Bugün Hıdırellez…
Çocukluğumun en güzel gecelerinden biridir Hıdırellez.
Ben İzmir’de doğdum, İzmir’de büyüdüm. Bizim oralarda, özellikle Hıdırellez başka yaşanırdı. Şimdiki gibi telefon ekranlarına gömülmüş kalabalıklar yoktu. İnsanlar gerçekten bir araya gelirdi. Mahalle dediğin şeyin hâlâ bir anlamı vardı.
Akşam olunca sokaklarda telaş başlardı. Eski sandalyeler çıkarılır, komşular kapı önlerinde toplanırdı. Sonra bir yerde mutlaka ateş yakılırdı. O ateş sadece odun ateşi değildi aslında… İçinde umut vardı, dilek vardı, inanış vardı. Küçük büyük herkes sıraya girer, o ateşin üzerinden atlardı. Kimisi sağlık için, kimisi aşk için, kimisi bolluk bereket için…
Şarkılar söylenirdi.
Kimi zaman bir teyp sesi yükselirdi sokaktan, kimi zaman birinin diline dolanan eski bir şarkı herkese bulaşırdı. Kahkahalar birbirine karışırdı. O gecelerde kimsenin kimseye yabancı olmadığı bir sıcaklık vardı.
Bir de dilekler…
Kağıtlara yazılan umutlar, çizilen evler, arabalar, kalpler… Çocuk aklımla ben de dilek tutardım. Belki denizi hiç bırakmamak, belki güzel bir hayat kurmak, belki de sadece mutlu olmak… İnsan büyüyünce anlıyor; bazen en değerli şey o dileği kurabildiğin günlermiş.
Ertesi gün ise Kordon’un yolu tutulurdu.
İzmir’in o kendine has rüzgarı yüzümüze vururken insanlar bayram havasında dolaşırdı. Kimi çimlerde oturur, kimi çekirdek çitler, kimi çocuklarını gezdirirdi. Sonra Fuar… Ah o eski Fuar günleri… Kalabalığı bile güzel gelirdi insana. İzmir’in yaşadığını hissederdiniz.
Bugün dönüp bakınca şunu fark ediyorum:
Hıdırellez sadece bir gelenek değildi. İnsanların birbirine daha yakın olduğu zamanların hatırasıydı. Aynı ateşin etrafında buluşabilmenin, aynı şarkıya eşlik edebilmenin güzelliğiydi.
Şimdi hayat çok hızlı.
Ama ne zaman Hıdırellez gelse, içimde hâlâ Güzelyalı sokaklarında ateş üstünden atlayan o çocuk yaşıyor.
Ve insan, kaç yaşına gelirse gelsin, biraz umutla yaşamaya devam ediyor.