Sessiz vedalar...

Bu kez savaştaki kayıplardan söz etmeyeceğim. Kanser vakalarındaki sessizce sönmüş hayatlar konumuz.

Geçen hafta çarpıcı bir kitap çıktı: Sessiz vedalar.. Dr.Serap Gülüç’ün kaleme aldığı kitapta kanser illetini yenemeyerek son nefesini veren hastaların gerçek öyküleri var. 65 yaşındaki bir akciğer kanseri vakası.. 50 ve 73 yaşlarında iki pankreas kanseri vakası.. 36 yaşında bir meme kanseri vakası.. 45 yaşında bir kalın barsak kanseri vakası. 70 li yaşlarda bir mide kanseri vakası..60 lı yaşlarda bir karaciğer kanseri vakası.. 7 gerçek sessiz veda…

Kitap, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide yaşanan duygusal anları yalın ve etkileyici bir dille aktarıyor. Almanya’da görev yaptığı palyatif tıp ünitesinde edindiği deneyimlerden yola çıkan Gülüç, farklı inançlardan ve hayat hikâyelerinden gelen hastaların son anlarına tanıklığını satırlara taşıyor. “Sessiz Vedalar”, yalnızca hastaların değil onların yanında duran, bekleyen ve hisseden insanların da hikâyesini anlatıyor.

Kitapta ölüm, bir son olmanın ötesinde yüzleşme, kabulleniş ve kimi zaman geç kalınmış duyguların ifadesi olarak ele alınıyor. Duygusal derinliği ve gerçek yaşanmışlıklardan beslenen anlatımıyla dikkat çeken “Sessiz Vedalar”, özellikle sağlık çalışanları, kanser hastaları ve yakınları için güçlü bir rehber..

Çevremde arkadaşlarım, dostlarım dahil bu ölümcül hastalığa yakalanmış çok kişi var. Savaştan galip çıkan da oldu, sessizce bizlere veda eden de.. Mücadelesini sürdüren de..

“Ben babamı 2021’de prostat kanserinden kaybettim. Hala her gün onu arıyorum. Benim kahramanım. O kanserinin direnci ve agresifliği nedeniyle bir yıldan kısa sürede gitti. O kadar hızlı ilerledi ki.. 37 yaşındayım ve testlerde meme kanseri olduğumu öğrendim. Kız kardeşim hemen mammografi randevusu aldı. Başka bir akrabam da meme kanseri geçirdi. Teyzem ve amcamın ikisi de kanser ancak hala hayattalar. Anneannem kanserden öldü , babaannem de öyle. Sanki kanser ailemi yutmuş gibi hissediyorum. Hepimiz vücudumuz konusunda her zamankinden daha tetikte ve bilinçli olalım “diyor bir arkadaşımız.

Kanserlerin çoğu genetik mutasyonlar sonucu oluşsa da, sadece %5-10’u doğrudan aileden kalıtsal olarak geçiyor. Genellikle kanser, yaşam tarzı ve çevresel faktörlere bağlı sonradan oluşan değişikliklerden kaynaklanıyor. Ancak meme, yumurtalık, barsak ve prostat gibi bazı türlerde aile öyküsü riski önemli ölçüde artırabiliyor.

Teşhis konduktan sonra meşakkatli bir süreç başlıyor. Ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavileri.. Yayılımın kontrolü açısından tetkikler.. Belki tekrarlayan operasyonlar.. Hastalar bitap düşüyor. Bazen iki adım yürüyemiyorlar.

Aslında günümüzde tüm kanserlerin %50 sinden fazla önlenebilir ve 3 de 2 si tedavi edilebilir hale gelmiş durumda. Hal böyle iken kanser söz konusu olduğunda artık başarısızlıklardan çok başarılar konuşulmaktadır / konuşulmalıdır. Bilim insanları olarak dünyanın dört bir yanında kanser sonuçlarını daha da iyi hale getirmek için her geçen gün önemli adımlar atmaktayız.

Peki neden kanserleri tedavi etmeye ve anlamaya yönelik özellikle son 40 yılda olağanüstü çabalar ve yüz milyarlarca doları aşan para harcanmasına rağmen, her yıl kanser nedeni ile 10 milyonu aşkın yaşam kaybı gerçekleşmektedir?

Bunun 3 ana nedeni var..

  1. Bu hastalıklar grubunun, henüz bir kısmı netleşmeyen, binlerce sayı ve çeşitte moleküler ve genetik mekanizmalar barındırması,
  2. Kanserlerin insan vücudunda kompleks bir tümör çevresi içinde organize olması
  3. Kanserli hücrelerin, neredeyse akıllı bir organizma gibi davranarak, kendilerini çevresel koşullara hızlıca adapte etmeleri ve buna bağlı olarak ilaçlara direnç geliştirmeleri

Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre her yıl 8,2 milyon insan kansere bağlı yaşamını kaybetmektedir (tüm yaşam kayıplarının %13’ü) . 20 yıl sonra yeni tanı kanser vakalarında %70 artış beklenmektedir. Kanser tek bir hastalık değildir 100’den fazla sayıda ana kanser çeşidi mevcuttur, bu rakam alt türlerle 1000’i geçmektedir ve her birinin tanı ve tedavisi kendine özgüdür.

Kanser tedavisinde hücre biyolojisi ve genetik bilgimizi geliştirenlere büyük teşekkür borçluyuz. Bu sayede günümüzde, moleküler düzeyde kanser hücrelerini belli özelliklerini tanıyarak hedef alan akıllı ilaçlar geliştirilmeye devam ediliyor..

Kanser tedavilerindeki gelişme görmezden gelinemez düzeyde yani çok uzakta değil, 1970’lerde her 3 kanser hastasından sadece 1’i en az 5 yıllık bir sağkalım gösteriyorken, günümüzde her 3 kanser hastasından 2’sini en az 5 yıl yaşatabiliyoruz.

Cahilce yorumlar yapmak, onun bunun safsatalarına puan vermek kanserle mücadele eden ,sessiz ölüme direnenleri de üzecektir. Kanser tanısı almak, kişinin yakında yaşamını kaybedeceği anlamına gelmez, öncelikle binlerce yıllık geçmişi olan bu korkumuzdan , hocalardan hacılardan, kanser ilacı diye yutturulan karışımlardan, çevremizden ya da sosyal medyadan gelen cahil cühela yorumlardan kurtulmamız gerekiyor.

Cehalet, yenilmesi gereken en büyük düşmandırMustafa Kemal Atatürk