini yapsanız da, ikincisi hayat pratiğinizde hep yer bulmalı.
21. yüzyılın en güzel yanlarından biri bilimin, ilmin, dinin ve sanatın ortak bir bilgi nokta birleşmesi, sadece söylem ve yöntemlerinin farklı olmasıdır. Eskiden birbirine çok zıt gibi görünen disiplinler bugün, ortak yollar bularak insanlığa fayda sağlamaktadır. İnsanlığın gelişme evrelerinde en kıymetlisi belki de bu. Tabii, bu bize sadece tek bir alan üzerinde kalma hakkını vermez; her alandan faydalanmak zihni genişletir. Ancak tüm alanların içinde, ‘alımlama bakımından’ insanın duyguları harekete geçiren ve onu düşünceyle bütünleştiren tek alan sanattır.
Bildiğimiz, bize anlatılan tarihe göre, insanın sanatla düşünmesi ve duygularını boşaltma ihtiyacı her şeyden eski. Bir “Homo Ludens” olan insanın, duygularını boşaltma ve başka biri olma ihtiyacı her ne kadar inanç sistemleriyle alakalı da olsa, ben bu yazıda insanlığın sanat aracılığıyla ne anlatmaya çalıştığını ve kişisel gelişim söz konusu olduğunda sanatın bunu nasıl yaptığını anlatacağım.
İnsanın doğuştan getirdiği ve evrimde adaptasyonun bir parçası olan sanat, insan var olduğundan beri ona bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bir din alimi gibi, kötülükten sakın diyor; bir tarihçi gibi, geçmişini hatırlatıyor; bir psikiyatrist gibi, hayatını düzenliyor; bir bilim adamı gibi, hayatın matematiğini anlatıyor. Kısacası, her şeyi alıp, süzüp, ‘en doğru haliyle’ yeniden yaratarak insana bir hazine sunuyor. Sanat sadece göze, kulağa hitap eden estetik bir eylem değildir. Sanat sadece duyguların arınması değildir. Sanat toplumdan ve bireyden uzak değildir. Sanat insanın tam olarak özüdür; görmezden gelebildiği, ulaşmakta zorlandığı, bazen derin dehlizlerinde kaybolduğu özü. İnsan kendinin ve dünya yaşamının en güzel tarifini orada bulur. Çünkü, duygu arınması, düşünceyle birleşir ve orada almak isteyen için nice ‘kişisel gelişim’ hazinesi vardır.
İnsan doğası gereği, nefsine hakim olamayan bir varlıktır. Bu hakimiyetsizlik durumuyla sürekli doğruyu arar durur, kaybolur, acı çeker, büyük yıkımlar yaşar. Sanat ise, sürekli insana bir yol gösterir, ona hayatı anlatır. Mesela, okumayı söktüğü andan itibaren, çok kitap okuyan bir çocuğun kitap okumayan yaşıtlarına göre çok daha olgun olduğu görülür. Eğer çok ciddi bir etki yoksa, o çocuk ileriki yaşlarında kötü çevrelere girmez, yanlış arkadaşlıkların kurbanı olmaz ve çoğunluka hayatında bilinçli seçimler yapar. Bunları her zaman bilinçli yapmayabilir, ancak okuduğu kitaplar zihnine ve bilinçaltına öyle bir işlemiştir ki, o çocuk birey olma ve toplumda yer etme yolculuğunda pek çok insandan daha başarılı olur. Kitaplar ona hem hayatı öğretmiş hem de onu hayatın yüzeyselliğinden sıyırmıştır. Evet, tam olarak yüzeyselliğinden sıyırmıştır. Çünkü, hiçbir nitelikli eser, yüzeysel değil,derindir. Onu ortaya koyan sanatçının kişisel görüşlerini değil, hayatın özünden kurgulanmış bir nesnel gerçekliği içerir. Sanatçı o gerçekliği öyle bir süzer ki, adeta insana uzaydan bakar. Yani, insanın tüm pisliğini çıplak bir gözle görür ve onu kendi estetiğine göre aktarır. Bir kitap okuduğunuzda, aslında toplumun çok ötesinde ama ahlaki ve etik anlamda en doğru tespitleri görürsünüz.
Sanat, bin yıllardır insana sürekli seslendi, kimine sesini duyurdu, kimine duyuramadı. Kötülüğün, hırsın, kinin, aç gözlülüğün, kul hakkına girmenin, kısacası insanda olan her olumsuz özelliğin onu nasıl bu hayatın dışına iteceğini çok net bir anlattığı gibi; iyiliklerin de nasıl ödüllendirildiğini anlattı. Ancak bunu dolaylı yoldan anlattığı için, çoğu insan sadece hikayeye bakıp geçti. Öğretiler zayıf kaldı. Yine de, sanatın içinde (gerçek ve nitelikli bi biçimde) olan herkes, olmayanlara göre daha doğru seçimler yapmış insanlar olabilirler. Hayatın matematiğini, hayatın içinde savrulmadan ya da az savrularak öğrenmişlerdir çünkü. Pek çok insanın hayal ürünü diye küçümsediği karakterlerin akıbetinden ders almışlardır.
Sanatçıya nasıl bu kadar güvenebiliriz? Güvenebiliriz, eğer gerçek bir sanatçıysa. 21. Yüzyılın en büyük sorunlarından biri sadece kavram karmaşası değil nitelik karmaşası. Kimin işini iyi yaptığı meselesinin anlaşılması farklı parametrelere bağlı olmakla birlikte, çoğu zaman hiçbir parametre iyiyle kötüyü birbirinden ayırmak için yeterli olmuyor. Bunda medyanın da payı büyük, bize sanatçı olarak sunulan insanları gördükçe üzülmemek elde değil. Böyle bir karmaşa ortamında, gerçek sanatçılar da değersizleşiyor elbet. Gerçek olanı bulmak için çaba sarfetmek gerekiyor, her şeyde olduğu gibi. Gerçeği bulduğunuzda ise işiniz çok kolay, kendinizi o esere bırakmak. Çünkü o eser, bir üst akıldan süzülüp size sunuldu. Sizin göremediğinizi, farkedemediğinizi, anlamlandırmadığınızı, hissedip tanımlayamadığınızı size bambaşka bir çerçeveden sundu. İşte sanat! Sanatın bir başkasının hayal gücü olduğu tezini çürütür.
Sanatın öğretme yönü bu yazıda ön plana çıktı. Yine de duygulanım yönünden bahsetmek lazım. Çünkü iyileştirici gücü oradan da geliyor. Bir eser, sizde mutlaka birden fazla duyguyu ortaya çıkaraktır: Acı,çaresizlik, kırgınlık, kin, hırs, intikam, aşk acısı, pişmanlık, öfke, özgüvensizlik, özdeğersizlik, kararsızlık, sıkışmışlık. Siz o eserle muhatap olduğunuz süre boyunca o eser, sizin duygularınızı ortaya çıkararak onlardan arınmanızı sağladığı gibi, size bu duygularlabaşa çıkma yöntemini de gösterecektir. Hem de estetik algınıza hitap ederek. İşte muhteşem bir iyileşme! Ortaya konanın zorlayıcı durumun çözümü ve eserin sonunda cesaret ve umut doldu bir siz. Fart etmeseniz bile bi süre sonra ruhunuzda o titreşim yayılacaktır. Sanat eseri, sizi bulunduğunuz karanlıktan çekip çıkarır. Ona sadık kalır, devamını getirirseniz tabii.
İnsanlığın kadim bilgileri, elimizin altında dururken ondan neden yararlanmayalım? Sadece günümüzde üretilen eserler değil, yüz ya da binlerce yıllar önce yazılan eserlerden de öğreneceğimiz çok şey var. İnsanlık her zaman düşündü ve her zaman hayatın ve insan olmanın zorlukları içinden çıkmaya çalıştı. Her zaman söylenmesi gereken sözler vardı, insanlara anlatılması gereken şeyler vardı. Sanat bunu bazen çok sert söylemlerle yaptı, bazen çok muğlaktı, bazen çok kucaklayıcı, bazen ötekileştiriciydi; ancak hep yol gösterdi. Psikolojimiz, toplum içindeki yerimiz, bir birey olarak hayata ve kendimize kattığımız değerler, aile hayatımız, karanlık yönlerimiz, tutkularımız, tanımlayamadığımız duygularımız, aşklarımız, çaresizliklerimiz, boğulmalarımız, mutluluklarımız, heveslerimiz,umutlarımız hep ona emanetti.
Dr. Nil Yüzbaşıoğlu.
i-)) Uzman olmayanların yarattığı karmaşa bu yazının konusu değil; ancak kişisel gelişimin azımsanmayacak bir boyutunu, uzman olmayan kişilerin yanlış yönlendirmeleri oluşturuyor. İnsanların çoğu bu ağa düştüklerinde, hayatlarının düzelmesi için umut ettikleri her şey bir duvara çarpıyor ve çağın getirdiği boşluk duygusu içinde daha derinlere çekilyorlar.
ii-)) Bu cümle kendi içinde sosyolojik bir değerlendirme içerir. Bununla birlikte, dünyada adeta bir anda ortaya çıkan bu rüzgarın planlı ya da belirli bir amaç içerip içermediği gibi komplo teorileri bu yazının dışında kalacaktır.
iii-)) Doğrudan Alımlama Estetiği’nden bahsetmiyorum. Amacım ortaya çıkaranla, ortaya çıkanı talep edeni ayırmaktır. Yoksa bir bilgiyi üreten, yorumlayan herkesin duygu ve düşüncesi aynı anda yol alır.
iv-)) Kişisel gelişim sanatı asla tanımlamayacak yüzeysel bir kavramdır, ancak ben bu yazının daha iyi anlaşılması adına bunu tercih ettim.
Böyle bir düşüncenin var olması bile baştan ayağı budalacadır, ancak bununla başa çıkmak zorunda kalıyoruz her seferinde.